İçeriğe atla

27. DÖNEM · 600 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

HDP Grubu önerisi münasebetiyle

Genel Kurul, 116. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Temmuz 2020 · 565 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gülüstan Kılıç Koçyiğit (Halkların Demokratik Partisi), 22 Temmuz 2020 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HDP Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 565 kelime.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit (Halkların Demokratik Partisi, Muş). “HDP Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2020. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gulustan-kilic-kocyigit-27-2020-07-22-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=90447

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Size de yeni görevinizde başarılar diliyorum Sayın Başkan.

Sözlerime başlamadan önce, 22 Temmuz 1980 yılında kontrgerilla tarafından, gizli odaklar tarafından katledilen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun kurucusu ve aynı zamanda ilk Genel Başkanı Kemal Türkler’i saygıyla andığımı ifade etmek istiyorum.

Yine, dün Muğla’da katledilen Pınar Gültekin ve ilim olan Muş Malazgirt’te erkek şiddetiyle katledilen Fatma Altınmakas’ı da andığımı ifade etmek istiyorum. Bu erkek şiddetini bir kez daha kınayarak bu erkek şiddetinin önüne geçmek için İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı Yasa’nın hayati olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bizim önergemiz, aslında, son dönemlerde Van’da yaşanan göçmenlik krizi üzerinedir. Evet, biliyorsunuz, aslında, dünyanın birçok yerinde savaşlar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, dinî ve mezhepsel çatışmalar nedeniyle ciddi göç hareketleri olmakta ve insanların çoğu kendi doğdukları ülkelerinden başka coğrafyalara göç ederek mülteci statüsüne ulaşmaktadırlar. Bu anlamda, Türkiye, Asya ile Avrupa arasında olması nedeniyle aslında temel bir geçiş güzergâhıdır ama bütün bu geçiş güzergâhı olmasına rağmen ne yazık ki göçmenlerin hayatını, göçmenlerin yaşam koşullarını ve en temelde de göçmenlerin yaşamaları için gerekli önlemleri almamaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben size birkaç rakam ifade etmek istiyorum. Örneğin, Birleşmiş Milletlerin Mülteciler Yüksek Komiserliğinin yayınladığı bir rapor var. Bu rapora göre Türkiye’de 3,6 milyon Suriyeli, 170 bin Afgan, 142 bin Iraklı, 39 bin İranlı, 5.700 Somalili ve diğer uyruklardan 11.700 kişi olmak üzere toplam 4 milyon sığınmacı yaşamaktadır. Bu tabii ki çok büyük bir oran değerli arkadaşlar ve bu oranı karşılamak açısından da gerçekten yapısal önlemlerin ve yasal mevzuatın buna uygun hâle getirilmesi gerekiyor.

Şimdi, Türkiye 1951 yılındaki Mülteci Sözleşmesi’ne imza koydu, bu sözleşme 1961 yılında yürürlüğe girdi fakat bu sözleşmeye coğrafi bir çekince konuldu, ne denildi: “Doğudan gelen göçmenleri mülteci statüsüne kabul etmiyorum ve bunlara mülteci olarak da yaklaşmayacağım.” Şimdi, bunun yarattığı ciddi zorluklar var yani Afganistan’dan, Pakistan’dan, Hindistan’dan ya da Afrika’nın diğer ülkelerinden gelenleri mülteci olarak kabul etmediğimiz için bunların mülteci olarak başvurusunu almıyoruz ve bunların bir başka ülkeye gitmeleri için de aracılık etmiyoruz. Bu anlamıyla, aslında, geldiklerinde görüldükleri yerde, gittikleri ülkelerde yaşam koşulları olup olmadığına bakılmaksızın hızlı bir şekilde sınır dışı ediliyorlar ve bu sınır dışı edilmeler sırasında hem yolda ciddi yaşam riskleriyle karşılaşıyorlar hem de gittikleri ülkelerde aslında kaçış nedenlerine bağlı olarak yaşam hakları tehdit edilebiliyor ki biz bunu İran’da görmüştük.

Şimdi, Van niye özel? Değerli arkadaşlar, Van’ın 4 ilçesi İran’la sınır komşusu, 295 kilometrelik bir sınırı var ve şu anda aslında temel bir geçiş alanı olmuş durumda.

Şimdi, yeterli önlemler alınmadığı zaman ne oluyor? Her gün facialar oluyor değerli arkadaşlar. Bakın, 2002 yılında, Van Çaldıran’da karların erimesinden sonra 19 mültecinin cesedine ulaşıldı ve bunların dört ay önce öldüğü ve cesetlerinin artık çürümeye başladığı tespit edildi. Kimdi bunlar? 6 kadın, 9 çocuk ve 4 de erkekti. Evet, bunların hepsi yaşandı.

Başka ne oldu? Van Çaldıran ilçesinde yine karların erimesiyle 24’ünün donarak, 1’inin de vurularak öldüğü anlaşılan 25 göçmen cesedi bulundu. Aynı dönemde, yine, Van’ın Özalp ilçesinde 57 göçmenin bindirildiği minibüsün şarampole yuvarlanması sonucunda 17 kişi hayatını kaybetti.

Yine, Aralık 2019’da 71 göçmeni taşıyan teknenin Van Gölü’nde alabora olması sonucunda 7 göçmen yaşamını yitirdi. Ve en nihayetinde, 27 Haziran tarihinde Van Gölü’nde alabora olan teknede 100’e yakın mültecinin sular altında kaldığını biliyoruz, bunlardan 60’ının cenazesine ulaşıldı, 60’ı çıkarıldı, kalanlara hâlâ ulaşılmaya çalışılıyor fakat biz şunu biliyoruz ki birçoğunun kimlik tespiti bile yapılamayacak, ülkelerine ve ailelerine gönderilemeyecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

147 konuşma daha · 22 Temmuz 2020

147 konuşmanın tamamı →