Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın terörle mücadele bağlamında sarf ettiği bazı ifadeleriyle ilgili Meclisin iradesini ortaya koyması gerektiğine ilişkin açıklaması
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Haziran 2016 · 1.584 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Levent Gök (CHP), 27 Haziran 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın terörle mücadele bağlamında sarf ettiği bazı ifadeleriyle ilgili Meclisin iradesini ortaya koyması gerektiğine ilişkin açıklaması); konuşma 1.584 kelime.
Levent Gök (CHP, Ankara). “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın terörle mücadele bağlamında sarf ettiği bazı ifadeleriyle ilgili Meclisin iradesini ortaya koyması gerektiğine ilişkin açıklaması”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/levent-gok-26-2016-06-27-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-in-terorle-mucadele-baglaminda-sarf (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=50234
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)LEVENT GÖK (Ankara)Ama, daha benim sözüm bitmedi.
Yani AKP Grubu bir cevap verecek, buna cevap hakkı tanımıyorsunuz.
Bittikten sonra alacağım sözümü tekrar.
(Kâtip Üye Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu tarafından önergenin okunmasına devam edildi)
“…Özelleştirmelerle ilgili çok sayıda yargı kararı yerine getirilmeyerek kamu zararına yol açılmaktadır.
Türkiye'de özelleştirme süreci 1986 yılında başlarken 1986-2003 döneminde yaklaşık 8,2 milyar dolarlık, AKP'nin tek başına iktidar 2003-2015 döneminde ise yaklaşık 61,8 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır. AKP, siyasi iktidarının ömrünü uzatabilmek için ülkenin çok önemli tesislerini, üç dört yıllık kârları karşılığında değerinin çok altında bedellerle yandaşlarına satmıştır.
Seydişehir Eti Alüminyum AŞ'nin 305 milyon dolar bedelle özelleştirilmesinin ardından, yaklaşık değeri 2 milyar doları aşan Oymapınar HES, fabrikanın elektrik ihtiyacının karşılanması gerekçesiyle ihaleyi alan Cengiz İnşaata bedelsiz olarak verilmiştir. Yaklaşık 305 milyon dolarlık bir özelleştirmede ihale şartnamesinde olmamasına rağmen, 540 megavat kurulu gücü bulunan ve değeri 2 milyar doları aşan Oymapınar HES'in bedelsiz verilmesinin kamu yararıyla bağdaşmadığı açıktır. Danıştay da bu hukuksuzluğu ve kamu zararını tespit ederek özelleştirme işlemini iptal etmiştir.
Ancak, AKP hükûmetleri, aralarında Eti Alüminyum AŞ özelleştirmelerinin de bulunduğu çok sayıda özelleştirme işlemiyle ilgili kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamamıştır. Bu tutumun Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır. AKP bu tutumunu bir adım daha ileri götürerek özelleştirmeyle ilgili yargı kararlarını uygulamamak için 2 kez kanun çıkarmıştır. Anayasa’ya aykırı olduğu çok açık olan söz konusu kanun maddeleri Anayasa Mahkemesi tarafından 2 kez iptal edilmiştir.
AKP hükûmetleri yargı kararlarını uygulamayarak bir yandan hukuk devleti ilkesini zedelerken bir yandan da ağır bir kamu zararına yol açmaktadır. Aslında kamunun elinde olması gereken tesisler yandaş şirketlere kaynak aktarmaktadır. Hukuka ve kamu yararına aykırı bu sürecin devam etmesi kabul edilemez.
TBMM yurttaşların haklarını, hukuk devletini ve kamu yararını korumak için harekete geçmeli, bir komisyon kurarak oluşan kamu zararı boyutlarını belirlemeli, sorumluları hakkında da gereken süreci başlatmalıdır.
Bu nedenlerle, özelleştirme işlemleri konusundaki yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle oluşan kamu zararının boyutlarının belirlenmesi ve kamu zararının sorumluları hakkında yasal süreçlerin başlatılması amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.
1) Çetin Osman Budak (Antalya)
2) Aydın Uslupehlivan (Adana)
3) Elif Doğan Türkmen (Adana)
4) Haluk Pekşen (Trabzon)
5) Mazlum Nurlu (Manisa)
6) Kadim Durmaz (Tokat)
7) Lale Karabıyık (Bursa)
8) Ahmet Haluk Koç (Ankara)
9) Gülay Yedekci (İstanbul)
10) Bülent Öz (Çanakkale)
11) İrfan Bakır (Isparta)
12) Mehmet Gökdağ (Gaziantep)
13) Musa Çam (İzmir)
14) Kazım Arslan (Denizli)
15) Niyazi Nefi Kara (Antalya)
16) Ali Şeker (İstanbul)
17) Mevlüt Dudu (Hatay)
18) Cemal Okan Yüksel (Eskişehir)
19) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)
20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
21) Mahmut Tanal (İstanbul)”
2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/245)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
“Yeşil altın” olarak adlandırılan Antep fıstığı, Gaziantep ve çevre illerinin ekonomisinde önemli bir ihraç ürünü olarak, gıda üretiminde ana ve yan ürün olması, yemek kültüründe, sosyal etkileri bakımından istihdam konusunda oldukça büyük bir öneme sahiptir. Ancak, bu ürünün ekonomiye katkısı henüz istenilen seviyeye gelmemiştir. Birçok sorunla karşı karşıya bırakılmış olan Antep fıstığı üreticileri, sorunlarına ilgi gösterilmesini ve çözüm üretilmesini beklemektedir. Antep fıstığının teşvik sistemi içerisinde yer almadığı, kayıt altına alınamadığı, kaçak fıstık ticaretinin engellenemediği ve geleceğe yönelik planlamaların yapılamadığı sürece bu sektörün gelişmesi ve Antep fıstığının küresel bir markaya dönüşmesi mümkün olamayacaktır. Antep fıstığı üreticiliğinin gelişmesini, sorunlarının çözülmesini, sürekliliğinin sağlanmasını ve üretim artışıyla paralel dünya pazarlarında söz sahibi ülke konumuna gelebilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Mehmet Gökdağ (Gaziantep)
2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
3) Aylin Nazlıaka (Ankara)
4) Kadim Durmaz (Tokat)
5) Mahmut Tanal (İstanbul)
6) Necati Yılmaz (Ankara)
7) Özkan Yalım (Uşak)
8) Lale Karabıyık (Bursa)
9) Ceyhun İrgil (Bursa)
10) Seyit Torun (Ordu)
11) Haluk Pekşen (Trabzon)
12) İlhan Kesici (İstanbul)
13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)
14) Mehmet Göker (Burdur)
15) Çetin Arık (Kayseri)
16) Hüseyin Çamak (Mersin)
17) Orhan Sarıbal (Bursa)
18) Niyazi Nefi Kara (Antalya)
19) Burcu Köksal (Afyonkarahisar)
20) İrfan Bakır (Isparta)
Gerekçe:
Yaklaşık yedi bin yıldan bu yana Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yetiştiği saptanan Antep fıstığı, bölgenin en önemli markalarından biri konumundadır. Bölgede 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak geçimini sağladığı ve binden fazla firmanın ticaretini yaptığı Antep fıstığının daha geniş ve yaygın olarak üretilme ve verimliliğini artırma potansiyeline sahip olmasına karşın henüz istenilen düzeye gelinememiştir. Bunun yanı sıra, dünya pazarlarında artan rekabet Antep fıstığı ihracatında Türkiye'nin dış piyasalardaki payının ciddi şekilde azalmasına neden olmuştur. Türkiye, dünya Antep fıstığı üretiminde önceleri İran'dan sonra 2’nci sırada yer alırken son yirmi yılda ABD'den sonra 3’üncü sıraya gerilemiştir.
Ülkemizin Antep fıstığı ağaçlarının yüzde 90'ı Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Siirt’te bulunmaktadır. Antep fıstığı ağacı sayısı bakımından en çok olan il Gaziantep'te, ağaç sayısına nazaran elde edilen ürün az olmaktadır.
Ülkemizde, halk arasında Antep fıstığının sulanmadan yetiştirileceği şeklinde yanlış bir kanı yaygın olmasının yanında, sulama imkânlarının da yetersiz olması sebebiyle Antep fıstığı üretimimiz düşüktür. Antep fıstığı sulamadan değil, taban suyu seviyesinin yüksek olmasından hoşlanmaz. Ayrıca hasat elle ve hasat sonrası işlemler de yaygın olarak geleneksel yöntemlere göre yapılmaktadır. Antep fıstığı üretiminde geleneksel metotlar bırakılmalı, kalite ve verimi artıran sulamaya önem verilerek ürünler kalite derecesine göre sınıflandırılmalıdır.
Bir diğer sorun ise kaçak fıstık sorunudur. Serbest bölgenin yakın olmasından dolayı İran'dan kaçak olarak bavul ticaretiyle İran fıstığının üreticimizin satış fiyatının yarısına gelmesi çiftçilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Tedbir alınarak kaçak fıstık girişi mutlaka önlenmelidir.
Diğer taraftan, depolama süresi uzun olan Antep fıstığında piyasada kaliteli ürünün her an bulunabilmesi, fiyat istikrarı sağlanması ve üreticimizin yeterli gelir elde edebilmesi için lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsaları kurulması bir zorunluluktur. Lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsalarının hayata geçirilmesi üreticimizin ürününü değerine pazarlamasını sağlayacak, fiyat istikrarında sürdürülebilirlik ile kaliteli ürünün her an piyasada bulunabilirliği mümkün olacaktır.
Antep fıstığının devlet desteği olmadan uluslararası piyasalarda rekabet gücünü arttırması mümkün değildir. Bu amaçla, Antep fıstığı ürününe prim desteği verilmeli ve Antep fıstığının tarım havzası destekleme modeli içerisinde yer alması sağlanarak çiftçi teşvik edilmelidir. Ayrıca, küçük ölçekli Antep fıstığı işletmeleri kooperatifleştirilerek ortak hareket etmeleri sağlanmalıdır.
Bir marka ürün olan Antep fıstığını bu durumdan kurtarmak amacıyla TBMM’de bir komisyon kurularak fıstık üreticilerinin sorunlarının yerinde tespit edilerek tedbirlerin alınması sağlanmalıdır.
3.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu ve 21 milletvekilinin, Kırklareli ili Demirköy ilçesi İğneada beldesinde yapılması planlanan nükleer enerji santralinin Kırklareli ve Trakya bölgesine vereceği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Çevre duyarlılığından yoksun, plansız ve çarpık sanayileşme sonucu Kırklareli ilimizin ormanları, bitki örtüsü, havası, suyu, toprağı ve bölgede yaşayan yöre halkı ciddi tehdit altındadır.
Kırklareli ili Demirköy ilçesi İğneada beldesinde yapılması planlanan nükleer enerji santralinin Kırklareli ve Trakya bölgesine vereceği zararların belirlenmesi, sağlıklı ve dengeli bir çevre için gereken yasal tedbirlerin alınması amacıyla Anayasanın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
1) Vecdi Gündoğdu (Kırklareli)
2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
3) Kazım Arslan (Denizli)
4) Aytuğ Atıcı (Mersin)
5) Mehmet Gökdağ (Gaziantep)
6) Mazlum Nurlu (Manisa)
7) Kamil Okyay Sındır (İzmir)
8) Tekin Bingöl (Ankara)
9) Ali Şeker (İstanbul
10) Çetin Arık (Kayseri)
11) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)
12) Gülay Yedekci (İstanbul)
13) Mahmut Tanal (İstanbul)
14) Mevlüt Dudu (Hatay)
15) Cemal Okan Yüksel (Eskişehir)
16) Kadim Durmaz (Tokat)
17) Hüseyin Çamak (Mersin)
18) Necati Yılmaz (Ankara)
19) Niyazi Nefi Kara (Antalya)
20) Orhan Sarıbal (Bursa)
21) İbrahim Özdiş (Adana)
22) Mehmet Göker (Burdur)
Gerekçe:
21’inci yüzyılda ülkemizin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunların başında soluduğumuz havaya, içtiğimiz suya ve beslendiğimiz toprağımıza karşı yapılan ve yapılması planlanan saldırılar gelmektedir.
Çevre duyarlılığını ekonomik rant uğruna görmezden gelen çarpık sanayileşme anlayışı, Kırklareli’yle birlikte tüm Trakya bölgemizin sahip olduğu doğal ve kültürel zenginliklerini tehdit etmektedir.
Kırklareli ilimiz dağ, deniz, göl, mağara, kumul, orman ve dere ekosistemine ilave olarak dünyada eşi benzeri olmayan longozları bünyesinde barındıran eşsiz bir coğrafyaya sahiptir.
Eşsiz doğal zenginliklere sahip bölgemizde bir yandan biyolojik çeşitliliği korumak için uluslararası sözleşmeler imzalanıp milyonlarca dolarlık harcama yapılırken, bir yandan da çimento ve kömür limanı, taş ve maden ocakları, termik santral, bunlar da yetmezmiş gibi bir de nükleer santral kurulması planlanmaktadır.
Gelişmiş batı ülkelerinin kendi ülkelerinde yeni bir nükleer enerji santrali kurulmasına izin vermediği, eski santrallerin çevreye zarar vermeden nasıl tasfiye edileceği tartışıldığı günümüzde, olası bir kaza durumunda 15-20 milyon insanımızı etkileyecek, eşsiz coğrafyaya sahip Kırklareli bölgemizde nükleer santral planlanması akıl ve bilimle bağdaşmamaktadır.
Nükleer enerji santral kazaları ve atık kaynaklı radyasyon, gözlemlenemez ve etkisi geç anlaşıldığı için bilimin ve risk gurubundaki insanların yeterince bilmediği, dünya çapında felaketlere neden olan, sonuçları öldürücü, gelecek kuşaklar için tehlikeli risklerdir. Bunun örneği Çernobil kazasıyla yaşanmış, santralin olduğu bölgeden yüzlerce, hatta binlerce kilometredeki uzak bölgeler, ülkemizde başta Karadeniz ve Trakya bölgemiz ile Kırklareli ilimiz olmak üzere milyonlarca insan etkilenmiş, kazanın sonuçları yıllar geçmesine rağmen hâlâ tam olarak tespit edilememiştir.
Bölgemizde kurulması planlanan nükleer santralle bölgedeki ekosisteme geri dönüşsüz zararlar verilecek, Trakya'nın ve İstanbul'un yaşam pınarı lstranca Dağları, suları, havası, toprağı, bitki örtüsü, kuşu kurdu, börtü böceği, dünyada sayılı subasar ormanları, endemik türleri, kültürel çevremiz, antik mirasımız tehdit altına girecektir.
İğneada'da yapılması planlanan nükleer santralde bir kaza olması durumunda İstanbul'un yanı sıra, Trakya'nın tamamı ile Kuzey Ege büyük tehdit altında kalacak, Marmara, Batı Karadeniz, kıyı Ege ve kıyı Akdeniz de oluşacak radyasyon bulutundan etkilenecektir.
Kırklareli bölgemizde çevre duyarlılığından yoksun, plansız ve çarpık sanayileşme anlayışının ve uygulamalarının bu şekilde devam etmesi durumunda, Kırklareli ve Trakya bölgemiz yıllar içerisinde yaşanılamayan, üretilemeyen bir bölge konumuna gelecektir.
Bu doğrultuda, Kırklareli ili Demirköy ilçesi İğneada beldesinde yapılması planlanan nükleer enerji santralinin Kırklareli ve Trakya bölgesine vereceği zararların belirlenmesi, bölgede çevresel sorunların ivedilikle çözülmesi ve yaşanır ve üretilen bir çevre için gereken yasal tedbirlerin alınması amacıyla bir Meclis araştırmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
98 konuşma daha · 27 Haziran 2016