Şair Arif Nihat Asya'nın vefat yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 42. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Ocak 2022 · 520 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sami Çakır (AK Parti), 4 Ocak 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Şair Arif Nihat Asya'nın vefat yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması); konuşma 520 kelime.
Sami Çakır (AK Parti, Kocaeli). “Şair Arif Nihat Asya'nın vefat yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 4 Ocak 2022. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-cakir-27-2022-01-04-sair-arif-nihat-asya-nin-vefat-yil-donumune-iliskin-gundem-disi-konusm (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=103048
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SAMİ ÇAKIR (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Arif Nihat Asya’nın ölüm yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada bir şairi anmanın yanında önemsediğim bir hususu dile getirmek istiyorum: Yoğun siyasi tempo, bütçe çalışmaları, pandemi ve dünya hengâmesi arasında kaybolmasından endişelendiğim suhulet ve sükûneti, şairin ince duygularıyla yoğurduğu ve dile getirdiği şiirleriyle bir dem yakalayabiliriz diye inanıyorum. Bir şairi, bir şiiri kürsüye taşırken bizi biz yapan bu toprakların ve kadim medeniyetimizin dünden bugüne, bugünden yarına zihnimizi okşayacak, gönlümüzü doyuracak mana ufkundan kulaklarımıza dökülen melodinin terennümlerini dile getirmiş olmanın mutluluğunu da paylaşmış olmayı ümit ediyorum. Şiiri dans ettiren sade bir üslubu, millî ve manevi değerleri narin, nazik, kalıcı bir ustalıkla güzide bir ziyafet gibi önümüze sermiş, hafızalarımızda bir usta kalem olarak yer ederek ömrünü tamamlayan şairin “Bayrak Şairi” unvanını Bayrak şiirindeki dizeleriyle nasıl hak ettiğini kolaylıkla anlayabilirsiniz.
“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”
Gönüllere kazınmış bir destan şiir. Heceyi de aruzu da kullanmış. Ölçü ve kafiyeyi dikkate almadığı, hicvi de ihmal etmediği şiirlerinde tatlı bir ahengi yakalamış, tadı damakta kalacak güzelliklere imza atmıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri de Naat’tır. Gönül isterdi ki zaman olsa da bu şiirin tamamını okuyabilseydik. Birkaç mısrayı hatırlayalım:
“Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi.
Örümcek Hakk’ı göremeyen
Gözlerdeydi!
(…)
Gel, Ey Muhammed, bahardır.
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır!
Hacdan döner gibi gel;
Mirac’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
(…)
Konsun –yine- pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!” (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
Kelimenin tam anlamıyla ruhun deruni rahatlığını, kalbin mutmainliğini bu şiirinde hissedebilirsiniz.
99 mısralık “Edirne Kasidesi”ne takılırsanız Edirne’de olmak, dahası Edirneli olmak istersiniz. Ona böyle bir şiiri yazdıran sadece şairliği değil, belki de Edirne’deki edebiyat öğretmenliği, belki bir asırlık payitahtın uhrevi havası etkili olmuştur denilebilir.
“‘Selimiye’ derler, ‘Edirne’ derler;
Tatlı bir gariplik duygusu gelir.
Kemerler, çeşmeler, minarelerle,
Bir eski eserler kamusu gelir.
Minarelerden en tatlı ezanlar,
Dallardan güvercin huhusu gelir.
(…)
Şurda abdest alır Hüdavendigâr
Yerden suyu, gökten havlusu gelir.
(…)
Kubbeler menekşe, şerefeler gül…
Mermerinden çiğdem kokusu gelir.
(…)
Mihrabında bir teravih kılmaya
Denizler ardından yolcusu gelir.” mısraları arasından Edirne’ye koşarak gidesiniz gelir.
Kendi sesinden de dinleyebileceğiniz farklı bir formatta ve çok sevdiğim bir şiirini paylaşmak istiyorum:
“Ve Allah Âdemoğluna bir çift omuz daha verseydi,
Yükler bu kadar ağır gelmez,
Bel, beller böyle bükülmezdi.
Haftanın sekizinci günü,
Ayın beşinci haftası,
Yılın on üçüncü ayı,
Takvimlerin yazılmamış, yazılmayacak,
Basılmamış, basılmayacak yapraklarında kaldı...
Bu dünyada gerçeği söylemek ikinci dile bırakıldı.
Ve ikinci dil yaratılmadı.
Gerçeği duymaya, dinlemeye, tahammül gücünü
Üçüncü kulağa bıraktılar.
Üçüncü kulak yaratılmadı.
Alkışlamaktan ve alkışlanmaktan hoşlananlar,
İnsanın bir çift eli daha olmasını
-Kim bilir- ne kadar isterlerdi!
Fakat benim merakım -sadece- şu ki:
Suratlarda üçüncü elin tokadı acaba nasıl şaklardı?
“Bunlar olacak şey mi?” diyeceksiniz
Bunları ancak altıncı ayağın tekmesini yiyenler düşünebilir. Belli ki siz yememişsiniz.” sözleriyle de şair size farklı bir dünya tasavvuru çizer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
90 konuşma daha · 4 Ocak 2022