2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle
Hakkari Milletvekili ·
Genel Kurul, 37. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Aralık 2013 · 1.297 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Adil Zozani, 20 Aralık 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE); konuşma 1.297 kelime.
Adil Zozani (Hakkari). “2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/adil-zozani-24-2013-12-20-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=28205
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)BDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımıza da selamlarımızı sunarak konuşmama başmak istiyorum.
Türkiye gariplikler ülkesi. Günübirlik gündeminde değişiklik yaşanan, siyasal istikrarın olmadığı bir ortamda 2014 yılı bütçe kanunu tasarısını görüşüyoruz. On günlük bütçe değerlendirmelerinde Türkiye'nin gündemi ne kadar bütçe oldu, bu konuyu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Geçmiş yıllara nazaran ayıplı bir ortamda bütçe değerlendirmelerimizi Parlamento ve kamuoyuyla paylaşmaya çalışacağım.
Daha ilk cümle itibarıyla paylaşmam gereken gerçeklik şu ki: Siz sansürcü üçüzler cumhuriyet tarihi itibarıyla faşizan bir uygulamaya imza atarak bütçe görüşmelerini gölgelediniz. Barış ve Demokrasi Partisinin, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak bizlerin yazmış olduğu muhalefet şerhini sansürlemekle Osmanlı’nın son yüzyılı ve cumhuriyet tarihi boyunca Kürt halkının muzdarip olduğu ayrımcı, faşizan politikaları zirveye taşıdınız. Bizim muhalefet şerhimizi sansürlemeniz, bizlerin haklı davamızda sürdürdüğümüz mücadelede ne kadar mazlum olduğumuzu kanıtladığı için tarihe ayrıca not düşülmüştür. Siz sansürcü üçüzler tarihin karanlık sayfalarına bir yenisini eklediniz. Karşıtı olarak da bizlerin hanesine, tarihe yeni bir ak sayfa eklenmesine vesile oldunuz. Bu nedenle sizlere kırgın değiliz. İlahi adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan inancımızla tarihin gerçekliğini yüzünüze haykırmaya devam edeceğiz.
24’üncü Dönem Parlamento ayıpla açıldı, ayıplarını yaşayarak yasama çalışmalarını sürdürdü. Sayın Hatip Dicle şahsında bir vekilliğimiz gasbedildi. Parlamento tarihine “çalıntı vekillik” kavramını da eklemiş oldunuz.
Ayrıca, müstemleke hukuku da cezaevlerinde rehine tutulan vekillerimiz Sayın Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Faysal Sarıyıldız, Kemal Aktaş ve İbrahim Ayhan arkadaşlarımız şahsında bir kere daha tescillenmiş oldu. Bu ayıpla yaşayın yaşayabildiğiniz kadar.
Tarihin hiçbir evresinde, zalimlerin mazlumları yendiğine tanıklık edilmemiştir. Bizler mazlum halkın temsilcileri olarak, halkın kürsüsünden Anadolu ve Mezopotamya halklarına gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Size bir sözümüz yoktur çünkü ret, inkâr ve asimilasyondan beslenen sizler sorun çözme kapasitesine sahip değilsiniz; tersine, sorunların varlığından nemalanma gayreti içindesiniz. Bu nedenle sözümüz size değil, Anadolu ve Mezopotamya halklarınadır.
Biz, Barış ve Demokrasi Partisi ve bileşeni olduğumuz Halkların Demokratik Kongresi Partisi olarak, üzerinde yaşadığımız ebedi coğrafya, halkların gönüllü ittifakına dayalı demokratik, eşit, özgür bir geleceği hep birlikte yaratacağımıza olan inancımızı haykırıyoruz. Herkesin kendi kimliğiyle, kendi kültürü ve tarihiyle özgür bir ortamda yaşadığı bir gelecek vadediyoruz. Bu geleceğin inşası için var gücümüzle mücadele edeceğiz. Bizler açısından “Nasıl bir gelecek?” sorusu başat sorudur. Bu soruyu sorarak halkımızla birlikte geleceği inşa etmeye çalışıyoruz. Kendimizden eminiz. İlahi adaletin ve halkların kudretinin bizlerden yana olduğuna şüphemiz yoktur. Evet, nasıl bir gelecek, nasıl bir Türkiye? Asıl soru bu.
20’nci yüzyıl, dünya halkları açısından ızdırapların doruğa ulaştığı bir yüzyıl oldu. Bütün dünya halkları kötü deneyimlere tanıklık etti. İki blok arasında cendereye alınan toplumsal hayat, toplu katliamlara tanıklık etti. 90’lı yıllar itibarıyla tek kutuplu dünyada tarihin son sayfasının yazıldığı palavrasıyla karşı karşıya kaldık. Egemenlerin mutlak galibiyetiyle sonlanan bir algı yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Bu algı “Ezilenlerin mutlak galibiyeti, egemenlerin ebedi zaferi.” olarak lanse edildi. Ancak, böyle olmadı, 21’inci yüzyıl başlangıcı itibarıyla Amerika’nın dünya gayrisafi hasılası içerisindeki yüzde 33’lük ekonomik payı giderek daralmaya başladı. Bugün itibarıyla yüzde 20’nin altına inen bu verinin önümüzdeki beş yıl içerisinde yüzde 10 - yüzde 15 aralığında seyredeceği tahmin edilmektedir. Bu düşüşü kabullenen Amerika, egemenlik şeklini değiştirme arayışına girmiştir. Ekonomik hegemonya yerini kültürel ve siyasal hegemonyaya bırakmıştır. Bunun yanı sıra, dünyanın ekonomik kaynakları üzerindeki sömürü mekanizmasını da sürdürülebilir kılma arayışı içerisindedir. Transatlantik Yatırım Ortaklığı Projesi içinde Avrupa ve Avrupa’nın kültürel nüfuz alanında bulunan ülkeleri de kapsayacak Kuzey’in Güney üzerindeki sömürü çarkını sağlamlaştırma arayışı vardır.
Buna karşın, gelişen Kuzey ve Orta Avrasya ekseni yeni bir blok hamlesi olarak belirginlik kazanmaya başladı. Özellikle Rusya, Hindistan, Çin ve onun nüfuz alanındaki teknoloji mimarisi Japonya’yı da yanlarına alarak yeni bir eksen oluşturma gayretindeler. “Şanghay Beşlisi” olarak tanımlanan ve giderek çemberini genişleten bu hamle, 21’inci yüzyılda tanıklık ettiğimiz iki kutuplu sömürü çarkının tekrar gündeme getirilmesini sağlıyor.
Bu ikili çark içinde kendisini sıkışmış hisseden AK PARTİ Hükûmeti kelimenin tam anlamıyla bir ufuksuzluk yaşıyor. Moskova’da Şanghay Beşlisi’ne alınmak için yalvaran Hükûmet, Washington’da Transatlantik Yatırım Ortaklığına kabul için dil döküyor.
Kıtalara ilişkin son olarak 90’lı yıllar itibarıyla güncellenen bazı verileri sizlerle paylaşarak konuşmama devam etmek istiyorum. Avrasya bölgesi yerkürenin ikide 1’ini kapsayan bir alandır. Ancak, yerkürenin dörtte 1’i kadar olan Amerika, dünyanın -bir bütün olarak- diğer bütün kıtalarına hâkimiyet kurma, ekonomik hegemonya kurma arayışındadır.
Ayrıca, nüfussal istatistikler itibarıyla da baktığınız zaman, yine içinde yaşadığımız Avrasya bölgesi dünya nüfusunun neredeyse dörtte 3’ünü kapsıyor ve tarih boyunca, 5 milyon yıllık tarih boyunca sürekli olarak egemenlik ve hegemonya üreten bu kıta, Amerika’nın hegemonyasına kendini teslim etmiştir. Bu kıta içerisindeki yeni arayışlar içerisinde Türkiye’nin konumunun ne olacağına ilişkin verileri de paylaşacağım elbette ama son olarak Avrasya kıtasıyla, Amerika kıtası arasındaki, bu bloklar arasındaki dünya gayrisafi millî hasıla katkı paylarını da ifade etmek isterim.
Avrasya dediğimiz bu bölge dünya gayrisafi hasılasının 34 trilyon dolarını kapsıyor, buna karşın Amerika sadece 8,1 oranında bir kapsama alanına sahip. İkili eksende siyasal ve ekonomik gelişim seyri içinde Türkiye’nin yerinin neresi olduğu sorusu bizim açımızdan önemlidir. Bunun için, Türkiye’nin içine sürüklendiği acziyeti görmek gerekir. 1950’ler itibarıyla Türkiye’nin rotası Avrupa, Amerika olmuştur. Egemenlerin çıkarına göre ülke politikasını şekillendiren siyasi zihniyetler Türkiye’yi Amerika açısından güdümlü stratejik ortak pozisyonuna getirmiştir. Bu pozisyondaki Türkiye, Amerika’nın ileri karakolu olmaktan öteye gidemedi, gitme şansı da yoktu, bundan sonra da olmayacaktır. Şimdilerde ikili eksen girdabında taraflardan hangisinin ileri karakol olacağı tercihini gündemleştirme arayışları vardır.
İleri karakol olma hevesi içinde olduğunuz bu eksenlerin durumuna da bir göz atmak gerekir: Amerika’dan başlayalım isterseniz. Tarihin en büyük finans krizini yaşayan bu ülke, ekonomik hegemonya iddiasını terk etmeye başladı. Yeni siyasi ittifaklar düzleminde Avrupa ve Avrupa’nın kültürel nüfuz alanındaki Kuzey Avrasya üzerinde açılım yapma gayreti içindedir. Amerika’nın stratejik ortağı durumunda olan Avrupa Birliğinin, ekonomik birlik olarak çatırdamaya başladığına tanıklık ediyoruz. Ekonomik birlik olarak mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya gelinmiştir. Avrupa Birliğinin geleceği, sürmekte olan krizlerden nasıl bir sonuç doğuracağına bağlıdır. Bize göre bu krizin doğuracağı sonuç şimdiden bellidir. Avrupa Birliğinin ekonomik birlik olarak sürdürülebilir olamadığını düşünüyoruz ancak demokratik normları önceleyen ve gelir paylaşımındaki adaletsizliği ortadan kaldıran bir düzleme çıkarsa bu birliğin geleceği vardır. Sonuç itibarıyla Avrupa Birliğinin geleceği noktanın bu olduğunu düşünüyoruz.
Diğer eksene de bir bakalım. Çin ve Rusya’nın verileri bu açıdan çarpıcıdır. Vahşi kapitalizmi yeniden güncelleyen bu ülkelerin -demokratik geleceğinin olmadığı- demokratik bir geleceğe öncülük etme şansları yoktur. Çünkü dünyada ekonomik büyüme algısı devletlerin hazine büyüklüğüne göre değil, insanların sofralarındaki ekmeğin doyurabilirlik verilerine göre ölçülür olmuştur. Dolayısıyla, gelir dağılımındaki paylaşım sorununu çözemeyen hiçbir blokun, ülkenin gelişme şansı yoktur.
Biz Türkiye’nin ekonomik ve siyasal gelişimi açısından rotasının değiştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Halkların gönüllü ittifakına dayalı demokratik ve özgür bir geleceğin inşasında yeni rotamız bellidir. Halkların gönüllü ittifakıyla oluşacak iktidarımızda bizlerin siyasi, ekonomik, gelişim rotası ana medeniyet akımının şekillendiği bu coğrafyadır. Bu eksen üzerinden yeni bir alternatif üreteceğimizi Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Konuşmamın bu bölümünde Anadolu ve Mezopotamya halklarına şunu söylemek isterim. Cumhuriyet tarihi boyunca bu coğrafyada yaşayan halklar olarak bizler, Anadolu ve Mezopotamya halklarını Kemalist ulusalcı dikta ile muhafazakâr dinci tahakkümünden kurtaracak halkların ittifakına, gönüllü birlikteliğine dayalı demokratik iktidarı kurmak istiyoruz yani üçüncü yol vardır diyoruz. Kemalist ulusalcı dikta ile muhafazakâr dinci tahakkümden muzdarip halkların, farklı inanç ve kültür gruplarının, ötekilerin, ekolojik, demokratik toplum yaratımı çabası içerisinde olan kişi ve kesimlerin, dili, tarihi ve kültürü yok sayılanların, herkesin ortak adresi olarak yeni bir seçeneği halklarımızın önüne koymuş bulunuyoruz.
Biz diyoruz ki: “Kimsenin tarihini, kültürünü, dilini, inancını reddetmeyerek, kimsenin kimsenin inancını tarif etmeyeceği, herkesin özgürce dilini, kimliğini, kültürünü yaşayacağı bir gelecek mümkündür.” Muaviye ve Yezit’in kültüründen beslenen, inançlar ve kültürler arasına kin ve nefret tohumları ekenleri Muaviye ve Yezit’in yanına göndereceğimizi ifade ediyoruz. Hiçbir inancın ibadethanesinin dönüştürülmesine müsaade etmeyeceğiz. Hiçbir ibadethanenin diğer bir inancın ibadethanesinin eklentisi durumuna getirilmesine müsaade etmeyeceğiz diyoruz. Bizim halkların iktidarında bu faşizan ürünü uygulamaların hepsi son bulacaktır diyoruz. Bunun için öncelikli işimiz, Mussolini ve Hitler’den feyzalan kurtuluş felsefesini değiştirmek olacaktır. Mussolini ve Hitler’e dayanan ırkçı anlayışa, tekçi anlayışa son vereceğiz diyoruz.
Osmanlı Bankası reklamında ifadesini bulan, sansürcü üçüzlerin “Yoktur bunların birbirinden farkı, hepsi aynı sömürü zihniyetin türevidirler. Alın birini, vurun ötekine.” diyoruz. Anlaşılır olması nedeniyle…
(BDP sıralarının arkasında toplanmalar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 20 Aralık 2013