Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)
Kırşehir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 127. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Temmuz 2010 · 1.092 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullah Çalışkan (AK Parti), 1 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.092 kelime.
Abdullah Çalışkan (AK Parti, Kırşehir). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-caliskan-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarı olarak, iç politikayı, dış politikayı, ekonomiyi ve demokratikleşmeyi birbirine paralel şekilde eş zamanlı olarak dönüştürmenin ve ilerletmenin gayreti içerisindeyiz. Biz, Türkiye’yi dünyada güçlü bir ülke yapmak istiyoruz. Türkiye’yi bölgesinde lider, dünyada etkin küresel bir aktör olması için gerekli tüm adımları hiç çekinmeden atıyoruz. 2002 yılıyla kıyaslandığı zaman, ülkemizin nereden nereye geldiğini çok net bir şekilde görmemiz mümkündür. Temel hedefimiz, çocuklarımıza her anlamda güçlü ve gelişmiş bir Türkiye bırakmaktır.
Değerli milletvekilleri, bir ülke gücünü, tarihî birikiminden, kültürel zenginliğinden, ekonomik, teknolojik ve askerî gücünden, demokratik yapısından, coğrafi konumundan, diplomatik ilişkilerinden ve insan kalitesinden alır. Biz AK PARTİ İktidarı olarak, ülkemizin her alanda güçlenmesi için gerekli tüm çalışmaları yapıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin güçlü bir ülke olması için ekonomimize istikrar ve güven kazandırdık. Ekonomik olarak Türkiye’yi 26’ncı sıradan 17’nci sıraya yükselterek gelişmiş 20 ülke arasına girmesini sağladık.
Dünyada yaşanan krize rağmen, uluslararası kuruluşlar, 2010 ve sonrasında Türkiye ekonomisinin en hızlı büyüyen ekonomiler arasında yer alacağını teyit ediyor ve kredi derecelendirme kuruluşları da aynı şekilde Türkiye'nin notunu artırıyor. Bu hafta açıklanan rakamlara göre, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde rekor bir artışla yüzde 11,7 büyüme gerçekleştirdi. Haziran ayında ihracat 2009 yılının aynı ayına göre yüzde 13,2 artışla 9 milyar 173 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Türkiye ekonomisi kırılgan bir ekonomi olmaktan çıkıp her yönüyle güçlü ve sağlam temeller üzerinde her geçen gün daha da iyiye gidiyor. Güçlü ekonomimiz sayesinde ARGE çalışmalarına daha çok kaynak ayırarak ülkemizin teknolojik anlamda da mesafe almasını sağladık.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin gücünü aldığı insanımızın kalitesinin artması konusuna da ayrı bir önem verdik. Ülkemizin geleceğini teslim alacak olan genç ve dinamik nüfusumuzun iyi eğitim alması ve iyi yetişmesi gerektiğine inanıyoruz. İlk defa ülke bütçesinden eğitime savunma harcamalarından daha çok kaynak ayırdık. Ülke genelinde 143 bin derslik yaptık. Özgür düşünceye, bilgi üretimine ve paylaşımına ortam hazırlamaya çalıştık. 70 yeni üniversite kurduk, 30 bin bilişim teknolojisi sınıfı açtık, okullarımıza 750 bin bilgisayar gönderdik. Türkiye'nin geleceğini en iyi şekilde inşa etmeye çalışıyoruz. Ufku ve vizyonu geniş, dünyayı yakından takip eden önyargısız nesiller ülkemizi daha da ileriye taşıyacak.
Değerli milletvekilleri, ekonominin ve demokratik yapının birbiriyle doğrudan ilişkili olduğuna inanıyoruz. Demokratikleşme yolunda da çok kararlı ve önemli adımlar attık, güçlü bir çözüm iradesi ortaya koyduk. Attığımız adımların her zaman arkasındayız. Türkiye’de tabuların yıkılmasını ve bu ülkenin vatandaşı olan ve “benim sorunum” var diyen herkese karşı devletin kucak açması ve tüm sorunların tartışılması gerektiğine inanıyoruz. Bize, ülkemize ait halı altına süpürülen hiçbir mesele kalsın istemiyoruz. İyi niyet ve samimiyetle el ele vererek tüm sıkıntıların üstesinden geleceğimize inanıyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye’yi bu şekilde hep beraber kuracağız. Millî birlik ve bütünlüğü birlikte tesis edeceğiz. Tüm farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp, kardeşliğimizi daha da pekiştireceğiz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye çok uzun bir süre üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke olarak tanımlandı. Komşularıyla sıkıntıları olan bir ülkenin küresel planda söz sahibi olması mümkün değildir. Yakın zamana kadar bir tehdit olarak gördüğümüz komşularımızla var olan tarihsel bağlarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz. Vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması sayesinde komşu ülkeler ile ekonomik ve sosyal entegrasyon ve bağımlılığın artmasına önem veriyoruz. Bölgemizdeki tüm ülkelerin önemli ortak paydalarından biri Türkiye’ye duydukları güvendir ve biz bu güveni bölgesel barışın tesisi yolunda kullanma gayreti içerisindeyiz.
Değerli milletvekilleri, biz, ülkemizin bulunduğu coğrafi konumun avantajlarından en azami şekilde yararlanıyoruz. Avrupalı bir ülkeyiz ama yine aynı zamanda Orta Doğu’nun, Kafkasların, Balkanların, Afrika’nın ve Yakın Doğu’nun siyasetini, sosyolojisini ve psikolojisini en iyi şekilde anlayabilecek bir ülkeyiz. Dünyada birçok ülkeyle tarihimizden gelen köklü ilişkilerimiz var. On altısı Afrika’da olmak üzere kırk yedi temsilcilik açarak dünyanın her coğrafyasında söyleyecek sözümüz olduğunu gösterdik. Türkiye, kendi istese dahi içe kapalı, pasif, dünyadaki gelişmelere ilgisiz kalabilen, gözünü yumabilen bir ülke hâline gelemez; böyle bir ülkeymiş gibi davranamayız. Biz, düşman üretme değil, dost kazanma anlayışıyla hareket ediyoruz; Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini hayata geçirmeye çalışıyoruz.
Türkiye, AK PARTİ İktidarı döneminde sadece yakın çevresinde ve komşu bölgelerde değil, dünyanın hemen hemen her bölgesinde istikrar, barış ve iş birliği çabalarına aktif ve somut katkılar yapmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak ülkemiz, küresel planda söz sahibi olmuş, uluslararası süreçleri yönlendirme kapasitesine sahip, güvenilir bir aktör konumuna yükselmiştir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin güçlü bir ülke olması için ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyoruz, atılması gereken adımları atıyoruz ve bundan sonra da halkımızın desteğiyle bedeli ne olursa olsun ülkemiz için yapılması gerekeni hiç çekinmeden yapmaya devam edeceğiz. Ülkemizden, halkımızdan aldığımız güçle diplomatik olarak birçok başarıya imza attık. İzlediğimiz proaktif dış politikayla gündemi belirlenen değil, dünya gündemini belirleyen bir ülke hâline geldik. Dünyada hiçbir ülkenin konuşmaya cesaret edemediği konuları dünya gündemine taşıdık. Güçlünün değil, haklının ve mazlumun yanında olduğumuzu gösterdik. Diklenmedik ama her zaman dik durduk. Uluslararası kuruluşlarda daha etkin hâle geldik. Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçici üyesi olması sayesinde uluslararası konularda sesimizin daha gür çıkmasını sağladık. Yüzü aşkın ülkenin üye olduğu ve kültürler arasındaki gerilimlerin aşılması için başlatılan Medeniyetler İttifakı girişiminin de eş başkanı olduk. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı olduk, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri olduk.
Değerli milletvekilleri, zor bir coğrafyada bulunuyoruz, zorlu bir süreçten geçiyoruz. Ancak, mevcut tüm sorunlara rağmen umudumuzu da muhafaza ediyor, bölgenin kaderinin değişebileceğine inanıyoruz ve Türkiye olarak da bunun mücadelesini veriyoruz. Biz samimi bir şekilde bu mücadeleye devam edeceğiz. Daha önce belirttiğim gibi, ülke içinde demokratikleşme çabalarından en ufak bir taviz vermeyecek, uluslararası boyutta da Türkiye'nin itibarını, gücünü artırmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Biz her anlamda “adalet” diyoruz, “hukuk” diyoruz, “demokrasi” diyoruz. Güçlünün, sesi çok çıkanın haklı olduğu bir dünya istemiyoruz. Çifte standarttan uzak, net mesajlar veriyoruz. Kim olursa olsun, Türkiye olarak her zaman mağdurun, mazlumun, zayıfın, ezilmişin, zulüm görenin yanındayız. Bu sayede Türkiye'nin itibarı artıyor, bu sayede adaleti, vicdanı, insaniyeti öne çıkaran insan merkezli bir dış politikanın savunuculuğunu yapıyoruz. Bu sayede tüm dünyanın ilgisini, takdirini ve en önemlisi de güvenini kazanıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, içine kapanan ve sonu gelmez tartışmalarla enerjisini heba eden değil, dışa açılan ve bilgiyi maksimum düzeyde kullanan ve üreten bir ülke konumuna yükseliyor. Bunu birlikte başarıyoruz.
Türkiye olarak dünyaya uyum sağlamak, yerküremiz ve insanlık için olumlu katkılar yapmak durumundayız. Türkiye tarihî ve kültürel birikimiyle bu değişime yön vermek, yeni düzende yapıcı ve aktif roller üstlenmek gibi bir potansiyele sahiptir. Bunun yolu elbette öncelikle kendi iç sorunlarımızı hafifletmekten, kendi ayaklarımız üzerinde doğrulmaktan, kendi değişimimizi ve gelişimimizi sağlamaktan geçiyor. Elbette Türkiye’nin büyümesini istemeyenler Türkiye’nin kısır iç meseleleriyle uğraşarak dünya gündeminden kopmasını isteyenler var. Türkiye’nin ayakları üzerinde durarak söz söylemesini hazmedemeyenler var. Nerede olursa olsun güçlü Türkiye istemeyenlerle birlikte mücadele etmeliyiz; çünkü bu ülke hepimizin, hiç birimiz bir diğerinden üstün değiliz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
70 konuşma daha · 1 Temmuz 2010