Cezaevlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması
Şırnak Milletvekili ·
HDP
Genel Kurul, 102. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Haziran 2017 · 566 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Leyla Birlik (HDP), 7 Haziran 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Cezaevlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması); konuşma 566 kelime.
Leyla Birlik (HDP, Şırnak). “Cezaevlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 7 Haziran 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/leyla-birlik-26-2017-06-07-cezaevlerinde-yasanan-sorunlara-iliskin-gundem-disi-konusmasi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=59914
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)LEYLA BİRLİK (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, 2 Eş Genel Başkanı ve 9 milletvekili arkadaşı hukuksuz bir şekilde aylardır cezaevinde rehin tutulan; milyonlarca insanın, iradesi olarak görüp oy verdiği bir partinin üyesi olarak Türkiye’deki cezaevlerinde yaşanan hukuksuzlukları dile getirmek, insanca ve onurluca bir yaşam mücadelesi veren binlerce siyasi tutsağın sesini bir nebze de olsa duyurmak için söz almış bulunmaktayım.
Tarih boyunca iktidarlarca kendileri için tehlike olarak gördüğü kişileri baskı altında tutmak, kişiliksizleştirmek ve toplumla olan bağını koparmak için ortaya çıkarılan, icat olunan cezaevlerinin en vahşi uygulamaları ne yazık ki Türkiye’de sistematik bir şekilde devam etmektedir. Her gün iktidar, bu aygıtı kullanarak kitleler üzerinde hegemonyasını güçlendirmek istemiştir ama bilinmelidir ki bugüne kadar hiçbir fikir ve ideoloji bu yöntemlerle yok edilememiş, aksine, fikirleri ve idealleri uğruna yaşamlarını ortaya koyanlar bütün işkence, hatta katliamlara rağmen hiç tereddüt etmeden direnmiş ve tarihte insanlık onuru adına en güzel mirasın yaratıcıları olmuşlardır. Bilinmelidir ki bu ülkede zindanlar, aynı zamanda yeniden doğuşun ve insanın sahip olabileceği onurlu yaşamın yaratılma umudu; asla ve asla inandığı değerlerden taviz vermeyen, darağacına yürüyen Denizler; Diyarbakır vahşet zindanlarında üç kibrit çöpüyle başlayıp bedenleriyle alevleri büyüterek çağımızı aydınlatan Mazlumlar, Ferhatlar ve Eşreflerin tarihe yön verdiği anlar olmuştur.
Bizler, zindanlardaki vahşete karşı bedenlerini ölüme, aslında ölümsüzlüğe atan ve bunu “Biz yaşamı, uğrunda ölecek kadar çok seviyoruz.” şiarıyla taçlandıran kahramanların geleneğini sahiplenmiş bir partiyiz. İşte böyle bir geleneğin sahibi, milyonlarca insanın iradesi olan, Meclisin üçüncü büyük partisi ve tek muhalefet sesi olan partimize yönelik gerçekleştirilen 20 Mayıs ve 4 Kasım darbeleriyle halkın iradesi Meclisten çıkarılmak istenmiş, Eş Genel Başkanlarımız Sayın Figen Yüksekdağ, Sayın Selahattin Demirtaş’la birlikte milletvekillerimiz, binlerce yönetici üyemiz tutuklanarak sindirilmek istenmiştir. Yine, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Sayın Sebahat Tuncel ve partisinin binlerce yöneticisi, üyesi aynı şekilde gözaltına alınmış, tutuklanmış, rehin alınmışlardır. Halkın yüzde 80, yüzde 90’larla seçmiş olduğu 100’e yakın belediye eş başkanı tutuklanarak, yerine Hükûmetin kayyum olarak atadığı memurlar, halkın iradesini uyduruk gerekçelerle hiçe sayarak gasbetmişlerdir.
2002 yılında 59.429 tutuklu ve hükümlüyle iktidarı devralan AKP Hükûmeti döneminde bu sayı 200 binlere çıkmıştır. “Bir şiir okuduk ve bu yüzden zindanlarda zulme uğradık.” diyerek kendini iktidara taşıyanlar, fikirlerinden dolayı binlerce siyasetçiyi, aydını, yazarı, gazeteciyi işten çıkarmış, ağır cezalarla zindanlara atmış ve ne ironiktir ki Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın yazmış olduğu “Cesaret Bulaşıcıdır” şiirinden korkup yasaklamıştır.
Türkiye’deki cezaevlerinde yaşanan en temel sorunların başında tecrit olgusu ve hasta tutsakların durumu gelmektedir. Sayın Öcalan on sekiz yıldır İmralı’da tecritte tutuluyor ve son altı yıldır avukatlarıyla görüşme hakkı elinden alınıyor, ailesiyle dahi görüştürülmüyor. Tek buna bile baktığımızda Türkiye’deki cezaevlerindeki hak ihlallerinin boyutunu görebiliriz. Bugün siyasi iktidar, bu sorunu görmezden gelerek, çözüm üretmeyerek ve uluslararası mevzuatların uygulanmasını engelleyip gerekli tedbirleri almayarak bu sorunun daha da büyümesine neden olmaktadır.
Türkiye’de idam cezası 2002 Ağustosunda imzalanan Avrupa Birliği üçüncü uyum paketiyle kaldırıldı ama ne yazık ki Türkiye’deki cezaevlerinde hukuken kaldırılmış gibi gösterilen idam, on beş yıldır fiilî bir şekilde uygulanmaktadır. Son beş yılda zindanlarda 451 hasta tutsak yaşamını yitirmiş ve idam cezasının kaldırıldığı 2002’den bu yana yaklaşık 3 bin tutsak fiilî idam cezası uygulamalarıyla karşı karşıya gelerek ölüme terk edilmiştir. Şimdi soruyorum size: Cezaevlerinde binlerce tutsağın göz göre göre ölüme terk edilmesi idam değil de nedir? Siyasi iktidar hâlen gerekli idari önlemleri almadığından dolayı, 300’ü ağır 900’e yakın hasta tutsak, insanlık dışı bir kin ve nefretle, ölümle yüz yüze kalmaktadır. Bizler, hukukçuların bu kadar hukuksuzluk yarattığı bir tek rejim biliriz; o da otoriter dikta rejimlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 7 Haziran 2017