HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Mersin Milletvekili ·
Genel Kurul, 57. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Şubat 2020 · 530 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Rıdvan Turan, 18 Şubat 2020 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HDP Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 530 kelime.
Rıdvan Turan (Mersin). “HDP Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 18 Şubat 2020. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-turan-27-2020-02-18-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 27 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=85592
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli vekiller; sizleri saygıyla selamlıyorum.
İş sağlığı ve güvenliği konusu, ülkemizde çalışma hayatının en temel meselelerinden bir tanesi. 1980 askerî darbesinden sonra Türkiye, adım adım, neoliberal iktisada geçiş adımları attı. Bu, ilk başlarda, az ya da çok, işçi muhalefeti sebebiyle zor olmuştu fakat 24 Ocak Kararları, ardından 12 Eylül askerî darbesi ve ardından gelen sağ popülist iktidarlar sayesinde neoliberal ekonomi politikaları Türkiye’de arzıendam etmeye başladı.
Neoliberal ekonomi politikalarının devamıyla ortaya çıkan en temel meselelerden bir tanesi, işçi sınıfının çalışırken güvencesiz çalışması, deregüle çalışması, esnek çalışması, taşeron biçiminde çalışması ve örgütsüz çalışmasıydı. Özellikle AKP iktidarı döneminde bu tür çalışma biçimleri çok yaygın olarak gündeme taşındı. 2003 yılında 4857 sayılı Yasa’nın çıkmasıyla birlikte, neoliberalizmin işçi çalışma biçimlerine önerdiği, dikte ettiği şeyler, özellikle esnek ve kuralsız çalışma, Türkiye’de, iş yaşamında kendisini buldu. Hemen ardından, 2012 yılına gelindiğinde, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın çıkmasıyla birlikte ise aslında bütün taraflar bu iş cinayetlerinin azalacağına ilişkin bir fikre sahipken tam tersi oldu; Soma, Ermenek ve ardından gelen Torunlar, Şirvan gibi pek çok işçi katliamı tarihte yerini aldı.
Arkadaşlar, eğri oturup doğru konuşmak lazım. Bu kafayla, bu mantaliteyle iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değil. Önüne geçmek isteniliyor mu, o da ayrı bir mesele. Ben Soma’da bulundum, Soma katliamını çok yakinen izledim. AKP iktidarının -bugün çok açıkça söylüyorum- ve Soma Holdingin elinde orada hayatını kaybetmiş 301 işçinin kanı var. Bunu, bu alanı bilen birisi, uzmanı olduğum için söylüyorum çünkü işçi eğitimlerinin yapılmadığı, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin yapılmadığı ve daha beteri, aslında bir çeşit taşeron çalışma biçimi olan redevansla devletin kâr edemediği bir ocağın bir başka özel şirkete devriyle birlikte kâr edeceğini varsayması esası üzerine kurulmuş olan bir taşeron çalıştırma biçimi sonucunda katliam bağıra bağıra “Geliyorum.” dedi. Düşünün, bu taş kömüründen devlet kâr edemiyor, onu özel şirkete devrediyor, diyor ki: “Hem sen kâr et hem de yılda bana bu kadar para ver.” Arkadaşlar, zaten firmalar, patron düzeni ne yazık ki iş sağlığı, güvenliği meselesini bir teferruat olarak görüyor, zaten gereksiz bir harcama kalemi olarak görüyor; onun elbisesinden, tulumundan, çelik burunlu ayakkabısından gaz maskesine kadar hemen her şey patron açısından gereksiz bir teferruat çünkü edeceği kâr marjı, bu yatırımları yaptığında, ister istemez düşüyor. Dolayısıyla, dönemin AKP’li yetkilileri “6331 sayılı Kanun’la Avrupa standartlarına ulaşıyoruz, çok da güzel bir çalışma hayatına sahip olacağız.” diye anlatırken bir baktık ki memleket günde ortalama 5 işçinin hayatını kaybettiği bir mezarlığa dönüşmüş durumda. Bu da bizim bildiğimiz; yani gazeteden, İSİG Meclisinin gazetelerden elde ettiği verilerle bulduğumuz şey: Günde ortalama 5 işçi. Meslek hastalıklarından bahsetmiyorum bile. Resmî rakamlar çok enteresan. Dünyada aşağı yukarı yüzde 45’e yüzde 55 gibidir meslek hastalıkları ve iş kazaları oranı, Türkiye’de yüzde 1’e yüzde 99’dur; yüzde 1 meslek hastalığı görülür, yüzde 99 iş kazası görülür. Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Veri yok, elde veri yok; meslek hastalıklarının tanısını koyacak, tedavisini yapacak yeterli düzeyde teşkilat yok, teçhizat yok. Bunun sonunda da insanlar ortaya çıkış süreleri ortalama on yıl olan örneğin asbestozis gibi hastalıklarla on yıl sonra hasta olduklarında, geriye dönüp de “Ya, ben on yıl önce falanca yerde çalıştım da ondan dolayı akciğer kanseri oldum.”u ispatlayabilecek bir veri bankası yok.
Ne gerek var ki veri bankasına?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
84 konuşma daha · 18 Şubat 2020