HDP Grubu önerisi münasebetiyle
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 73. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Şubat 2017 · 652 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP), 22 Şubat 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HDP Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 652 kelime.
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP, İstanbul). “HDP Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 22 Şubat 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-sezgin-tanrikulu-26-2017-02-22-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=58013
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bu Abdi Aykut’la ilgili bilgi vereyim. Abdi Aykut’un fotoğrafı bu, hâli de bu. Eğer Sayın Muş bakarsa bu fotoğrafa. Avukatların bana verdiği bilgiye göre kendisi 17’sinde gözaltına alındı, 18’inde Mardin Devlet Hastanesine kaldırıldı, şu anda göğüs cerrahisi bölümünde ve jandarmada, gözaltında getirildiği hâl bu. Sayın Muş, Abdi Aykut. Bu bilgiyi bana İçişleri Bakanı değil, sahadaki avukatlar verdi, bunun da bilinmesini isterim. Teröre lanet olsun, yapanlara lanet olsun, terör yöntemine lanet olsun, ama insanları bu hâle getirenlerden de hesap sormak bu Meclisin görevi, hepimizin görevi. Bunu Başbakanlığa sordum, henüz bir yanıt gelmedi değerli arkadaşlar. Bana bildirilen bunun gibi 38 vaka var, köylülere gözaltında işkence vakası var, aksi varsa Bakanlık açıklasın. Bu fotoğraf da biraz önce, bugün, gündüz saatlerinde bana Mardin’den avukat arkadaşlar tarafından gönderildi. Getirildiği durum bu. Eğer göğüs tüpü takılmasaymış ölecekmiş. Hastanede durumu bu. Bilmenizi istiyorum.
Değerli arkadaşlar, çok ağır bir dönem yaşıyoruz gerçekten. Ben 80’li, 90’lı yıllarda -hep burada söylüyorum- yani zorunlu olarak, o ortamdan kaynaklı olarak ceza avukatı oldum, insan hakları hukuku üzerine çalıştım. O dönemin insan hakları ihlalleri beni hukuk doktoru yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ilk giden avukatlardan bir tanesiyim. Hukuk doktoru oldum o nedenle, insan hakları ihlalleri nedeniyle hukuk doktoru oldum ama inanın, sizin bu döneminizde eğer akademisyenlik falan yapsaydım profesör olurdum, ihraç edilmeseydim eğer. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü insan haklarının bütün alanları bakımından en dipteki bir dönemi yaşıyoruz. İslami literatürde “gayretullah” kavramı vardır yani Allah’ın tahammül edemeyeceği sınırı gösterir. Gerçekten o sınırı aşmış durumdasınız.
Bakın, siz iktidar milletvekillerisiniz, size kimse ulaşamıyor ya da bu konularda size bir şikâyet gelmiyor ama bize her gün yüzlerce, yüzlerce şikâyet geliyor. OHAL’den sonraki tablo berbat, bütün alanlar bakımından berbat. Yani milletvekillerinin buradan, bu Meclisten aynen kamudan ihraç gibi ihraç edilmesini söylemiyorum. O vahim bir durum tabii bu Parlamento tarihi bakımından ama 200 bine yakın tutuklu var. Sadece geçen yıl cezaevlerinde ölen insan sayısı 310, bakın 310. 2010-2015 yılları arasında 432 faili meçhul cinayet var. Bunların teker teker isimlerini ben burada saydım. OHAL’den sonra sokağa çıkma yasaklarında ölen çocuk sayısı 30. 300’den fazla sivil ölüm var ve bunların dışında yakılan, yıkılan, yerle bir edilen yerler var. Evet, hendek yanlış, hendeği yapanlara da lanet olsun ama insan haklarını, yaşam hakkını gözetmeden nasıl yapacağız bütün bu işleri? Ve burada, bu gruptan insan hakları konusunda, temel haklar konusunda herhangi bir itiraz gelmiyor, herhangi bir itiraz.
Yargı berbat değerli arkadaşlar, berbat yargı. Yargının bu kadar kötü olduğu bir dönem hiç olmamıştı Türkiye’de, sıkıyönetim dönemleri dâhil olmak üzere. Devlet güvenlik mahkemelerinin yargısı bile bu kadar berbat değildi değerli arkadaşlar. Doğrudan doğruya iktidardan talimat alan bir yargı anlayışı var, doğrudan doğruya.
Bakın, ben bir avukat olarak şunu anlamam, anlayamam: 4 Aralık 2013 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı var, Mustafa Balbay kararı. O kararın Türkçesi şudur değerli arkadaşlar: “Milletvekili eğer seçilmişse onun seçenlerin iradesine saygı gösterilmelidir, tabii ki yargılanabilir ama tutuklanamaz.” diyor Anayasa Mahkemesi, “Seçme ve seçilme hakkına aykırıdır.” diyor. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu karar; bizim mahkememiz, bu üyeler… Bakın, bir grup başkan vekili tutukluydu ayın 30’unda. Diyarbakır’daki mahkeme bunu gerekçe göstererek, gerekçesine bunu alarak tahliye kararı verdi. Evet, doğru. Aynı gün, aynı adliye içerisinde başka bir mahkeme serbest bırakılan 2 milletvekilini tutukladı değerli arkadaşlar; aynı gün, aynı bina içerisinde, aynı adliye içerisinde. Serbest bırakılan grup başkan vekili on yedi gün sonra yine aynı yerdeki mahkeme tarafından tutuklandı. Yani, burası Türkiye değil mi, burası adliye ortamı değil mi? Niye bunlardan bir tek cümle etmezsiniz? Neden etmezsiniz? Neden yargının durumuna, insan hakları bakımından bu kadar berbat hâle gelişine göz yumarsınız, neden? Hesabınıza geldiği için mi? Evet, düşüncelerine katılmayabilirsiniz, benim de katılmadığım düşünceleri var ama temel hakları, bu Parlamentonun onurunu savunmak bizim hakkımız değil mi, hepimizin hakkı değil mi? Ama, bunları maalesef yapamıyoruz.
Bakın, Ahmet Necdet Sezer döneminde Cumhurbaşkanına hakaretten sadece 26 tane dava var. Şimdi 2 bin var, 2 bin; 2 bine yakın dosya var. Kimse ağzını açamıyor, hiç kimse; hiç kimse ağzını açamıyor.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
82 konuşma daha · 22 Şubat 2017