Sermaye piyasası kanunu (s.s.: 337)
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 34. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Aralık 2012 · 907 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sümer Oral (MHP), 5 Aralık 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERMAYE PİYASASI KANUNU (S.S.: 337)); konuşma 907 kelime.
Sümer Oral (MHP, Manisa). “Sermaye piyasası kanunu (s.s.: 337)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 5 Aralık 2012. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sumer-oral-24-2012-12-05-sermaye-piyasasi-kanunu-s-s-337 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA SÜMER ORAL (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kanun tasarısının dört temel gerekçesi var. Bir tanesi, Avrupa Birliği katılım öncesi yardımı niteliğindeki bir eşleştirme projesinin ürünüdür. Bu anlamda yapılan değişiklik, Avrupa Birliğine uyum süreciyle ilgilidir. Tasarı,
hâlen krizde olan ve esasen de Avrupa Birliği ülkelerinde de artık yenilenmesi gereken bir sermaye piyasası mevzuatını referans alarak hazırlanmıştır. Malum, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni bir finansal mimari dizayn edilmektedir. Bu nedenle, muhtemeldir ki yasanın, Avrupa Birliğine uyum sürecinde bir süre sonra yeniden değişmesi gerekecektir çünkü kriz öncesi ve krizin ilk dönemindeki referans alınarak eşleştirme yapılmıştır.
Tasarının diğer gerekçesi, daha çok anonim şirketler hukuku reformu olarak görülen yeni Türk Ticaret Kanunu’nun bir sonucudur yani bir tür zorunluluktan kaynaklanmış bir tasarıdır.
Son olarak, 2499 sayılı Kanun’un 1992 yılında kamuyu aydınlatma sistemine geçmeye yönelik değişiklikler ve 1999 yılı sonunda ağırlıklı olarak ikinci piyasaya yönelik değişiklikler dışında 1981 yılından bu yana esaslı bir değişikliğe uğramamış olmasıdır yani tasarının arkasında Hükûmetin sık sık telaffuz etmiş olduğu “Türkiye’yi 2023 hedefine ulaştırmak, İstanbul’u finans merkezi yapmak” kaygısı pek yoktur. Keza, tasarı, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını ve Türkiye’yi yükselen piyasalar kategorisinden gelişmiş ülkeler kategorisine sokmak gibi bir kaygıyla da hazırlanmış değildir.
Hazır konu açılmışken iki nokta üzerinde durmak istiyorum. İlki, şu İstanbul’u küresel finans merkezi yapma hedefiyle ilgili. Bakın, Küresel Finans Merkez Endeksi, Londra kökenli “Z/Yen Group” adlı bir danışmanlık şirketi tarafından çıkarılan ve 75 küresel finans merkezinin sıralamasını takip eden bir endekstir. Endeksin adı da Global Finansal Merkez Endeksi. İlk kez 2007 yılı Mart ayında yayımlandı, ondan sonra her altı ayda bir de güncellendi.
77 küresel finans merkezi, iki farklı veri setine göre değerlendiriliyor ve sıralanıyor. Hâlen epey gerilerde de olsa İstanbul’un bir finans merkezi olduğunu da hatırlayalım ancak Eylül 2012’de yapılan bu yeni sıralamada İstanbul 56’ncı sırada bulunmaktadır; geçen yıl ise yani daha doğrusu altı ay önceki yapılan sıralamada 61’incideydi. İstanbul’un ön sıralarda yer alan bir finans merkezi olması son derece önemli, sevindirici bir gelişme olur. Bunu biz de istiyoruz ancak bu, kâğıt üzerine yazmak ile olmaz. Altyapı, özellikle teknolojik altyapı gerekiyor, vergi mevzuatı fevkalade önemlidir, güven sağlanmalı, mevzuatta ve hükûmet tutumlarında geri adımlar atılmamalıdır ve her şeyden önce istikrar olmalı.
İkinci konu da şu: 2023 hedefiyle ilgili. 2023 hedefi gerçekten Türkiye’nin bir hedefidir ve Sekizinci Beş Yıllık Plan’da da yer almıştır, ayrıca uzun vadeli stratejinin de temel noktalarından biridir, dünyanın ekonomik liginde ilk 10 sıraya girebilmek. Ancak bu hedefe göre Türkiye 2 trilyon dolar millî gelir, kişi başına 25 bin dolar gelirle ilk 10 ülke arasında olabilecek, 2023 yılı hedefi budur. Malum, 17’nci sırayı alırsak önümüzde birçok ülke var, bunların bazılarını ihmal etsek dahi Kanada, İspanya, Avustralya, Güney Kore’yi geride bırakmamız gerekir. Ancak geride bıraktığımız son on yılın ekonomik performansını dikkate alırsak ve şu andaki büyüme oranı, tasarruf oranı ve cari açığı dikkate aldığımızda önümüzdeki on yıl içinde bu hedefe nasıl ulaşacağımızı birisinin kalkıp çok net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Sadece yeni teşvik kanunuyla mı? Bununla da gerçekleşmesinin mümkün olmadığını tahmin ediyorum, ekonomi yönetiminde yer alan birçok bakan arkadaşımız da görüyor ve yavaş yavaş da ifade ediyorlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıya dönecek olursak şu tespitle başlayalım: Tasarıya getirilen düzenlemelerin bir kısmı zaten var olan kanun, yönetmelik, kurum kararları ve tebliğlerde olan şeyler. Tasarının en dikkat çekici yönü, hemen her maddesinde kurula çok geniş yetkiler veriyor olmasıdır. Gerçi mevcut kanunda da bu böyleydi. Kanunlarda görev, yetki ve sorumlulukları geçiştirmek ve işi ikincil mevzuata bırakarak idareye geniş yetkiler vermek, maalesef, bizim kanun yapma sürecimizle ilgili önemli bir problemdir. Bu, esasen bir tür demokrasi sorunudur da. İkincil mevzuatı tayin etme konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna bu kadar geniş yetki verilmesini görev alanının özelliği nedeniyle, anlayışla karşılayabildiğimizi ifade etmek isterim.
Öte yandan, tasarının bir denetim perspektifiyle yazıldığını ve dolayısıyla daha çok sopa gösterdiğini de kabul etmek durumundayız. Tasarı, kurumsal yönetim ilkelerinden taviz vermeden teşvik edici, süreçleri kolaylaştırıcı, sermaye piyasası kurumlarına inisiyatif bırakan bir perspektife de öncelik ve ağırlık vermiş olsaydı, sanıyorum, daha doğru olurdu.
Tasarı, 2499 sayılı Kanun’a kıyasla sermaye piyasası suçları ve cezalarına ilişkin önemli değişiklikler öngörmektedir. Bu kapsamda, yasada, bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı, piyasa manipülasyonu, örtülü kazanç aktarımı, usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyetleri, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik, bilgi ve belge vermeme, denetim engellenmesi ile yasal defterlerde, muhasebe kayıtlarında ve finansal tablo ve raporlarda usulsüzlük konuları ile idari para cezalarına ilişkin yeni hükümlere yer verilmektedir. Bunların getirilmiş olması da fevkalade olumlu olmuştur.
Öncelikle, hemen şunu belirteyim ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda da işaret ettiğim gibi, devlet iç borçlanma senetlerinin, kanun tasarısı yasalaşmadan önce merkezî kayıt kuruluşunca kaydileştirilmesine başlamış olması ve artık bundan böyle şeffaf bir şekilde izlenir hâle gelmesi, fevkalade uygun olmuştur. Böylece, devlet iç borçlanma senetleri üzerinden, geçmişte olduğu gibi usulsüzlük yapılması artık tarihe karışmış oluyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının son gerekçesi de, maalesef, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve İstanbul Altın Borsasının birleştirilerek kurulacak yeni borsanın özelleştirilmesidir. Buradan ne beklendiğini bilemiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki: Hâlen, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının İstinye’de oldukça geniş ve çok değerli arazisi var. Bu arazi TOKİ’ye devredilecek. Peki, bu araziyi TOKİ ne yapacak? “Çarpık kentsel dönüşüm” mantığıyla üzerine Körfez sermayesiyle ortak olunarak yeni gökdelenler ve rezidanslar mı dikecek? Muhtemelen de evet. Oysa, bu arazinin Emirgan Korusu ile birleştirilmesi ve kamunun açık hava ve park ihtiyacına tahsis edilmesi daha uygun olmaz mı? İstanbul’da bulunan her boşluğu ticari alana dönüştürme gayreti nasıl bir şehircilik ve çevre duyarlılığıdır? Bakın, İstanbul, bize, tarihimizin bir emanetidir ve bu emanete uygun davranmak zorunda olduğumuzu hiç unutmayalım.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
61 konuşma daha · 5 Aralık 2012