2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Tümü münasebetiyle
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 39. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Aralık 2018 · 2.487 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Naci Bostancı (AK Parti), 21 Aralık 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Tümü münasebetiyle); konuşma 2.487 kelime.
Mehmet Naci Bostancı (AK Parti, Ankara). “2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Tümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-naci-bostanci-27-2018-12-21-2019-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2017-yili-merkezi-y (erişim: 27 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=75349
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara)Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu bütçe görüşmeleri Plan Bütçede yapıldı, orada çok değerli tartışmalar gerçekleştirildi.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu)Hiçbir şey değişmedi.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Burada da on iki gün boyunca bütün partilere mensup arkadaşlarımız, kimi zaman bütçeyle doğrudan ilgili, kimi zaman dolaylı olarak ilgili, kimi zaman da en azından bizim durduğumuz yerden bakıldığında bütçeyle ilişkisini kurmakta güçlük yaşadığımız bağlantılar üzerinden bütçeye ilişkin değerlendirmeler yaptılar. Bunların hepsi son derece önemlidir ve hiç şüphesiz temsil edilen milletin kanaatlerinin burada dile getirilmesidir. Sonuçta “demokratik rejim” dediğimiz rejimin karakteri, yapısı, burada bulunan vekillerin milletin sesi olması üzerine kurulmuştur.
Şüphesiz “gönül konuşması” derler, idealleştirirler. Söyleyenin ve dinleyenin aslında kim olduğunun önemini yitirdiği, beraberce, ortak hakikate yolculuğun yapıldığı konuşmalar. Benim gördüğüm kadarıyla Meclisimizde bu türden gönül konuşmaları çok fazla olmuyor. Söyleyen de belli, dinleyen de belli.
Bunun, tabii, bizim medeniyet dünyamızda gönül konuşmaları şeklinde ifadelendirilmesi mevcutken, Batı dünyasında da -arkadaşlar biliyorlardır muhakkak- Habermas’ın İletişimsel Eylem Kuramı –Akif Hamzaçebi, Sayın Hamzaçebi burada, geçmişte de buna ilişkin göndermelerimiz olmuştu- benzeri türden bir müzakere diline atıf yapar. Keşke öyle yapabilsek çünkü gerçekten de bir ülkenin meseleleri angajmanlardan, göndermelerden, kapak yapmalardan, çakma, lafı yerine oturtmalardan uzak bir şekilde müzakere edilebilirse herhâlde ancak o zaman sözlerin birbirini tamamladığı bir dil evreni teşekkül eder.
Farisilerin bir sözü vardır, “…”(x) derler, her bir insan diğerinin uzvu gibidir. Toplumu anlatır. Aslında dil de böyledir, her bir kelime diğerinin bir parçasıdır. Bir toplum toplam dilde -tam da Farisilerin dediği gibi- her bir dili diğerinin parçası yapabiliyorsa toplum hâline gelmiştir, yapamıyorsa aslında hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir problem vardır.
Problemlerine rağmen, müzakereye katkı veren dille, anlatım tarzıyla, değerlendirmelerle birlikte bence verimli bir bütçe görüşmesi oldu. Arkadaşların çok çeşitli eleştirilerle ifade ettikleri bu bütçenin, çok anlamlı, halka katkı yapan, Türkiye’nin gelişmesine destek veren bir bağlamı var, bunu da biz anlatıyoruz tabii ki, muhalefetten böyle bir şey de beklemiyoruz. Sayın Engin Altay sık sık buna gönderme yapar “Muhalefetten övgü beklemeyin.” diye. Doğrudur, doğrudur.
Bazı rakamlardan bahsedeyim ben de bu bütçeye ilişkin, birçok rakam söylendi. Mesela şu asgari ücret meselesi, sık sık çay, simit, çeşitli rakamlar… On altı yılda asgari ücret 184 liradan 1.603 liraya çıkmış, dolar olarak da bugünün paritesine göre 161 dolardan 300 doların biraz üzerine çıkmış. Sonuçta asgari ücret daha yukarıdaymış da biz aşağıya indirmemişiz, alttaymış yukarıya çıkartmışız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz, biz, hepimiz istemez miyiz asgari ücret bu ülkede bin dolar olsun, 2 bin dolar olsun? İsteriz. Ama aynı zamanda bunun imkânlara ilişkin bir iş olduğunu, bir mesele olduğunu bilmez miyiz? Hepimiz biliriz.
Ekonominin tanımı nedir? Ekonomi, malum, Yunanca bir kelime: “Oiko-nomia” Ev harcaması, oradan geliyor.
ATİLA SERTEL (İzmir)Saray harcaması.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Saray harcaması değil.
19’uncu yüzyılın başlarında dilimize “mebâdii ilmi servet” diye giriyor -Adam Smith’ten ilham galiba- ilmî servetin kökenleri. Sonra 1858’de Mülkiyenin kuruluşu, çeşitli okullar marifetiyle de sistematik bir nitelik kazanıyor ama ekonomi okuyanlar bilirler ki, daha girişinde der ki: “Kıt kaynaklar ile sonsuz arzular arasında kurulan bir ilişkidir.” Kaynaklar sonsuz mu? Değil, kaynaklar kıt -ekonomi biliminin bütün giriş kitaplarında yazan ifadedir- ama insanın arzuları sonsuz. Hepimiz her şeyi istiyoruz, keşke mümkün olsa.
Peki, bu koordinasyonu, bu bağlantıyı kim sağlayacak? Sırtında yumurta küfesi olan sağlayacak. Sırtında yumurta küfesi olmayan da melekler evreninde bir koro olarak konuşabilir: “Onu da ver, bunu da ver, şunu da yap, öyle de yap, böyle de yap…” Sağ olsun arkadaşlar, bunları da aslında daha iyisini yapmanın bir vesilesi kabul ederiz ama unutmayalım, kıt kaynaklar-sonsuz arzular, denklem bu. Bugün biz, yarın bu ülkenin iktidarı kimse o aynı gerçeklikle karşı karşıya kalacak.
Kıymetli arkadaşlar, başka rakamlar da var. Ben atıf yapılmayan bazı rakamları burada dile getireyim izninizle. Kadının eğitimi… Burada kadın meselesi çok konuşuluyor. 2002’de yüzde 80 olan kadın okuryazarlığını yüzde 94’e yükseltmişiz; iyi yapmışız. Ortaöğretim kademesinde kızlarda okullaşma oranı yüzde 45 iken biz bunu yüzde 83’ün üstüne çıkartmışız; iyi değil mi, iyi değil mi arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Başarı mı bu?
VELİ AĞBABA (Malatya)Sayın Bostancı, eğitimde son derece başarılısınız(!) Bravo vallahi(!)
Sayın Bostancı, eğitimde başarı sıfır.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Veli Bey, yükseköğrenimi 13,5’tan 47,3’e yükseltmişiz. Başarı değil mi bu? Başarı.
VELİ AĞBABA (Malatya)Vallahi başarılısınız eğitimde (!) Maşallah, maşallah(!)
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Son on yılda kadın istihdamını yaklaşık 3,4 milyon artırmışız, daha çok kadın çalışma hayatına girmiş. Bu ne demektir? Kadın kamusal hayata giriyor demektir, modernleşen Türkiye'nin profilinde yeni bir kadın var demektir. Hani kadın üzerine birçok konuşma yapılıyor ya, teorik lafların ötesinde somut gerçekliği dönüştüren bir AK PARTİ var, söylediğim bu.
MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman)Geç onları, geç.
SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)Yüzde 30’lardasınız kadın istihdamında.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Engelliler… Bakın, engelli memur sayısı on altı yılda 5.777’den 53.964’e yükselmiş; 53.964, evet, 10 kat artmış.
VELİ AĞBABA (Malatya)Sayın Bostancı, hâlâ atama bekleyen on binlerce engelli var.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bu iktidar engellilere çok destek verdi.
ATİLA SERTEL (İzmir)Engellilerin maaşını kim kesti?
ALİ ŞEKER (İstanbul)Engellilerin maaşını kestiniz, ailelerin sırtına yüklediniz sorumluluğu.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Ben Amasya vekiliydim, evinden çıkıp Amasya’daki Yeşilırmak’ı görmeyen engelliler vardı, İstanbul’da Boğaz’ı görmeyen engelliler vardı, yaşadıkları şehirleri sadece pencerelerden seyreden insanlar vardı, bunlar dışarıya çıktılar; başarı değil mi arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)Çadırlarda insanlar yanıyor.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)AR-GE harcamaları keşke daha yukarıda olsa, çok önemli, katılıyorum, burada muhalefet çok da vurgu yaptı. Ama biz de 0,51’den 0,94’e çıkarmışız; iyi değil mi, başarı değil mi?
Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde on beş yılda 84’ten 43’e yükselmişiz.
GARO PAYLAN (Diyarbakır)Basın özgürlüğünde?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Patent, marka ve tasarımların ticarileştirilmesine yönelik çalışmalar neticesinde, bakın, on altı yılda yerli patent başvuru sayısı 21 kat, yerli patent tescil sayısı 27 kat, marka başvuruları 3,5 kat artmış; başarı değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
GARO PAYLAN (Diyarbakır)Basın özgürlüğünde?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bunun arkasında bir toplumsal örgütlenme, bunun arkasında bir toplumsal gelişmişlik yok mu arkadaşlar, bunun bir faili yok mu? Hepimizin el birliği var ama siyasetin de burada haklı bir yeri yok mu?
VELİ AĞBABA (Malatya)Hatta, Sayın Bostancı, üniversitelere özgürlük geldi, maşallah (!)
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Değerli arkadaşlar, bu bütçe…
VELİ AĞBABA (Malatya)“Deve sidiği şifadır.” diyenler baş tacı.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Veli Bey, bu bütçe ahlakın bütçesidir, ahlakın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya)Hakikaten, fuhuş yüzde 750 arttı döneminizde; taciz, tecavüz 1.500 kat arttı. Maşallah (!)
YELDA EROL GÖKCAN (Muğla)Sus artık, sus, dinlemeyi öğren!
VELİ AĞBABA (Malatya)Acemi!
YELDA EROL GÖKCAN (Muğla)Sus, terbiyesiz! “Acemi” diyor bana.
VELİ AĞBABA (Malatya)Terbiyesiz kendisi.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bakın, “ahlak” kelimesi “halk”tan gelir, “halk”tan, aynı kökten gelir. Bir anlamı “yaratılan”dır ama en eski dillerden olan Süryanicede halk “pay eden” anlamına gelir, “pay eden, düzenleyen.” Ne ilginç, hani şu Yunanca “demos” var ya, o da “pay eden”dir. Yani halk, pay eden, paylaşandır. “Halk” ve “ahlak” aynı kökenden geliyor. Bir bütçenin arkasında halk varsa o ahlakın bütçesidir, o düzgün bir şekilde pay edilen bir bütçedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya)Hocam, bravo vallahi(!) Gelir dağılımında adalet de getirdiniz ya(!)
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bakın, çok sözler söylenebilir, çok rakamlar söylenebilir; ben de birkaç tane söyledim.
GARO PAYLAN (Diyarbakır)Basın özgürlüğünü söyleyin(!)
VELİ AĞBABA (Malatya)Bravo(!)
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Teşekkürler.
Şimdi, asıl mesele şu arkadaşlar: Bir ülkede iktidarlar seçimle geliyor ve seçimle gidiyorsa… Öyle değil mi arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından “Öyle.” sesleri)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı)Öyle, öyle.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Muhalefetten ses gelmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASAN TURAN (İstanbul)Onlar hep aynı yerde duruyor Hocam.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul)İtalya ve Almanya’da da seçimle gelmişler.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bakın, bir ülkede iktidarlar seçimle geliyor ve seçimle gidiyorsa… Buna siz de katılıyorsunuz çünkü niyetiniz bizi seçimle götürmek değil mi, başka fikriniz mi var? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir ülkede iktidarlar seçimle geliyor ve seçimle gidiyorsa orada halk, bütçeyi yapanların ne yapıp ettiğini gayet iyi bilir ve oyunu ona göre kullanır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Engin Altay’ın kulaklarını çınlatayım -kendisi yok, belki arka sıralardadır- “Halkın aklıyla alay etmeyin.” diyor. Doğru, etmeyelim, kimse etmesin, geçmişte de etmeyelim, gelecekte de etmeyelim. Bu bütçenin arkasında halk var, halk; bu bütçeyi yapan halktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya)Halk neresinde var bu bütçenin?
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla)Neresinde halk var bu bütçenin ya!
VELİ AĞBABA (Malatya)Halk Mehmet Cengiz mi? Mehmet Cengiz mi halk?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Size halkın, emin olun, dikkatine ilişkin asırlar öncesinden Keykâvus’un Kâbusname’sinden bir örnek anlatacağım: Bir gün bir beyefendi orada yaşayan ahaliye bahçesinde yemek vermiş, milleti toplamış yemeğe. Herkes oturmuş, önlerine pilav, et, her türlü yiyecek konmuş.
VELİ AĞBABA (Malatya)Zamanında sofrada et varmış yani!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ)Ya, kes, kes!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Halkımız, ellerinde kaşık, yemeklerini yiyorlar, beyefendinin halkımıza sunduğu yemekleri. Tabii, başköşede de halka bu yemeği veren vatandaş oturuyor. Son derece memnun çünkü insanlara yemek veriyor. Hemen yanı başında birisi kaşıkla pilavı götürürken “Dur!” demiş, adam durmuş, “Kaşığında kıl var.” demiş. Adam bakmış, hakikaten kaşıkta kıl var; sonra beyin gözüne bakmış, sonra da kaşığı atmış, çıkmış gitmiş. Bey sinirlenmiş, “Ne dedik? Keşke kılı yutsaydı da gebereydi. Kötü bir laf mı ettik, kızdı bize, sofrayı terk etti. Çağırın şu utanmazı!” demiş. Çağırmışlar adamı. “Niye sofrayı terk ettin? Ne söyledim ben sana?” demiş. “Efendim, sen bizi yemeğe çağırdın, sofrana oturttun, önümüze pilavı koydun. Şimdi, biz bu yemeği yerken sen eğer benim kaşığımdaki kılı görecek kadar lokmalarıma bakıyorsan, ben senin pilavını, etini, ekmeğini yemem.” demiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Halkın dikkati, halkın. Merak etmeyin, halk herkesten çok dikkatli arkadaşlar; bin yıl önce de böyleydi, emin olun, bin yıl sonra da böyle olacak. O yüzden, kimse halkın aklıyla, dikkatiyle, ihtimamıyla, kararıyla alay etmesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bütçeler ne yaparlar? Bütçenin temel mantığı şudur arkadaşlar: Çok rakam var tabii, bakanlıklar var, o var, bu var ama temel bir mantığı var bütçenin. Bütün iktidarlar halktan toplarlar arkadaşlar, halktan toplarlar, kendi paraları yok. Halktan toplarlar, sonra da geri halka dağıtırlar; yaptıkları budur, bütçe dediğin hadise budur. Eğer bir iktidar halktan toplarken haksız ve adaletsizse ve geri dağıtırken haksız ve adaletsizse o iktidarın canına bu halk okur, okur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden, bugün bu iktidar bu bütçeyi yapıyorsa bunun arkasından halk vardır, halk. Çünkü her iktidar halk tarafından getiriliyor, yine onu götürecek olan halk.
ALİ ŞEKER (İstanbul)Ama Davutoğlu öyle gitmedi!
VELİ AĞBABA (Malatya)Hocam buna cevap ver, Davutoğlu’na cevap ver.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla)İşten attılar! Taşerona kadro verecekti, kendisi işten atıldı!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Kıymetli arkadaşlar, şimdi, tabii, siyasette laf çok, herkes çok laf söylüyor.
VELİ AĞBABA (Malatya)Buraya çalışmadın herhâlde Hoca? Bu konuya çalışmadınız herhâlde?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Yalınlık önemli, yalın bir şekilde mevzuları görebilmek önemli.
VELİ AĞBABA (Malatya)Davutoğlu’na çalışmadın herhâlde Hoca? Çalışmadığın yerden geldi Hoca.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Japonlar buna Go oyununda “…”(x) diyorlar, “derinliğin ustalığı” hatta bu Trevanian’nın da bir kitabı vardı. Bizde de şöyle diyorlar: “İlim cim karnında bir noktaydı, cahiller onu çoğalttı.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, buna biraz da deminki Keykâvus’tan örnek verdik, şimdi bir de Batı’dan örnek verelim bu mevzuya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin)Ya Türkiye’den örnek verin, Japonya, Almanya değil de. Türkiye’yi anlat!
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bizim coğrafyamız, merak etme. “Türkiye’den örnek ver.” diyorsun da Latinlerin güzel bir lafı var: “…”(x) “İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” Türkiye’den de örnek veririz, dünyanın her tarafından da örnek veririz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Mevlâna’nın o sözünü unutmayalım, pergel gibi olma işini unutmayalım.
VELİ AĞBABA (Malatya)Hocam Davutoğlu’nu kaynatma, Davutoğlu’nu.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)20’nci yüzyılın en cerbezeli felsefecilerinden birisi Ludwig Wittgenstein’dır Veli Kardeşim, müthiş bir adam.
VELİ AĞBABA (Malatya)Sayın Hocam, Davutoğlu’nu unuttun, Davutoğlu nerede?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Wittgenstein Viyanalı zengin bir ailenin çocuğu, Wittgenstein bir köyde papazlık yapmış, Cambridge’de de hocalık yapıyor. Cambridge’de hocalık yaparken aynı zamanda onunla birlikte hocalık yapan, İngiliz aklının temsilcisi Russell vardır. Bir gün Wittgenstein Russell’ın kapısını çalar “Russell, Russell, kendimi öldürmek istiyorum.” Russell soğukkanlı bir şekilde bakar Wittgenstein’a “Ne oldu, aklına ne geldi ki kendini öldürmek istiyorsun?” “Bugün başıma gelen bir felakettir, lütfen yukarı gel anlatayım.” der Wittgenstein. Biraz sonra Russell yukarıya çıkar Wittgenstein’in odasına…
HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır)“Bertrand” o, Russell değil.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)…bir yatak, bir tahta sandalye, Cambridge’deki odası bundan ibaret. Wittgenstein yüzükoyun yatmış, bir yandan ağlıyor bir yandan söyleniyor. “Anlat, nedir derdin?” der Russell.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin)Pinokyo’yu anlatın.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)“Bugün bir kaza gördüm, bir araba bir bisikletliye çarptı.” der. “Evet, bir kaza, olabilir.” der Russell. “Bisikletli düştü, araba sürdü gitti, bisikletin üzerinden düşen adam arabanın arkasından ayıp bir el işareti yaptı.” der. Russell “Tamam, hakaret etmiş.” der.
VELİ AĞBABA (Malatya)Halk götürdü, halk getirdi…
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)“Ama arabadaki adam da döndü ve aynı şekilde bisikletliye bir el işareti yaptı.” “Tamam, o da hakaret etmiş, ne var bunda?” der.
VELİ AĞBABA (Malatya)Halk getiriyor, Tayyip götürüyor.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)“Ya Russell, mesele bu işte; insanlar birbirleriyle o kadar sade ve yalın bir şekilde anlaşıyorlar ki biz felsefeciler madde, öz, biçim vesaire derken hayatın dilinin dışına çıkıyoruz” der. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ ŞEKER (İstanbul)Biz el kol hareketi yapmayız.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)“Hayat çok sade, hayat çok yalın, hayatın yalın bir dili var.” der.
KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir)Hocam, niye felsefe yapıyorsunuz o zaman?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)“Bunun böyle olduğunu gördüğümde kendimi birden işsiz, işe yaramaz birisi olarak gördüm.” der.
VELİ AĞBABA (Malatya)Sayın Bostancı “Davutoğlu’na bir cevap veremedim.” de.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Russell soğukkanlı bir şekilde der ki: “Felsefe bir üst dildir, bir üst dil.”
VELİ AĞBABA (Malatya)Gökçek nasıl gitti, Topbaş nasıl gitti, ona bir cevap ver. Onları halk getirdi, Tayyip götürdü.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Şimdi, halkımız tıpkı Wittgenstein’in dediği gibi kıymetli arkadaşlar…
BÜLENT TURAN (Çanakkale)Veli anlamadı Sayın Başkan.
VELİ AĞBABA (Malatya)Kadir Topbaş’ı halk getirdi, kim götürdü?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)…çok sade, çok yalın bir şekilde anlaşmasını biliyorlar, on altı yıldır bu iktidarın arkasındalar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar “bravo” sesleri)
VELİ AĞBABA (Malatya)O Bursa’daki başkanı Bursalılar getirdi, Rizeliler götürdü.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Allah’ın izniyle, daha nice yıllar bunun arkasında olacaklar ama bir üst dil konuşanlar…
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin)Hocam, bütçeye gelin, bütçeye.
VELİ AĞBABA (Malatya)Ankara’daki Urfalıyı Ankaralılar getirdi, Rizeliler götürdü.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)…halkın anlamadığı bir dil üzerinden onunla bağ kurmaya çalışanlar sanıyorum Wittgenstein’in bu yaklaşımından bir şey çıkarmalılar.
VELİ AĞBABA (Malatya)Davutoğlu’nu kim götürdü, Davutoğlu’nu? Onu da mı halk götürdü?
MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla)Bakın, cumhuriyetimiz 95 yaşında. Bu doksan beş yılın on altı yılında AK PARTİ var. 2023’te 100 yaşına girecek.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 21 Aralık 2018