Bir üniversite adı ile bir ilçe adının değiştirilmesi hakkında
Muş Milletvekili · Bdp
Genel Kurul, 10. Birleşim · 4. yasama yılı · 30 Ekim 2013 · 1.160 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik (Bdp), 30 Ekim 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİR ÜNİVERSİTE ADI İLE BİR İLÇE ADININ DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA); konuşma 1.160 kelime.
Sırrı Sakik (Bdp, Muş). “Bir üniversite adı ile bir ilçe adının değiştirilmesi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 30 Ekim 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-24-2013-10-30-bir-universite-adi-ile-bir-ilce-adinin-degistirilmesi-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=26281
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
BDP Grubu olarak ne düşündüğümüzü, ne tartıştığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şimdi, son günlerde Sayın Başbakanın açıklamasıyla gündeme gelen demokratikleşme paketiyle bu, bugün görüşeceğimiz, kanunlaşacak, işte, Aydınlar’ın “Tillo” olması ve Nevşehir Üniversitesinin de “Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” olmasıyla ilgili daha önce de söyledik ve düşüncelerimizi sizlerle paylaştık. Yani bu temel sorunları konuşurken bu sorunların adını koymadan az şey verip çok zamana yayarak sorunları çözemeyeceğimizi hayat hepimize göstermesine rağmen buradan bir türlü dersler çıkaramadık.
Şimdi, bakın, bugün görüşeceğimiz bu yasa 1940’larda başlayan yani Karadeniz’den başlayan, Trakya’ya kadar ve oradan gelip Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Kürdistan’a kadar yayılan, bütün köylerin, kentlerin isimlerini değiştiren bir anlayış yani 1940’lardaki İttihat-Terakki anlayışı neyse sözüm ona bugün onları telafi ediyoruz; bu değişikliklerle, gasp edilen hakları iade ediyoruz. Peki, o süre içerisinde 30 bin köy, kent ismi değiştirilmiş ama bugün dönüp bakıyoruz, büyük bir devrimden bahsediyoruz: Aydınlı ismini “Tillo”, bir üniversite ismini de “Hacı Bektaş Veli” yapacağız ve Alevilerin sorunlarını çözeceğiz.
Biraz önce burada da tanıklık ettik. Buradan sözüm ona gasp edilen hakların iadesi… Bir taraftan da türban hemen gündeme geldi. Ben bu konuda, türbanla ilgili de düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bakın, sevgili arkadaşlar, bu grubumuz 2011 seçimlerinden sonra türbanın hayatın her alanında özgürleşmesi için bir teklifte bulundu ama sizin yüreğiniz yetmedi; döndünüz dolaştınız, geri aldınız. Biz dedik: Sadece Parlamentoda değil, üniversitede değil, hayatın her alanında kadına dokunamazsınız. Kadın kendi karar verir; başını mı örter, başını mı açar, o onun sorunudur. Eğer Parlamentoda karar verecekseniz… Parlamentoya milletvekilleri türbanlı gelecek de yargıda niye türbanlı olmasın, kolluk kuvvetlerinde niye türbanlı olmasın? Gücünüz yetiyorsa gelin, buna “Evet.” deyin. Ama hayır, sizin amacınız az şeylerle günü kotarmak.
Yarın da -yanılmıyorsam- bununla ilgili bazı milletvekili arkadaşlarımız buraya gelecekler. Bir itirazımız yok ama bir eleştirimiz var. Bu mücadeleler öyle eften püften mücadeleler değil, çok emek ve bedel ödenerek gelinen noktalardır. Burada elinin tersiyle Parlamentoyu reddeden, türbandan dolayı dik duran Merve’ye haksızlık etmeyin; AKP Grubunda, Refah Grubunda uzun yıllar türban için mücadele edenlerin mücadelesine haksızlık etmeyin. Bu insanlar Parlamentoyu da belediye başkanlıklarını da inançları için ellerinin tersiyle ittiler. Eğer gelecekse, yani 24’üncü Dönem milletvekilleri, böyle, durumdan vazife çıkararak buraya gelmemeliler, bırakmalılar, 25’inci Dönem’de bu türbanla ilgili kim ki emek, bedel ödediyse çıkıp gelsin, burada o türbanıyla, o inançlarıyla yemin etsin. Yüreğiniz yetiyorsa bunu yapın ve günü kotarmaya çalışmayınız. Bizim, türbanla ilgili düşüncelerimiz açık ve net olarak bu. Emek verenlerin emeklerine haksızlık ve hırsızlık yapmayın. Ve ben birçok arkadaşımızın da geçmişte… Bugün türbanla ilgili gelecek elli yıl boyunca hayatın her alanında özgürce yaşayacaksınız. Bugün ben gittim, “Efendim, örtünmek istiyorum…” Bu sizin sorununuz ama buna saygılı olun.
Şimdi, sevgili arkadaşlar, bakın, 30 bin köy. 30 bin köyün ismi ve içinde illerin isimleri değiştirildi ve 1940’lardan başlayan bugüne kadar gelen bir süreç. Eğer bir süreçte siz samimi olmuş olsaydınız… Bu demokratikleşme paketi -bakın, bizim haklı eleştirilerimiz- ne kadar haklı olduğumuzun da bir göstergesi. Sizin gerçekten demokrasiyi ve özgürlükleri, yasakları yani demokrasiyi ve özgürlükleri hayata geçirmek gibi bir derdiniz yok, yasaklara karşı bir dik duruşunuz yok. Eğer samimiyseniz tek şey şunu yapacaktınız: Sadece Tillo’yla ilgili değil, Hacı Bektaş Veli’yle ilgili değil, 30 bin değişim alan yani isimleri asimile edilen, reddedilen, inkâr edilen alanların önünü topluca açacaktınız. Bunlar Rize’deki, Trabzon’daki, Edirne’deki, Uşak’taki ve Türkiye'nin dört bir tarafındaki bütün alanlarda bu isimler değiştirilebilirdi.
Bizim bu konuda Arkadaşımız Sayın Hasip Kaplan’ın hazırladığı bir kanun teklifi var ve bu kanun teklifiyle bunları iade… Ama siz ortaklaşmadınız, hiçbir konuda ortaklaşmadığınız gibi burada da ortaklaşmadınız.
Bakın, Adana’da 169, Erzincan’da 366, Mardin’de 647 -tutanaklara geçsin diye söylüyorum- Adıyaman’da 224, Erzurum’da 653, Muğla’da 70, Afyon’da 88, Eskişehir’de 70, Muş’ta 297, Ağrı’da 374, Gaziantep’te 279, Nevşehir’de 24 yani İç Anadolu’da -bir bütün olarak okuyamadım- belli yerlerde sayılar az ama farklı halkların, kültürlerin, kimliklerin yaşadıkları yerlerde köyden mezraya kadar bütün alanların ismini değiştirmişsiniz ve bu İttihat Terakkiden gelen yani 1940’larda başlayan hâlâ siz de o iz düşümünde yol almaya çalışıyorsunuz. Samimi olsaydınız bu 30 bin ve sonra 12 Eylül sonrası 280… Kaç yer ismi de dâhil edilmiş, bunları bir bütün olarak değiştirirdiniz ama siz onları yapmıyorsunuz. Dönüp dolaşıyorsunuz geçmişten bugüne kadar uygulanan politikaların tıpatıp, aynısını yapmaya çalışıyorsunuz ve siz eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız o sorunun adını koymalısınız.
Dün 90’ıncı yılını kutladığımız cumhuriyetin 1920’lerine dönün bakın, bu kürsüde konuşan hatipler, Kürt milletvekilleri Kürdistan milletvekilidir, Laz milletvekilleri Lazistan milletvekilidir, öyle çağırılır, tutanaklara öyle geçilir ama bugün aradan doksan yıl geçmiş, hâlâ tutanaklarda geçen dönem “Bilinmeyen dil” yazılıyordu, şimdi de “xx…” bilmem ne yazılıyor.
Şimdi, bir halkın sorunlarını çözmek istiyorsanız ilk önce o halkı kabul edeceksiniz. Bir Kürt halkı gerçeği vardır, Kürt halkı vardır, Kürt halkının yaşadığı topraklar vardır. Bu toprakların adı Kürdistan’dır. Kürdistan’ı serbest kılacaksınız. Yasalar ve Anayasa düzeyinde Kürt gerçeğini kabul edeceksiniz. Kürt diline vurduğunuz gemi, reddi, inkârı, asimilasyonu derhâl ortadan kaldıracaksınız. Yasalarınızı, Anayasa’nızı buna göre dizayn edeceksiniz ama hâlâ benim coğrafyamın ismi yasaksa, hâlâ “Kürt dilinde eğitim olmaz.” diyorsanız burada yapacağınız bugünkü değişiklikle Türkiye’nin temel sorunlarını çözemezsiniz. Size düşen tek şey, çıkıp, “Evet, 1920’lerde bu gerçeğin, realitenin altı çizilmişti, sonra ret ve inkâr politikaları uygulandı, bugün dönüyoruz ve bu halktan özür diliyoruz.” O vesileyle, bu halkın bir gerçeği vardır, dili vardır, kimliği vardır ve yaşadığı toprağı vardır. Bu toprağın adı Kürdistan’dır ve Kürt halkıdır. Ana dilde eğitimin olması gerekir. Eğer Tillo gerçeğini kabul ediyorsanız ana dilde eğitimi kabul etmek zorundasınız.
Şimdi, bir taraftan Dersim’den özür ama bu yasada Dersim ismi yok. Peki, ne zaman bunları hayata geçireceğiz? “Ana dilde eğitim olmaz.” diyorlar. Ana dilde eğitim olmazsa vallahi iç barış da olmaz. Kürtler doksan yıldır cebelleşiyor, kavga ediyorsa ana diliyle kendisini özgürce ifade etmek içindir. Sizin nasıl ki ana diliniz bir haksa Kürtlerin ana dili de bir o kadar haktır ve şimdi hâlâ ana muhalefet partisi de ana dilde eğitimin ülkeyi böleceğini söylüyor, iktidar partisi aynı şeyi söylüyor. Kardeşim, bizim dilimiz sizin ülkenizi niye bölsün? Eğer bizim dilimiz bu ülkede yoksa, bu ülkenin bizim için de bir anlamı olmaz.
ÜLKER CAN (Eskişehir)Sizin ülkeniz değil mi, “sizin ülkeniz” diyorsunuz?
SIRRI SAKIK (Devamla)Bir kardeşlik hukuku oluşmazsa bizim varlığımızın da bu ülkede bir anlamı olmaz ve bir anlam da ifade etmez. Birbirimizin hukukuna saygı göstermeliyiz.
Yolunuz açık olsun, türbanla ilgili Danıştaya gidin, andımızla ilgili Danıştaya gidin. Yolunuz açık olsun, bir yol bulmuşsunuz, gidiyorsunuz ve bir milletvekiliniz de çıktı, televizyonda aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Bakın, bu köy, kent isimlerinin değiştirilmesi çok masumane değil.” Bunu söyleyen sözüm ona, sözde sol, sosyal demokrat bir partinin milletvekili. “Köylerin, kentlerin ismi değiştirilirse bu çok vahim bir şeydir, Türkiye bunun altından çıkamaz.” diyor. Bu Tillo ve Nevşehir Üniversitesi görüşmeleri Komisyonda olurken yine bir milletvekili “Nasıl olur, böyle bir şey olabilir?” diyor ve karşı oy kullanıyor. Şimdi ben de o milletvekiline soruyorum: “Efendim, Aydın ismi çok aydınlık bir isimmiş. Niye Tillo oluyor?” diyor. Sizin adınız da Nur. Peki, ben size karanlık desem siz kabul eder misiniz? Size bu ne kadar haksızlıksa o kentlere, köylere verilen isimlere karşı duruş da bu kadar haksızlıktır ve hele hele bu ırkçı, ayrımcı antla ilgili dönüp Danıştaya gidip buralardan medet beklemek ayıptır ve günahtır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
99 konuşma daha · 30 Ekim 2013