İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 114. BİRLEŞİM · CUMA

Ankara milletvekili levent gök ve 72 milletvekilinin, başkent doğalgaz dağıtım anonim şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)

Ertuğrul Kürkcü

Mersin Milletvekili ·

Genel Kurul, 114. Birleşim · 3. yasama yılı · 31 Mayıs 2013 · 1.030 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ertuğrul Kürkcü, 31 Mayıs 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANKARA MİLLETVEKİLİ LEVENT GÖK VE 72 MİLLETVEKİLİNİN, BAŞKENT DOĞALGAZ DAĞITIM ANONİM ŞİRKETİNİN DEĞERİNİN ÇOK ALTINDA BİR İHALE BEDELİ İLE ÖZELLEŞTİRİLMESİNİ ONAYLAYARAK KAMUYU ZARARA UĞRATTIĞI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/28)); konuşma 1.030 kelime.

Ertuğrul Kürkcü (Mersin). “Ankara milletvekili levent gök ve 72 milletvekilinin, başkent doğalgaz dağıtım anonim şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-kurkcu-24-2013-05-31-ankara-milletvekili-levent-gok-ve-72-milletvekilinin-baskent-dogalgaz (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=23804

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin)Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu gensoru önergesinin ortaya koyduğu gerçek bir mutlak gerçek, bunun üzerinde tartışılacak bir taraf yok. Başbakan, kendisi, bu özelleştirme söz konusu olduğunda, kendi değerinin altında bu şirketin satılamayacağını, buna rıza gösteremeyeceklerini söylemesine rağmen Başbakan olarak, kendi değerinin çok altında, 3 milyar dolar gelir beklenirken 1,44 milyar dolar karşılığında bu satışın onayını, Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararını onayladı. Böylelikle, apaçık, kendisi “Kârlılık olayını milletimizin lehine düşünmek zorundayız, ‘Biz sıkıştık şu anda paraya ihtiyacımız var, ne yapalım hemen.’ diyemeyiz, yok öyle şey, Türkiye malının kıymetini bilen bir ülke konumunda.” derken, bizzat kendisi kendi sözünü nakzederek bu özelleştirmeyi onayladı. Dolayısıyla, burada, kamunun zarara uğratılmış olduğu Başbakanın kendi sözleriyle sabit iken bu mutlak hakikat üzerine uzun boylu konuşmaya gerek yok. Bu böyle. Böyle demiş mi Başbakan? Demiş. Bu mantığı sürdürmüş mü? Sürdürmüş. Sonunda özelleştirme ihalesi yapılmış mı? Yapılmış. Zarara uğramış mıyız Başbakanın görüşüne göre? Evet, zarara uğramışız çünkü Başkent Doğalgaz Şirketinin yüzde 80’i kamu mülkü olduğuna göre, bu kamu mülkünde hepimizin bir nebze payı olduğuna göre, hepimiz adına yapılan bu satış hepimizi zarara uğratmıştır. Bu kadar açık. Ancak bu ilk kez yapılan bir şey değil. Bir bakıma, bu Hükûmetin genel yönelimine baktığımız zaman, özelleştirme Tayyip Erdoğan Hükûmeti bakımından bir nevi doktrin özelliğindedir. Herhangi bir kamu mülkünün özelleştirilmeden durması Başbakan ve onun iktisat anlayışıyla Türkiye'de hükûmet eden bakanlıklar açısından mantığa, ticarete, kârlılığa ihanettir, kamu mülkü olan hiçbir iktisadi işletme olmamalıdır. Oysa çok basit sebeplerle bunun böyle olamayacağını biliyoruz, bu basit doktrin aslında kamu adına hükûmet eden Hükûmeti bir bütün olarak kamu adına iktisada, siyasete, toplumsal hayata müdahil olabileceği bütün enstrümanlardan yoksun bıraktığı için önünde sonunda bir hükûmetin böylesine bir özelleştirme doktrinine saplanıp kalması kendi ayağına ateş etmesinden daha başka bir şey değildir. Meğer ki o Hükûmet kendi kaderini bir avuç kapitalistle özdeş görmesin. Nitekim bu özelleştirme sürecinde de Hükûmete yakınlığıyla bilinen Torunlar şirketine ihalenin gittiğini hep birlikte biliyoruz. Bütün özelleştirme ihalelerinin son beş yılda yapılan çok büyük ölçüde Hükûmete yakınlıklarıyla bilinen ticari, sınai gruplara, kapitalist holdinglere gittiği malumumuzdur.

O nedenle ben burada sadece bu özel meselede bir usulsüzlükle karşı karşıya olduğumuz kanısında değilim, bir bütün olarak Hükûmetin Özal mantığından devralıp sürdürdüğü ve şahikasına çıkarttığı özelleştirme, her şeyin özel ellerde olması, kamunun, iktisadın yönetiminde herhangi bir söz sahibi olmamasına dayalı zihniyetin aslında dünyada bizzat bu zihniyetin temsilcileri, bunun kurucuları Friedman ve diğerleri tarafından çoktan terk edilmiş olduğu hâlde bizde bir şekilde anakronik bir tarzda sürdürülüyor ve esasen dünya kapitalist kriz içerisinde debelenirken bu enstrümanları birer birer elden çıkartmanın bu Hükûmete de ne kadar pahalıya mal olacağını yakında hep beraber göreceğiz. Ancak, burada, bir başka noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu tarzı siyaset, esasen, Adalet ve Kalkınma Partisinin ne yapacağıyla, Hükûmetle, Meclis grubuyla, Bakanlıklarla bir bütün olarak yönetim aygıtıyla Başbakan arasında kurulmuş olan son derece kırılgan bir dengeye dayanmaktadır. Bu bir tek adam rejimiyle ilgilidir. Başbakan, bir tek adam rejiminin sözcüsü olarak, şimdi, artık, kendinden önceki cumhuriyet tarzını devreden çıkarttığını, eski cumhuriyetin yıkıldığını ve yerine yeni bir cumhuriyet kurulduğunu açıkça değilse de dolaylı yoldan ifade etmektedir. Şimdi yeni bir devletle karşı karşıyayız, yeni bir siyaset tarzıyla karşı karşıyayız, yeni bir hükûmetle karşı karşıyayız. Bu Hükûmet, esasen, devlet işlerini Parlamentoda değil, Parlamentonun dışında bir dizi iş adamları çevresi, çeşitli uluslararası şirketler ve diplomatik heyetler ile Başbakan ve bakanlarından bir bölümünden oluşan bir yeni riyaset sistemiyle yürütmektedir. Biz, bunun, bir tek adam rejimi, bir tek parti rejimi olduğunu söyleye geliyoruz ama bu, daha da çok incelenmesi gereken, özellikleri hakkında daha da çok düşünmemiz gereken bir yeni düzendir.

Şimdi, dolayısıyla, bu yeni düzen eskiyi aratan bir düzendir. Eski oligarşik rejim, eski yekpare rejim bundan daha matah bir şey değildi, ama bu cendereden çıkmayı ümit eden büyük halk kitleleri; çalışanlar, üretenler, kadınlar, gençler, çiftçiler, bunların hiçbiri kendilerini sermayenin mutlak iktidarına terk etmeyi arzuluyor da değillerdi. Tam tersine, bunun karşısına çıkacak -Başbakanın kelimeleriyle söyleyeceksek- yoksulun, garibanın, ezilenin, itilenin, kakılanın hakkını soracak bir rejim beklentisi içerisinde ilk on yıl bu Hükûmete destek verdiler, ama son beş yıldır adım adım görüyoruz ki aslında, eski tekçiliğin yerini yeni bir tekçilik almıştır, eski ulusalcı otoriterliğin yerini şimdi yeni bir İslami otoriterlik almak üzeredir. Bunun işaretlerini her yerden görüyoruz, Taksim’de süren kavga, İstanbul üzerinde süren kavga bu yönetim tarzının apaçık bir göstergesidir. Bir tür rövanşizmle karşı karşıyayız. Taksim’de Topçu Kışlası’nın yapılması iddiası sadece ve sadece Taksim’e bir eski simgenin kazandırılması, oraya bir AVM kurulması kavgası değildir; bu, aynı zamanda 31 Mart Vakası’yla bir hesaplaşmadır. Üçüncü köprüye “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” denilmesi sadece ve sadece bir padişahın anısının canlandırılması meselesi değil, hem Alevi katliamlarının hem de hilafetin devrinin, hilafetin Memlûkler’den kendisine devredilmesinin, Osmanlı’nın anısını canlandırmaktır. Türkiye hilafetle hesaplaşmış ve bir kenara koymuşken şimdi bu hilafeti modern koşullarda sembolik olarak bu köprü vasıtasıyla boğazın iki yakasına kurmak sadece ve sadece bir köprü kurmak değil, aynı zamanda bir zihniyet kurmaktır.

Dolayısıyla, şu an karşı karşıya kaldığımız hükûmet etme tarzı bir bütün olarak Türkiye'nin tarih öncesine geri dönmek, burada bir onay mekanizması yaratarak mütedeyyin kitlelere aslında kendilerinin geçmişte kaybettikleri değerlerin iade edildiği illüzyonunu yaratarak monolitik bir iktidar kurmakla ilgilidir. O yüzden Taksim’de süren kavga canhıraş bir kavgadır, o yüzden 1 Mayısta insanlar inşaat çukurlarına kafalarından tokmaklanarak gömülmüşlerdir, o yüzden Gezi Parkı’ndaki binlerce insan, sevgili kardeşimiz, yoldaşımız Sırrı Süreyya Önder’de aralarında olmak üzere, üç gündür gazlanmaktadırlar.

Sırrı Süreyya Önder arkadaşımızı omzundan gaz kapsülüyle vuranları affetmeyeceğiz, onların Başbakanlarını da affetmeyeceğiz, bunun hesabını kalubelaya kadar sormazsak namerdiz. Bu hesabı soracağız, bu hesabı alacağız. Bunu yapamazsınız, kentin sahibi değilsiniz, Türkiye'nin sahibi değilsiniz, mülkün sahibi değilsiniz. Eğer Müslüman’sanız mülkün sahibi Allah’tır, eğer bu ülkenin yurttaşıysanız mülkün sahibi yurttaşlardır. Siz onların ancak hizmetkârı olabilirsiniz; budur. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun)Evet, biz milletin hizmetkârıyız, doğru.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Milletin hizmetkârı milleti sopalamaz, milletin hizmetkârı milleti gazlamaz. Bu ne biçim hizmet? Hizmetiniz batsın!

SONER AKSOY (Kütahya)Kes sesini!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Sesimi kesmek istersin ama kesemezsin. Ben buradayım, konuşuyorum, sen de beni dinliyorsun; varsa cevabın gelecek konuşacaksın.

SONER AKSOY (Kütahya)Bağırmadan konuş!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Yok verecek bir cevabın, sopadan başka bir aracın yok elinde.

SONER AKSOY (Kütahya)Bağırmadan konuş!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla)Şiddetten başka bildiğin bir şey yok. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar) Pabuç kadar dilinden başka bir cihazın yok, kafanın da içi bomboş.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 31 Mayıs 2013

27 konuşmanın tamamı →