2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 29. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Aralık 2018 · 467 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özden Kaboğlu (CHP), 11 Aralık 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 467 kelime.
İbrahim Özden Kaboğlu (CHP, İstanbul). “2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozden-kaboglu-27-2018-12-11-2019-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2017-yili-merkezi-y (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=73982
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, Divan, milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi 2019 bütçesi vesilesiyle CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Konu Anayasa Mahkemesi olduğuna göre, birinci olarak Anayasa’ya, Anayasa sorununa değineceğim, daha sonra Anayasa Mahkemesinin dünü, bugünü ve yarınına ilişkin bazı saptamalar yapacağım.
Anayasa’nın dününe bugününe baktığımız zaman, “Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” biçimindeki 11’inci madde dün de geçerliydi, bugün de geçerli, yarın da geçerli olacak.
Dün açısından, 15 Temmuz hain darbe girişimine gelinme sürecinde, maalesef, Anayasa’nın üstün hükümlerinin uygulanması yerine, bunların ihmal edilmesinin önemli bir rolü var. Yani Anayasasızlaştırma ile 15 Temmuz darbe girişimi arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır.
Bugün ise, eğer 15 Temmuzdan sonra Anayasa ve hukuk dışı OHAL uygulaması yerine adil yargılanma hakkı geçerli kılınsaydı; bugün, hukuk umudu yerine, hukuktan söz etme olanağımız olurdu. Nihayet, yarın açısından ise, yarına bakarken yine önümüze hukuk ve Anayasa’nın üstünlüğü çıkıyor. Anayasa ve hukuka dönüş için yasama, yürütme ve yargı üçlüsünde iki Anayasal kurum kilit konumunda; Yüce Meclis ve Anayasa Mahkemesi. Yüce Meclis, Anayasa Mahkemesi olduğu için Anayasa’ya aykırılık sorununa dikkat etmemeli, Anayasa Mahkemesi olduğu için, tam tersine, Anayasa’ya aykırılıktan kaçınmalı. Zira, bilindiği gibi, Yüce Meclis son iki yılda, OHAL döneminde, özellikle görevi daha çok istismarcı Anayasa değişikliğine yönlendirildi ve OHAL kanun hükmünde kararnamelerini denetleyemedi. Bu süreçte yapılan Anayasa değişikliği Türkiye'yi ulusal Anayasal kimliğinden uzaklaştırdı. Belki de bu yabancılaşma nedeniyledir ki 6771 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeye toplumu alıştırmak için “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adı verildi. Oysa “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” kavramı Anayasa’da yer almamaktadır. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi anayasallık denetiminde insan haklarına dayanan demokratik hukuk devletini madde 2’ye göre ölçüt almalıdır.
Bu açıdan, Anayasa Mahkemesinin tarihsel işlevine bakacak olursak, dönecek olursak, Anayasa Mahkemesi özellikle OHAL döneminde üç alanda bağışlanmaz ihmalde bulundu: Birincisi, OHAL tanımında; ikincisi, kanun hükmünde kararnamelerin denetiminde; üçüncüsü ise Olağanüstü Hâl İşlemlerini İnceleme Komisyonu lehine 70 bin dosyayı reddederken vermesi gereken pilot kararı vermekten kaçınması. Bu bakımdan, bugün Anayasa Mahkemesinin önemli iki mazereti ortadan kalkmış bulunuyor: Birincisi, artık olağan üstü hâl rejimi geçerli değildir, Anayasa madde 148 engeli bulunmamakta; ikincisi ise 7145 sayılı Yasa’yla tazminat komisyonuna, Anayasa Mahkemesi önünde bulunan binlerce bireysel başvuru tazminat komisyonuna yönlendirildi, iş yükü bakımından da Anayasa Mahkemesinin önceki mazereti artık kalmamış bulunuyor. Bu itibarla özellikle Anayasa Mahkemesinin önünde bulunan soyut norm denetimi yoluyla yapmış olduğu denetimler çerçevesinde somut ve bireysel başvuru üzerine denetime değinmeyeceğim.
Dört kategori işlem acildir Anayasa Mahkemesi önünde.
Birincisi: Kanun hükmünde kararnameler. Özellikle 703 no.lu Kanun Hükmünde Kararname’yle hukuk sistemi, normlar hiyerarşisi altüst edildi, bunlar.
İkincisi: Yasalaştırılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri. Bunlar aslında yasa niteliği taşımayan, on binlerce kişinin adını içeren, bu kararnameleri yapanlar ile altında imzası bulunanlar ile ek listeler sahiplerinin farklı olduğu, içerisinde birçok anayasal yanlışın bulunduğu metinler olarak Meclis tarafından yasalaştırıldı ama bunlar Anayasa Mahkemesinin önünde olduğundan mutlaka Anayasa Mahkemesi tarafından ayıklanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
142 konuşma daha · 11 Aralık 2018