İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 21. BİRLEŞİM · SALI

Türk sporundaki doping olaylarının engellenmesinde yetersiz kaldığı ve üzerine düşen görevleri yerine getirmediği iddiasıyla gençlik ve spor bakanı suat kılıç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/29)

Suat Kılıç

Samsun Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 21. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Kasım 2013 · 1.485 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Suat Kılıç (AK Parti), 26 Kasım 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SPORUNDAKİ DOPİNG OLAYLARININ ENGELLENMESİNDE YETERSİZ KALDIĞI VE ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEDİĞİ İDDİASIYLA GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/29)); konuşma 1.485 kelime.

Suat Kılıç (AK Parti, Samsun). “Türk sporundaki doping olaylarının engellenmesinde yetersiz kaldığı ve üzerine düşen görevleri yerine getirmediği iddiasıyla gençlik ve spor bakanı suat kılıç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/29)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suat-kilic-24-2013-11-26-turk-sporundaki-doping-olaylarinin-engellenmesinde-yetersiz-kaldigi-ve (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=26870

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun)Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; hakkımda verilmiş olan gensoru önergesinin ön görüşmeleri nedeniyle söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, gensoru önergesi üzerinde söz alan değerli milletvekilleriyle önerge sahipleri adına söz alan milletvekilimize görüş ve beyanlarını burada açıklamış olmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Benim ifade edeceğim bazı hususlar tekrar mahiyetinde olacak onun için öncelikle kusura bakmamanızı sizlerden rica ediyorum. Çünkü daha çok yeni, 5 Kasım 2013 tarihinde yine, Türkiye'deki doping olaylarının incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün siyasi parti gruplarının ortak kararı doğrultusunda bir araştırma komisyonu kurulmasına, yapılan görüşmelerin nihayetinde karar verildi. O nedenle, orada da aynı süreler aşağı yukarı gruplar tarafından kullanıldı. Bakıyorum, tek farklılık şu: Önerge sahipleri adına burada on dakikalık bir konuşma yapıldı, on dakikası dışında bütün mahiyet aynı çerçevede cereyan etmiş olacak.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, yine tutanaklarda da gereken bilgilerin yer alması amacıyla bazı hususları tekrar mahiyetinde sizlerle paylaşıyorum. Sporcular neden doping yapar? Doping olarak adlandırılan etken maddelere bir sporcu niye ihtiyaç duyar? Maddeler hâlinde bunları sıralamak istiyorum:

Sporcunun sportif performansını artırma arzusu veya ihtiyacı.

Sporcunun yaklaşan müsabakaya yönelik olarak antrenmanlarının sayısını artırma arzusu veya ihtiyacı.

Sporcunun ödüller veyahut başka nedenlerle kısa yoldan, hak ettiğine etmediğine bakmaksızın, temiz kirli ayrımı yapmaksızın başarı elde etme arzusu.

Kuşkusuz en önemli madde olan eğitimsizlik ve cehalet ve bu eğitimsizliğin, cehaletin giderilmesi konusunda kulüplerin, federasyonların, antrenörlerin üzerine düşeni yapma konusunda devam ede gelen isteksizliği.

Antrenörlerin sporcu üzerinden kazanç elde etme arzusu.

Bazı istisnai durumlarda, aslında, tamamen tedavi amaçlı olarak kullanılan birtakım ilaçların aynı zamanda yasaklı listede bulunan etken maddeleri içeriyor olması.

Sporcularda doping sonrasında ortaya çıkan öylesine büyük yan etkiler var ki aslında doping yapmanın makul gözüken, nedeni olarak gözüken bütün etkenlerini ortadan kaldırmaya yetebilecek düzeyde, bir teki bile doping yapmayla alakalı motivasyonun bütün unsurlarını ortadan kaldırmaya yetecek düzeyde. Bunları da yine en çok bilinenlerden başlayarak sizlerle paylaşmak istiyorum: Kalp rahatsızlıkları zaten işin olmazsa olmazı. Ritim bozukluğu, kalp büyümesi, kalp krizi ve kalp krizine dayalı ölümler. Ama bu ölümlerin pek çoğu maalesef literatüre, dopinge dayalı ölüm olarak geçmiyor, âdeta sıradan, rutin kalp krizi olayı gibi yansıtılıyor ya da bu şekilde raporlanıyor. Bedende değişik bölgelerde beyinde, ciğerlerde tümör oluşumu. Karaciğer ve böbrek gibi iç organ bozuklukları. Kısırlık, kadınlarda yüz ve vücutta kıllanma ve ses kalınlaşması, yüz ve vücutta yoğun sivilce oluşumları, saldırganlık ve depresif davranışlar ve yine kadınlarda, erkeklerde hormonal dengelerin bozulmasından dolayı değişik fiziksel etkileşimler.

Değerli milletvekilleri, doping konusu ele alınış biçimi itibarıyla sanki sadece Türkiye’nin ve Türk sporunun bir meselesiymiş gibi yansıtılıyor. Oysa, doping bugün bütün dünya sporunun, bütün olimpik branşların, bütün iddialı ülkelerin en büyük baş belası durumunda. Daha yeni IOC Başkanlığına seçilen Alman Olimpiyat Komitesi üyesi ve yeni Olimpiyat Komitesi Başkanı Thomas Bach’ın ifade ettiği bir cümle var: “Dopingle mücadeleyi terörle mücadele ciddiyetiyle ele almak zorundayız ve dopingle mücadeleye terörle mücadeleye benzer ölçekte kaynaklar ayırmak durumundayız. Dopingle mücadeleye bir yerde başlanır bırakılırsa mücadelede başarıya ulaşmak mümkün değil.” Yaklaşım bu, IOC’nin yaklaşımı bu, WADA’nın yaklaşımı bu, bugün, ülkemizde Türk spor yönetiminin de yaklaşımı bundan kesinlikle farklı değil.

Doping sadece bizi etkileyen, bizi olumsuz yönde imaj kaybına maruz bırakan bir konu değil. Bugün, bir Jamaika’nın yaşadığı problemler sporla ilgilenen, spor konusunda bilgiye dayalı olarak konuşan herkesin malumu. Aynı Jamaika özellikle 100 metrede ve atletizmin diğer branşlarında dünya çapında pek çok olimpiyat markasını yetiştiren ülke. 100 metre erkeklerde dünyanın en iyi 8 derecesine sahip sporculardan 6’sının sonradan yasaklı madde kullandığı sporla ilgilenen, özellikle atletizmi takip eden herkesin bildiği bir realite. Amerika Birleşik Devletleri’nden millî sporcu Tayson Gay, eski dünya rekortmeni; yine atlet Asafa Powell ve yine olimpiyat madalyalı atlet Ben Johnson bu isimler arasında. Bir diğeri, 2000 Sydney Olimpiyatları’nda 5 madalya birden kazanan Marion Jones’sa daha sonra doping skandalına karışmış ve olimpik bütün madalyalarını Olimpiyat Komitesine iade etmek durumunda kalmıştır. Olimpiyatlardan tam yedi yıl sonra 3’ü altın toplam 5 madalyasını iade etmek zorunda kalan bir sporcu Jones. Fransız bisikletçi, 7 defa dünya şampiyonluğu olan bir sporcu, literatüre geçen en önemli bisikletçilerden biri, Armstrong. O da yine bildiğiniz gibi doping kullandığıyla ilgili ithamları kabullenmek ve itiraf etmek durumunda kaldı. Bunlar, daha çok ama çok yeni gelişmeler.

Oransal birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum, geçen sefer de bu oranı verdim aslında: 2013 yılının yıl sonu verileri henüz elimizde değil, yıl sonu geldiğinde bunları da konuşabileceğiz. 2012 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan toplam 8.490 tane kontrol var. 374 doping ihlali var bu kontrollerde; oran 4,41. 2012 yılında ülkemizde yapılan toplam 2.233 kontrol var. Ülkemizdeki 2.233 kontrolde 30 ihlal var; oran 1,34.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne)Sayın Bakan, bizde yüzde 15.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla)2013 yılında, bugün itibarıyla yapılan 2.291 kontrolde dopingli sporcu oranı 6,28.

Burada üzerinde durmamız gereken konu şudur: 2013 yılında Türkiye’de -Amerika Birleşik Devletleri’ni şu an bir kenara bırakıyorum- 2013 yılında numuneye oranla dopingli sporcu sayısı, yine Türkiye’de 2012 yılında alınan numune sayısına oranla dopingli sporcu sayısı, oransal kıyaslamalar; bu, önemli bir veridir. 2012 yılında Türkiye’deki oran 1,34, 2013 yılında 6,28. Bu grafiğe bakarak Türkiye’de doping konusunda bir patlama vardır diyebilir miyiz? Değerli milletvekilleri, bu grafiğe bakarak “Türkiye’de doping konusunda bir patlama vardır.” diyemeyiz ama bu grafiğe bakarak “Türkiye’de spor yönetimi dopingle mücadele konusunda IOC ve WADA talimatlarına uyma hususunda sağlam ve tartışmaya mahal bırakmayacak bir kararlılık içinde mücadeleye devam etmektedir.” diyebiliriz. Bu tablo, bu performans bunun göstergesi.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye’de 2012 senesinden önce alınan numunelere, dopingli sporcu sayısının kıyaslamalarına itibar edemiyoruz şundan dolayı: Numuneleri alan federasyonlar, numuneler alınmadan önce sporcuların ve kulüplerin numune alınacağından haberi var, Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu yok. Dopingle Mücadele Komisyonu 2011 yılında kuruldu. Hacettepe Üniversitesindeki Türkiye Doping Kontrol Merkezi yok. Türkiye Doping Kontrol Merkezi biliyorsunuz, geçmiş senelerde lisansı iptal edildiğinden dolayı uzun süre numune alamadı. Kuruluşunu yeni gerçekleştirdik. Hacettepe Üniversitesiyle birlikte çalışıyoruz bu konuda ve şu an numunelerini aldı, test denemelerine başladı. Önümüzdeki yıldan itibaren Hacettepe Üniversitesi Türkiye Doping Kontrol Merkezi numunelerin bilimsel ve WADA tarafından onaylı sonuçlarını artık bize de -başka ülkelerin numuneleri konusunda- diğer ülkelerin federasyonlarına da verebilecek. Dolayısıyla, artışın nedeni son birkaç yılda doping kullanan sporcu sayısının artması değildir. Habersiz, ani baskınlarla alınan numuneler yoluyla sağlanan, tartışmaya mahal bırakmayacak bir sıkı denetim sürecidir.

Biyolojik pasaportun detayına girmiyorum. Biyolojik pasaport meselesi, artık IOC ve WADA’nın tartıştırmadığı bilimsel bir yolculuk, bilimsel bir serüven. Bu, şu demektir: Bir sporcu 2020 yılında bile olimpiyat madalyası kazanacak olsa veya 2020 yılında bile dünya madalyası kazanacak olsa, dünya şampiyonu olacak olsa, 1 Ocak 2015’ten sonra WADA’nın yürürlüğe girecek yeni bir kuralı var, artık numuneleri sekiz yıl süreyle değil on yıl süreyle saklama mecburiyeti getiriyor WADA. Dolayısıyla, 2020 yılında Japonya’da olimpiyat madalyası kazanacak olan bir sporcunun 2010 yılından itibaren verdiği bütün numunelerin biyolojik pasaport değerlerine ve bedensel etkileşimlerine bakılacak. Bu çok önemli bir yenilik. Buna göre biz bu süreci yönetiyoruz. Yani biz dopingi yönetmiyoruz değerli milletvekilleri, bunun farkına, ayrımına herkesin varması lazım. Biz dopingi yönetmiyoruz, biz dopingle mücadeleyi yönetiyoruz ve bu bir hükûmet kararlığıdır. Bunun tek başına bir bakan tarafından sürdürülebilmesi mümkün değil. Ben her şeyden evvel Sayın Başbakanımıza ve Hükûmetimizin ilgili bütün birimlerine, bütün unsurlarına yürekten teşekkür ediyorum. Dopingle mücadele konusunda Türk sporunun ve sporcusunun geleceğini düşünen eğilim ve inisiyatiflerinden dolayı.

Çok dillendirilen bir konu var. Deniliyor ki: “2004 yılında Ödül Yönetmeliği’ni değiştirdiniz, olimpiyat şampiyonlarına, dünya şampiyonlarına, Avrupa şampiyonlarına çok yüksek rakamda ödüller koydunuz, dolayısıyla ödüller sporcuyu dopinge teşvik ediyor.” Değerli milletvekilleri, normalde yüksek ödül iyi bir şeydir. İyi bir şeyin kötü bir motivasyon yaratmaması lazım ama madem böyle denildi, biz Ödül Yönetmeliği’ni yeniden düzenledik. Olimpiyatta 1 altın madalya kazanan sporcunun 2 bin cumhuriyet altını ödül limiti vardı, bunu bine indirdik, olimpiyatta gümüş madalya kazanan sporcunun 1.500 tam cumhuriyet altını ödül limiti vardı, bunu 600’e indirdik yani yarıdan da aşağıya indirdik. Olimpiyatta bronz madalya alan bir sporcunun bin tam cumhuriyet altını ödül limiti vardı, bunu da 300 altına indirdik yani yüzde 30’una. Yüzde 30’una ve yüzde 50’sine kadar ödülleri indirdik.

Şu konu edildi: “Olimpiyata sporcular götürülürken peşinen 60 cumhuriyet altını verdiniz.” Evet, verdik. Ne için verdik? Şu an sağımda oturan Spor Genel Müdürümüzden önceki Spor Genel Müdürü arkadaşımız “Olimpiyata gidecek kafiledeki her bir sporcumuza spor yönetimi olarak 60 cumhuriyet altını vereceğiz.” diye bir sözde, bir taahhütte bulundu. “Devlette devamlılık esastır.” dedik, sporcuda bu motivasyon var, biz bu motivasyonu bozmamalıyız, giderken morallerini dağıtmamalıyız, bu yaklaşımı ortaya koyduk.

Şimdi, mücadeleye devam ediyoruz, en ufak bir tereddüt yok. Sol tarafımda oturan Rüştü Hoca, Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonunun yöneticiliğini, koordinasyonunu sürdürüyor. Bünyesinde çalıştığı kurum Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi. Türkiye Millî Olimpiyat Komitesindeki bu faaliyeti finanse eden kurum Gençlik ve Spor Bakanlığı. Rüştü Hoca, profesör, Ankara Üniversitesinde spor hekimi ve şu an bir ekip hummalı, dikkatli, habersiz ama çok özenli biçimde numuneleri ani baskınlarla alıyor ve gereğini harfiyen yerine getiriyor, bu konuda kalbiniz müsterih olsun.

VELİ AĞBABA (Malatya)Sayın Bakan çok başarılı! Bu kadar olumsuzluğa karşı bu kadar rahat konuşuyor.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla)Dopingin bir zehir olduğuna inananlardanım. Hükûmet olarak dopingin bir zehir olduğuna, insan fıtratına aykırı olduğuna, kız ve erkek gençlerimiz üzerinde olumsuz bedensel etkileşimlere yol açtığına kaniyiz, bu mücadeleye devam ediyoruz.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 26 Kasım 2013

44 konuşmanın tamamı →