İçeriğe atla

26. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 77. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliğini düşürdüğü ve çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/8) ön görüşmesi münasebetiyle

Mustafa İsen

Sakarya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 77. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Nisan 2016 · 847 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa İsen (AK Parti), 21 Nisan 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliğini düşürdüğü ve çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/8) ön görüşmesi münasebetiyle); konuşma 847 kelime.

Mustafa İsen (AK Parti, Sakarya). “Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliğini düşürdüğü ve çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/8) ön görüşmesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-isen-26-2016-04-21-egitim-ve-ogretim-faaliyetlerinin-niteligini-dusurdugu-ve-cocuklara-yo (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=47844

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA İSEN (Sakarya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı için verilen gensoru önergesi vesilesiyle huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Verilen bu gensoru önergesi, Hükûmetimizi ve Bakanlığı eleştirmek amacıyla yapılmış olsa da AK PARTİ iktidarının eğitim alanında yaptıklarını açıklama fırsatı verdiği için bizim açımızdan olumlu bir imkân olarak değerlendirilmektedir.

Niyetim burada size ayrıntılı bir arka plan sunmak değil ama şu kadarını ifade etmek istiyorum ki AK PARTİ iktidara gelmeden önce büyük bir iddia ve ideolojik kararlılıkla uygulamaya konulan sekiz yıllık zorunlu eğitim bizim önümüze şöyle bir tabloyla çıkmıştı: Kalabalık sınıflarda eğitimin zorlukla yapıldığı okullar, giderek düşen başarı oranları, üniversite önünde yığılan umutsuz gençler, liselerin işlevlerini özel dershanelerin yüklendiği bir ortaöğretim düzeni. Asgari fonksiyonlarını yerine getiremeyen adaletsiz bir eğitim sistemi altında sadece öğrenciler değil, bütün toplum eziliyordu. Böylesine geniş kesimleri ilgilendiren eğitimle ilgili sorunlar, sadece bu alanın değil, bütün bir toplumun ilgilendiği millî meseledir, biz böyle bakıyoruz. Bu yüzden, AK PARTİ iktidarı, baştan itibaren bu sorunu bir millî mesele olarak, ülke için bir beka işlemi olarak değerlendirmiş ve öyle yaklaşmıştır soruna. Yine bu yüzdendir ki bütçedeki en büyük payı Millî Eğitim için ayırıyoruz. Bu yıl Bakanlık için ayrılan bütçe, 2002 yılı toplam bütçesine neredeyse denk seviyededir.

Ben de bazı rakamlar vermek istiyorum. Benden önceki değerli konuşmacı biraz, bardağın boş tarafıyla ilgili rakamlar verdi, ben daha gerçekçi bir tablo sunmak istiyorum. 2002 yılında 9 milyar Türk lirası olarak gerçekleşen bütçe payı, 2016 yılında yaklaşık 100 milyardır. Bakanlığın yatırım bütçesi 2002 yılına göre yüzde 390’lık bir artışla gerçekleşmiştir. 2002-2003 eğitim yılı itibarıyla sahip olunan toplam resmî ve özel okul sayısı 50.837 iken bu sayı 2015-2016 eğitim yılı itibarıyla 73.397’dir. Yine aynı dönemde 2.251 spor salonu mevcutken 2015-2016 eğitim yılında spor salonu sayısı 7.400 olmuştur. İlköğretim ve ortaöğretimde kütüphane sayısı 2002 eğitim yılında 11.945 iken 2016’da bu rakam 23.937’dir. 2002 yılında bilim ve sanat merkezi sayısı 9 iken 2016 tarihi itibarıyla 89 olmuştur. Yine, 2002 yılında 355.234 resmî derslik mevcutken 2016 eğitim yılında 553.066 resmî derslik sayısına ulaşılmıştır. Sadece bu dönemde hizmete sunulan derslik sayısı 249.618’dir. 2002 yılında resmî kurumlarda istihdam edilen öğretmen sayısı 506.104 iken Mart 2016 tarihi itibarıyla öğretmen sayısı 921.328’e yükselmiştir. Ayrıca, eğitim tarihimizde ilk defa, yeni atanan öğretmenler doğrudan sınıflara sokulmayarak, altı aylık bir stajyerlik eğitimi çerçevesi içinde, usta öğreticiler nezaretinde bir uygulamaya tabi tutulmuşlardır.

Okullaşma oranları açısından bakıldığında, ilköğretimde okullaşma oranı 2002 yılında yüzde 90,8 iken bu rakam 2016 yılında 99,05’e yükselmiştir. Yükseköğretimde okullaşma oranı 2002 yılında yüzde 14,65 iken 2015 itibarıyla bu rakam yüzde 39,49’dur. Buna bağlı olarak üniversite sayılarında da ciddi artışlar olmuştur. 2002 yılında 53’ü devlet, 23’ü vakıf olmak üzere toplam 76 üniversite mevcutken bugün 109’u devlet, 76’sı vakıf olmak üzere 185 üniversitemiz bulunmaktadır. 8 vakıf meslek yüksekokulu da bunlara eklendiğinde üniversite sayımız 193’ü bulmaktadır. Sadece hükûmetlerimiz döneminde 56 devlet, 53 vakıf ve 8 meslek yüksekokulu olmak üzere 109 yeni kurum açılmıştır.

Değerli milletvekilleri, artık dünyamız süratle bilgi ve iletişim ağlarıyla daha entegre hâle gelmiş durumda. Buna bir bütün olarak bakmak ve böylesine bir dönüşüme ayak uydurmaktan başka çaremiz yok.

Türkiye, doğal kaynaklarımız itibarıyla sınırlı bir ülke. Ekonomimizin büyümesi için gerekli ham maddenin kaynağının çoğunu dışarıdan ithal ediyoruz. En değerli, en önemli kaynağımız beşerî sermayemiz. Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahip ülkelerinden biriyiz. Bu büyük nüfusu ne kadar iyi yetiştirebilirsek, ne kadar iyi ve güncel becerilerle donatabilirsek Türkiye'nin geleceği de o kadar parlak olacaktır. İşte, bu yüzdendir ki en büyük bütçeyi Millî Eğitime ayırıyoruz. Nitekim, bunun sonuçlarını belli ölçüler içinde almaya başladık. Başta değerli halkımız olmak üzere eğitim camiası bu gayreti görüp takdir etmektedir. Nitekim, evrensel ölçütlere göre bakıldığında da eğitim alanında OECD ülkeleri seviyesi yakalanmıştır. Bu konuyla ilgili de birkaç rakam vermek istiyorum. Okullaşma oranı baz alındığında Türkiye'de 5-14 yaş grubunda bu oran 2003 yılında yüzde 82’yken 2013 yılında yüzde 96’ya ulaşmıştır. OECD ortalaması yüzde 98’dir. Türkiye'de 20-29 yaş grubunda okullaşma oranı 2003 yılında yüzde 6’yken 2013 yılında yüzde 31’e ulaşmıştır. OECD ortalaması yüzde 28’dir. Bütün bu gayretlere rağmen, şu anda çalışan nüfusun ortalama eğitim süresi ancak 7,6’dır. Onun için zorunlu eğitimi on iki yıla çıkardık. Nitekim, bu sayede 6,1 olan çalışan nüfustaki eğitim oranımız şimdi, az önce verdiğim rakama ulaştı ama şunu da belirteyim ki kısa bir süre sonra bu rakamı ikiye katlayacağız ve on dört buçuk yıla yükselteceğiz.

Burada bir hususa dikkat çekmek istiyorum. İnsani Gelişme Endeksi’nin de en önemli parametrelerinden biri eğitimde geçen süredir. Bu noktada da çalışmalarımızın bir anlamda semeresi alınmış ve 2014 yılında bu alanda 14 sıra birden atlanarak üst sıralara ulaşılmıştır. Ancak, belirtmek isterim ki hem demokrasimizin işleyişi hem de geleceğimizin ortak bir biçimde inşası açısından rasyonel eleştirilerine ihtiyaç duyduğumuz muhalefet partileri bu ilerlemeleri görmemekte, yapılan her şeye kategorik bir tutumla ve ideolojik bir tepkisellikle karşı çıkmaktadırlar. Huzurlarınızda bulunmama vesile olan gensoru önergesi de yıllardır aşina olduğumuz bu tutumun tipik bir örneğini oluşturuyor. Bu önerge 2002 yılından sonraki eğitim politikamızın çağdaş, bilimsel, laik eğitim normlarından uzaklaştığını, dogmatik bir yapıya doğru evrildiğini iddia ediyor. Bakanlığı, Sayın Bakanı, açıklamaları ve çalışmaları izlenmediği için bu türden ideolojik ön yargılarla dolu bir iddiayı gensoru gibi çok ciddi bir müessesenin konusu yapabiliyor ve yüce Meclisin gündemi meşgul ediliyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 21 Nisan 2016

55 konuşmanın tamamı →