İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 101. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

6/259,6/262,6/271,6/294 sayılı sorularla ilgili,

Abdullatif Şener

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 101. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Temmuz 2003 · 1.606 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullatif Şener (AK Parti), 2 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 6/259,6/262,6/271,6/294 SAYILI SORULARLA İLGİLİ,); konuşma 1.606 kelime.

Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “6/259,6/262,6/271,6/294 sayılı sorularla ilgili,”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 2 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-07-02-6-259-6-262-6-271-6-294-sayili-sorularla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cevaplandırmak istediğim 4 sorudan birincisi, Adana Milletvekili Sayın Atilla Başoğlu tarafından Sayın Başbakana tevcih edilen sorudur. Bu soru, Irak Savaşı öncesinde, savaşın maliyetlerinin ne olabileceği ekseni etrafında sorulmuş bir sorudur; ama, takdir edersiniz ki, o günden bugüne çok şey değişmiştir. Savaş atmosferi geride kalmıştır, o olaylar yaşanmıştır.

Türkiye'nin savaş konusunda izlemiş olduğu politik tavır ve daha sonrası yaşanan hadiseler, savaş öncesi sorulan bu sorunun, bugün, daha farklı bir boyutta değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır; ancak, bildiğiniz gibi, savaşların ekonomiler üzerinde etkileri vardır ve savaş atmosferiyle, bazı sektörlerde daralmalar, bazı sektörlerde ise genişlemeler meydana gelebilir. Özellikle geçmiş yıllara ait, hatta, 18, 19 ve 20 nci Yüzyıllarda meydana gelen savaşlara ait bazı iktisatçıların yaptığı tahliller, değerlendirmeler vardır ve her zaman savaş ortamının ekonomiler üzerinde yıkıcı etkileri olduğu gibi bir kanaatin ötesinde, zaman zaman bazı sektörlerde gelişmelerin ve açılımların ortaya çıktığı da yapılan tahliller sonucunda ortaya çıkmıştır. Özellikle, 1990-1991 Körfez krizinin ardından Irak'ta meydana gelen ve gelmekte olan hadiselerin Türkiye'ye etkisi Türk kamuoyunda yoğun bir şekilde değerlendirilmiştir, tartışma konusu olmuştur.

Ben, bu soru vesilesiyle 1990-1991 kriziyle ilgili, bağlantılı maliyet hesapları ve son Irak savaşı öncesinde Türkiye'de yapılan değerlendirmeler üzerinde de kısaca bilgi vermek istiyorum.

Bilindiği üzere, 1990-1991 Körfez krizinin Türkiye ekonomisi üzerinde ciddî boyutta olumsuz etkileri olmuştur. Bu etkiler, özellikle ulaştırma, ihracat, turizm ve bölgeye yakın illerdeki ticaret kayıpları gibi alanlarda yoğunlaşmıştır. Körfez savaşının yaşandığı 1991 yılında, ulaştırma sektöründe, yaklaşık 600 000 000 dolar civarında kayıp olduğu ve bunun yaklaşık 250 000 000 dolarlık kısmının boru hattı taşımacılığında ortaya çıkan zarardan kaynaklandığı hesaplanmıştır. Aynı dönemde ihracatta ortaya çıkan kaybın yaklaşık 1 000 000 000 dolar, turizm gelirlerindeki kaybın yaklaşık 950 000 000 dolar, bölge illerinde ticarî kapasitenin azalması dolayısıyla oluşan zararın ise yaklaşık 1 200 000 000 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Diğer faaliyetlerde ortaya çıkan kayıplarla beraber toplam kaybın, 1991 yılına ait olmak üzere, 4 400 000 000 milyar dolar civarında olduğu o dönemde tahmin edilmiştir; ancak, bu savaşın etkileri daha sonraki yıllara da sirayet ettiği için, toplam maliyetinin ve Türk ekonomisine olumsuz etkisinin çok daha yüksek olduğuyla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.

Bugün itibariyle Amerika Birleşik Devletleri ile Irak arasında cereyan eden savaşın da ekonomimizin üzerinde bazı etkileri olabileceği doğaldır. 1990-1991 Körfez krizi, böyle bir harekâtın Türkiye ekonomisine etkilerinin neler olabileceği hususunda somut ipuçları vermektedir. Bu çerçevede, çeşitli varsayımlar altında farklı senaryolar için tahmin ve analizler sürekli olarak yapılmaktadır. Söz konusu savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin boyutu ve maliyeti, harekâtın süresi ve şiddetine bağlı olarak ve izlenecek politikalara bağlı olarak değişebilecektir.

Bununla beraber, Irak'a yapılan ihracatın ve petrol boru hattından yapılan petrol taşımacılığının durması, turizm gelirlerinin azalması ve petrol fiyatlarının yükselmesine bağlı olarak enerji ithalatı maliyetlerinin artması, faiz oranlarının yükselmesi, Hazinenin yurtdışı piyasalarda tahvil satışında daha yüksek risk primi ödemek durumunda kalması gibi etkenler, o dönem için yapılan değerlendirmeler arasındadır.

Kamu kesiminde ise, vergi gelirlerinin düşmesi, faiz oranlarının artması, mültecilere yardım amacıyla yapılacak yardımlar ve enerji KİT'leri ve sosyal güvenlik kuruluşlarında oluşabilecek açıklar dolayısıyla ilave yükler oluşabileceği, savaş öncesinde değerlendirilmiştir.

Ayrıca "petrol fiyatları ve kur artışının hızlanması, yürütülmekte olan enflasyonla mücadele programını hangi ölçüde etkiler" sorusu temel sorular arasında yer almıştır.

Harekâtın etkilerinin ılımlı veya ciddî boyutlara ulaşması durumuna göre, kamu maliyesi ve ekonomi üzerinde de farklı etkileri olabileceği değerlendirilmiştir.

Türkiye ekonomisinde oluşabilecek bu zararlardan kamu, özel sektör ve toplum etkilenebileceği için, özellikle, millî gelir artışının oluşabilecek zararlar dolayısıyla program hedeflerinin altında kalmaması, toplum refahını olumsuz yönde etkilememesi düşüncesi içerisinde, savaş öncesinde tüm bu ayrıntılar dikkate alınmış, hükümetimiz tarafından yoğun çalışmalar yapılmıştır. Teknokratlarla beraber ekonomiden sorumlu ilgili kamu kuruluşları tarafından hazırlanan raporlar hükümetimiz tarafından değerlendirilmiştir ve savaş ortamında piyasaların kontrol dışında alabora olmasını önleyecek, kontrol dışında hareketlenmesini önleyecek mekanizmalar ve tedbirler geliştirilmiştir ve neticesinde, Irak savaşı sonrasında Türk ekonomisi mümkün olan asgarî düzeyde etkilenmiştir diyebiliriz.

Cevaplandırmak istediğim ikinci soru, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan'a ait sorudur. Bu soruda da, 4325 sayılı Yasanın tekrar uygulamaya konulup konulmayacağı, yasa kapsamının nasıl düzenleneceği ve bu bağlamda da, Niğde İlinin bu yasanın kapsamı içerisinde yer alıp almayacağı sorulmaktadır.

Bildiğiniz gibi, 4325 sayılı Yasa, 1998 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmüş, yasalaşmış ve buna bağlı olarak, başta doğu ve güneydoğu illeri olmak üzere, bölgesel bir teşvik sistemi içeren bir yasadır. Bu yasa kapsamında bulunan illerde yeni yapılacak yatırımlar vergi açısından özendirilmiştir, SSK primleri açısından özendirilmiştir ve buna bağlı başka bazı teşvik imkânları sağlanmıştır.

Ancak, bu 4325 sayılı Yasa, bildiğiniz gibi, 1.1.2003 tarihi itibariyle süresi dolmuş bir yasadır ve bu yılbaşı itibariyle süresi dolduğu için de, başta bu yasanın uygulandığı iller olmak üzere, diğer tüm illerimizden, yine, buna benzer bölgesel teşviki içeren bir yasal düzenlemenin yapılıp yapılmayacağı ve bununla ilgili kapsamın nasıl belirleneceğine ilişkin yoğun sorular gelmektedir.

Önce şunu ifade etmek isterim: Acil Eylem Planı ve Hükümetimizin programı çerçevesinde bölgesel teşviklerle ilgili yeni bir düzenleme, yeni bir teşvik sistemi getirileceği ifade edilmiştir. Bu yeni teşvik sistemi bağlamında da, ilgili kuruluşlar, başta Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı ve Hazine Müsteşarlığı olmak üzere, yoğun çalışmalar sürdürülmektedir. Bu konuda taslak metinler oluşturulmuştur; ancak, henüz, Bakanlar Kurulumuzdan geçmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş bir metin mevcut değildir; ama, ekonominin, bölgelerin, illerin ihtiyaçları dikkate alınmak suretiyle ve diğer taraftan, uluslararası rekabet gücü açısından firmaların hangi boyutlar itibariyle özendirilmeleri, teşvik edilmeleri gerektiği dikkate alınmak suretiyle, ihtiyaca uygun bir düzenleme yapılacaktır.

Üçüncü soru önergesi, Manisa Milletvekili Hasan Ören'in yönelttiği soru önergesidir. Burada da 4 soru var. Birinci sorusuna istinaden, özellikle tasarruf ve gelir artırıcı tedbirlere ilişkin olarak şu açıklamaları yapmak istiyorum: Sayın Başbakan tarafından açıklanan tasarruf ve gelir artırıcı tedbirler kapsamında yatırım ödeneklerinden yapılması öngörülen tasarruflar, esas itibariyle, kuruluşlara tahsis edilen ödeneklerin yıl içinde çeşitli sebeplerle kullanılmaması dolayısıyla yapılacak tasarruflardan oluşmaktadır. Geçmiş yılların tecrübeleri göstermektedir ki, kuruluşlar, ihale işlemlerinin tamamlanmaması, planlanan kredilerin bulunamaması, iş yapılmış olmasına rağmen ödemelerin aynı yıl içerisinde yapılmaması veya uygulanan bazı tasarruf tedbirleri gibi sebeplerle ödeneklerin bir kısmını kullanmamaktadırlar. Kuruluşların, yıl sonu revize ödeneklerinin yaklaşık yüzde 85 kadarını kullanabildikleri müşahede edilmektedir.

Hükümetimizin izlediği yatırım politikası, aynı anda çok sayıda projeyi yürütmeye çalışarak projeleri sürüncemede bırakmak yerine, mevcut ödenekleri tamamlanma aşamasına gelmiş öncelikli projelere tahsis ederek, bu projelerin bitirilmelerini temin ederek bir an önce ekonomiye kazandırmak; böylece, sonraki dönemlerde öncelikli diğer projelere de yeterli ödenek tahsis imkânı yaratmaktır. Bu kapsamda, önceliğini ve yapılabilirliğini kaybetmiş, önemli bir fizikî gerçekleşmesi olmayan bazı projeler de, daha sonra yapılabilirlikleri tekrar değerlendirilmek üzere yatırım programından çıkarılmaktadır. Bu şekilde, 2002 yılı yatırım programından toplam tutarı program yılı fiyatlarıyla yaklaşık 5 katrilyon lira olan 600 adet yatırım projesi çıkarılarak, yatırım programının etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır. Böylece, belli safhaya getirilmiş diğer projelere daha sonraki dönemlerde yeterli ödenek tahsis imkânı ortaya çıkarılmıştır.

Sayın milletvekilimizin ikinci sorusuna cevap veriyorum. 2003 yılı bütçesinde öngörülen gelir artırıcı tedbirlerden biri, yatırım indirimleri dahil, vergi istisnalarının gözden geçirilerek, bu yolla, 200 trilyon lira tasarruf sağlanmasıdır.

Acil Eylem Planı kapsamında yatırımların teşvik edilmesi amacıyla yapılması düşünülen faaliyetler aşağıda belirtilmiştir.

Teşvik, muafiyet ve istisnalarının gözden geçirilip yeniden düzenlenmesi amacıyla, bir özel ihtisas komisyonu kurulacaktır.

Teşvik belgesine bağlı olarak uygulanmakta olan vergiye ilişkin teşvikler, otomatik olarak tüm yatırımlara uygulanır hale getirilecektir.

Bürokratik işlemler azaltılacak; yerel ve sivil toplum örgütlerinin görüşlerine açık, pratik bir teşvik sistemi oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır.

Bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesine yönelik olarak, bölgesel ayırımlar yeniden belirlenecektir.

Bunların yanı sıra, bedelsiz arsa tahsisi yapılacak ve yatırım ve işletme kredilerinin miktarı artırılacaktır.

Üçüncü soruyla ilgili olarak şunları söyleyeceğim: Kredi ve Yurtlar Kurumu, 2002 tarihi itibariyle Türkiye genelinde 75 il, 58 ilçede bulunan 42 kız, 26 erkek, 122 karma olmak üzere, toplam 190 yurtta, 102 646 kız, 80 259 erkek olmak üzere, toplam 182 905 öğrenciye barınma hizmeti vermiştir. 37 334 öğrenci ise, 10 il, 20 ilçede bulunan üniversiteler tarafından işletilen 51 yurtta barınmaktadır. Kurum ve üniversiteler tarafından işletilen yurtların Türkiye genelinde toplam yatak kapasitesi 220 239'dur.

2001-2002 öğretim döneminde 205 091 öğrenci kurum yurtlarında barınabilmek için müracaat etmiş, bu öğrencilerden Aralık 2000 tarihî itibariyle yüzde 38'inin talepleri karşılanmış ve müracaat eden her öğrencinin talebinin karşılanabilmesi için, kiralama ve satın alma çalışmaları ile inşaatı devam eden binaların bitirilmesi işlemleri de sürdürülmektedir.

2003 yılı Bütçe Kanunuyla, Kredi ve Yurtlar Kurumu yatırımları için 50 trilyon TL ayrılmıştır. Bu miktarla 8 adet yurt inşaatının 2003 yılında bitirilmesi planlanmaktadır. Yatırım programında 2003'te bitirilecek projelerin ödenekleri tam olarak konulmuş, kalan ödenek ise, Kredi ve Yurtlar Kurumunun teklifine göre, kalan 20 adet projeye dağıtılmıştır. Bütçe imkânları çerçevesinde, kalan projelerin bitirilmesi için ödenek tahsisi 2004 yılı yatırım programıyla da yapılacaktır.

Dördüncü soruya cevap veriyorum. 2003 yılında konsolide bütçeye tâbi kuruluşlara yapılacak olan açıktan atamalar 35 000 kişi olarak sınırlandırılmıştır. Bütçede öngörülen bu kadro sınırlamasıyla, 50 trilyon TL tasarruf öngörülmüştür. Yapılacak atamalar öğretmen, sağlık mensupları, polis ve yargı mensupları gibi spesifik hizmet alanlarına kısıtlı sayılarda yapılacağından, mahallî idarelerden naklen atamaların yapılmasıyla ilgili bir öngörüde bulunulmamıştır. Nitekim, bu konuyla ilgili, yani, 35 000 kişiyle sınırlandırılan kadro uygulamasına, sıkı bir şekilde, 2003 yılı bütçe döneminde uyulmaktadır ve kamudaki personel şişkinliğinin önüne geçilmesi için, bu ve benzeri tedbirler ciddiyetle uygulanmaktadır.

Cevaplandırmak istediğim son soru, Edirne Milletvekili Sayın Necdet Budak'a ait sorudur. Bu soruda, iki ilçenin, yani, Lalapaşa ve Süloğlu İlçelerinin kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına alınıp alınmayacağı veya bu konuda bir düşüncenin bulunup bulunmadığı sorulmaktadır.

Bildiğiniz gibi, kalkınmada öncelikli yöreler, ilçe bazında değil -ada konumunda olan Bozcaada ve Gökçeada İlçeleri hariç- Bakanlar Kurulu kararıyla, program kararnamesi ekinde, il bazında tespit edilerek ilan edilmektedir; ancak, söz konusu listede yıl içerisinde yapılabilecek değişiklikler, Yüksek Planlama Kurulu kararıyla mümkün olmaktadır. 2003 yılı dahil, kalkınmada öncelikli yöreler il bazında belirlenmiştir; ama, gerek kamuda gerekse değişik çevrelerde kalkınmış görünen veya göreli olarak konumunun daha iyi olduğu belirlenen bazı illerin, hem kişi başına millî gelir itibariyle hem de sosyoekonomik kalkınmışlık düzeyi itibariyle geri kalmış yörelerdeki illerin çok gerisinde olduğu da tespit edilmiştir. Buna yönelik olarak, gündemde devamlı canlı duran bu konunun hükümetimiz tarafından değerlendirildiğini belirtmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 2 Temmuz 2003

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook