İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 8. BİRLEŞİM · SALI

Madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/67,75,82,122,141,180,193,208,216,229,304,309,320,324,336,337,342,374,377,388,404)

Afif Demirkıran

Siirt Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 8. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Ekim 2009 · 2.072 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Afif Demirkıran (AK Parti), 20 Ekim 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADENCİLİK SEKTÖRÜNDEKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ (10/67,75,82,122,141,180,193,208,216,229,304,309,320,324,336,337,342,374,377,388,404)); konuşma 2.072 kelime.

Afif Demirkıran (AK Parti, Siirt). “Madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/67,75,82,122,141,180,193,208,216,229,304,309,320,324,336,337,342,374,377,388,404)”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 20 Ekim 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/afif-demirkiran-23-2009-10-20-madencilik-sektorundeki-sorunlarin-arastirilarak-alinmasi-gereken-onle (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Siirt)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasıyla ilgili görüşmeler üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulusal ekonomileri oluşturan en önemli sektörlerden biri madencilik sektörüdür. Madencilik sektörü bir taraftan, başta sanayi olmak üzere ekonominin tüm sektörlerinin ihtiyaç duyduğu temel girdileri sağlarken diğer taraftan özellikle kırsal bölgelerde yeni istihdam imkânları yaratır. Bugünün gelişmiş sanayi ülkelerinin hemen hepsinde madencilik sektörü ekonomik kalkınmayı başlatan bir öncü sektör görevi yüklenmiştir.

Türkiye ekonomisi içinde de madencilik sektörünün büyük bir önemi vardır. Yurdumuzda çok çeşitli, zengin maden rezervleri olmakla beraber, maalesef bu kaynakların çoğu henüz işletmeye alınamamıştır. Bu yönüyle Türkiye, maden kaynakları açısından dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında üretim değeri itibarıyla 28’inci, maden çeşitliliği itibarıyla 10’uncu sırada yer almaktadır. Ayrıca dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’si Türkiye’de bulunmakta ve 60 çeşit madenin de üretimi yapılmaktadır.

(x) (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerine 13/10/2009 tarihli 5’inci Birleşimde başlanmıştır.

MTA’nın muhtemel rezerv ve araştırmalarına göre Türkiye’de yer altında bulunan en yüksek maden rezervi 15,8 milyar ton ile dolomittir. İçinde kalsiyum karbonat ve sodyum karbonat barındıran ve bu özellikleri yüzünden cam ve seramik endüstrisinin vazgeçilmezleri arasında yer alan dolomit, nadir ve çok değerli bir kireç taşı olarak biliniyor. Bunun yanı sıra ülkemizde 13,9 milyar ton mermer; 12,3 milyar ton linyit kömürü; 5,7 milyar ton kaya tuzu; 1,2 milyar ton yüksek kalorili taş kömürü; 3 milyar ton bor; 1,5 milyar ton ponza; 1,9 milyar ton bllister bakır cevheri bulunmaktadır. Toplam yer altı maden kaynaklarımızın bugünkü piyasa değeri ise 2,5 trilyon doların üzerindedir. Bu arada, araştırmalar, Türkiye’de 700 ton görünür altın rezervi –ki muhtemel rezerv olarak 6.500 ton olduğu iddia edilmektedir- ve 1.926 ton görünür gümüş rezervi mevcuttur.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,5’i; endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5’u; kömür rezervlerinin yüzde 1’i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8’i ülkemizde bulunmaktadır. Jeotermal potansiyeli itibarıyla ülkemiz dünyada 7’nci sırada, Avrupa’da 1’inci sırada bulunmaktadır. Ülkemiz 3,8 milyar metreküp işletilebilir mermer; 2,7 milyar metreküp işletilebilir traverten ve 995 milyon metreküp işletilebilir granit olmak üzere toplam 7,5 milyar metreküp doğal taş rezerviyle dünya doğal taş potansiyelinin yüzde 40’ına sahiptir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda 650’ye varan renk ve dokuda mermer olduğu belirlenmiştir. Dünya bor rezervlerinin yüzde 78’ine sahip olan Türkiye bu oranıyla dünyada ilk sırada yer almakta ve dünya tüketimini en az dört yüz yıl karşılayabilmektedir. İktidarımızdan önce 1,9 milyar ton olarak tespit edilmiş olan ülkemiz bor rezervi, yapılan yoğun aramalar sonucu 3 milyar tonu aşmış bulunmaktadır. Dünya feldispat rezervinin yüzde 23’ü ve bentonit rezervinin yüzde 20’si ülkemizde bulunmaktadır. Dünyada ikinci büyük soda külü rezervi olan Beypazarı trona yatağını işletmek üzere kurulan tesis yılda 1 milyon ton soda külü, 100 bin ton sodyum karbonat üretimiyle dünya tüketiminin yüzde 2,5’unu karşılamaktadır. Toplam trona rezervimiz de 233 milyon ton olarak belirlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu madenciliği cumhuriyet öncesi dönemde Batı’nın bir yandan kendi sınai ürünlerini satabilecek, öte yandan sınai üretim için ucuz ham madde sağlayacak dış pazarlara açılma politikalarına paralel olarak yabancıların kontrolünde kalmıştır. Bu dönemde İngilizler Balıkesir Susurluk’ta pandermit madenini ve Murgul Bakır İşletmesini, Fransızlar Balıkesir bölgesinde boraks madenlerini, Muğla bölgesinde krom madenini, Balya’da kurşun, çinko madenini; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Almanlar Zonguldak taş kömürü havzasını işlettiler. Cumhuriyetle birlikte devletçilik politikası yanı sıra yerli müteşebbis yetersizliği nedeniyle, birçok sektörlerde olduğu gibi madencilik sektörünün de kurumsallaşmasını sağlamak ve bu sektörde gerekli yatırımları yapmak üzere Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ve Etibank kuruldu ve madenciliğe dayalı sanayileşmenin altyapısı hazırlandı. Bu dönemde demir çelik fabrikaları kuruldu, krom ve kömür başta olmak üzere maden üretiminde önemli ölçüde artış sağlandı. 1933 yılına geldiğimizde, millîleştirme politikalarıyla çok sayıda maden işletmesi yabancılardan geri alındı. Çok partili döneme geçişle birlikte, 1954 yılında yerli özel sektörün ve yabancı sermayenin de sıcak bakacağı bir maden kanunu çıkarıldı. 1960-1970 yılları arasında ülkenin siyasi ve sosyokültürel yapısındaki gelişmelere paralel olarak gündeme gelen sanayileşme politikaları doğrultusunda İskenderun ve Ereğli demir çelik fabrikaları, Seydişehir Alüminyum, Bandırma boraks ve borik asit, Antalya ferrokrom, Karadeniz Bakır İşletmesi, Samsun blister bakır, ÇİNKUR -çinko kurşun, Kayseri- KÜMAŞ Kütahya manyezit fabrikaları kuruldu veya kuruluş çalışmaları başladı. 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizleri sonrası 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun ile linyit ruhsatları birleştirilerek havza madenciliğine dayalı termik santraller projelendirildi. Ayrıca bu Yasa kapsamında tüm bor sahaları da Etibank’a devredildi. Bilahare bu Yasa ile ilgili uygulamalar 1979 yılındaki iktidar değişikliği sonrası durduruldu. 1970’li yıllar ve sonrası dönemlerde uygulanan politikalardaki belirsizliklerin yanı sıra madencilik yatırımları için kamu ve özel sektör arasında tam bir tercih yapılamaması sonucu madencilik sektörü arzu edilen gelişimi gösterememiştir.

Her ne kadar 1980-1990 arasında planlanan elektrik santrallerinin tamamlanmasıyla birlikte linyit ve elektrik üretiminde önemli ölçüde artışlar sağlanmış ise de genelde kamu madenciliğindeki gelişmelerin olumlu olduğu söylenemez. Buna mukabil özel sektöre dayalı mermer, seramik, cam, çimento ve endüstriyel ham maddeler sektöründe önemli gelişmeler yaşandı. Özellikle 1984 yılında mermerin 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla mermer ihracatımız 25 kat arttı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gayrisafi millî hasıla içinde madenciliğimizin payı cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde 30 iken 1960’lı yıllarda yüzde 5’e, günümüzde ise yüzde 1,5’lara kadar düşmüş bulunuyor. Bu oran Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 4, Kanada’da yüzde 7,5; Avustralya’da yüzde 8,7’dir. Gerçi cam, seramik, çimento, demir çelik ürünleri ve elektrik üretimi gibi bazı ürünler sanayi ve kimya sektöründe değil de madencilik sektöründe gösterilmiş olsaydı, ülkemiz madencilik sektörünün gayrisafi millî hasıla içindeki payı yüzde 3,5 civarında olacaktı. Ancak bu seviyenin de ülkemiz madenciliği için çok düşük olduğu kanaatindeyim. Ancak AK PARTİ İktidarının madencilik sektöründe uyguladığı politikalar sonucu 2002 yılında sadece 685 milyon dolar olan maden ihracatı 2008 yılında 3,24 milyar dolara artmış olup toplam ihracatımız içindeki payı yüzde 2,37’ye çıkmıştır. Madencilik sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranı ise 2008 yılında yüzde 68 dolayında gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ABD kaynaklı olarak ortaya çıkan ve dünya genelinde etkili olan küresel finans krizi tüm sektörlerde olduğu gibi sanayide önemli bir konuma sahip olan ülke kalkınması ve refah düzeyinin yükselmesinde etkin rol oynayan madencilik sektörünü de etkilemiştir. Son yıllarda ulusal pazarlardaki talep ve fiyat artışları dolayısıyla yeni maden sahalarının işletmeye alınması, mevcut maden işletmelerinde üretim ve ihracat artışı sağlanmasının ardından maden fiyatlarında dünyayı etkisi altına alan küresel mali kriz nedeniyle önemli oranda düşüş yaşandı. Küresel piyasalardaki olumsuz havanın etkisiyle Türkiye’nin maden ihracatında önemli yer tutan bakır, çinko, alüminyum, kurşun, nikel ve kalay gibi madenlerin fiyatı da ciddi şekilde düşerek üç dört yıl önceki fiyatlara geriledi. Örneğin, 2005 yılında tonu 3.677 dolar olan bakırın fiyatı 2008 yılı Nisan ayında 8.683 dolara kadar çıkmış ancak bakır fiyatları 2008 yılı Ekim ayı sonunda tekrar 3.742 dolara düşmüştür. Böylece, küresel krizin etkileri maden sektöründe 2008 sonlarından itibaren kendisini hissettirmiş olup talep daralması, iç pazarın yanı sıra ihracat rakamlarında da önemli düşüşlere yol açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik sektörüne yön verirken uzun vadede bir madencilik politikası oluşturmak şarttır. Bu politikanın kalıcı olması yanında zaman içinde değişip yeni koşullara uyacak esnekliği de göstermesi zorunludur. Ayrıca, bu politika tespit edilirken maden potansiyelimiz sağlıklı bir şekilde belirlenmeli ve doğal kaynaklarımızın tükenebilirliği de göz önüne alınmalıdır.

Madencilik sektörümüzün gelişmiş ülkeler düzeyine gelmesi ve ekonomimizde olması gereken yere ulaşması için sektördeki belirsizliklerin en aza indirilmesi gereklidir. Ülkemizin sınırlı kaynakları akılcı bir şekilde maden aramaları yoğunlaştırılmalı ve sektörde gerekli yatırımların yapılması teşvik edilmelidir.

Çalışmaların daha verimli olabilmesi için gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapılması ve bunlara işlerlik kazandırılması da şarttır.

ALİ KOÇAL (Zonguldak)Kim yapacak onları?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)Hükûmet. Yapıyoruz… Onun için bu araştırma komisyonu şey ediliyor. Ama yapılıyor.

Bir ülkenin refah seviyesi, birçok göstergenin yanı sıra o ülkede tüketilen maden miktarıyla da doğrudan ilgilidir. Araştırmalar göstermektedir ki bir insan yetmiş yaşına kadar Amerika’da 1.600 ton, Almanya’da 1.000 ton fakat Türkiye’de ise maalesef sadece 300 ton maden tüketmektedir. Dolayısıyla refah seviyemiz arttıkça tüketeceğimiz maden miktarı artacak olup bunu ithalat yerine kendi yer altı kaynaklarımızdan temin etmek için gerekli politikaları oluşturmalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin maden potansiyeli değişik kesimler tarafından farklı algılanmakta ve ifade edilmektedir. Kimine göre Türkiye maden fakiri, kimine göre ise trilyon dolarların üzerinde oturmaktayız. Türkiye, gerçekten birçok endüstriyel maddeler ve metalik maddeler açısından ihtiyacımızı karşıladığı gibi önemli ihracat potansiyeli de oluşturmaktadır. Ancak linyit dışındaki enerji ham maddeleri hâlen tespit edilmiş rezervleri itibarıyla yetersizdir. Alüminyum, cıva, kurşun, çinko gibi bazı madenler de yeterli üretim yapılmadığı için veya kalite nedeniyle ithal edilmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin maden potansiyeli yeterince araştırılmış mıdır? Mevcut madenler ekonomik olarak işletilebiliyor mu? Maden üretimi ve işletmesinde teknolojik yeniliklere ve çevre şartlarına ne kadar uyulmaktadır? Ülkemizde hâlen keşfedilmemiş madenler var mıdır? Aramaları ve üretimi artırmak için mevzuat ve devlet destekleri yeterli midir? Bu ve buna benzer birçok önemli sorunun yanıt bulması ülke madenciliğinin geleceği açısından gereklidir. Ayrıca, dünyada ve Türkiye’de ekonomik kalkınmanın en temel ve ağırlıklı enerji girdileri olan petrol ve doğal gaza gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizin enerji ham maddelerine yılda 40-50 milyar dolar ödemek zorunda olduğu dikkate alındığında bu maddelerin ülkemizdeki varlığının etüdünün ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

1945 yılında Raman petrol sahasının keşfinden bugüne kadar yapılan çalışmalar, Türkiye’de petrol ve doğal gazın varlığını kanıtlamıştır. 120 tane kadar irili ufaklı petrol ve doğal gaz sahası mevcuttur. Toplam 1 milyar ton petrol varlığı tespit edilmiş ancak bunun yüzde 15’ine tekabül eden 150-160 milyon tonu üretilebilir vasıftadır. Bunun şimdiye kadar 110-120 milyon tonu zaten üretilmiş ve tüketilmiştir. Geriye 40-50 milyar ton rezerv kalmaktadır ki bu da Türkiye’nin bir buçuk yıllık bir tüketimine denk gelmektedir. Mevcut tespit edilmiş olan doğal gaz rezervimizse maalesef sadece 8 milyar metreküp olarak görülmektedir. Gerçi Karadeniz’deki çalışmalar devam ediyor. Bu da 2008 yılında Türkiye’nin tükettiği 33 milyar metreküp doğal gazla karşılaştırıldığında üç aylık bir ülke ihtiyacını ancak karşılayacağı görülecektir.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ iktidara geldiği günden itibaren tüm yer altı kaynaklarımızda olduğu gibi petrol ve doğal gaz rezervlerimizin de artırılmasına yönelik olarak arama faaliyetlerini artırmıştır. TPAO’nun 2002 yılında 42 milyon dolar olan yatırım bütçesi 2009 yılında 10 misli artırılarak 460 milyon dolara, 32 adet ve 63 bin metre olan arama sondajı -yıllık- 80 adet ve 155 bin metreye 2008 yılında, yurt içi ve yurt dışı petrol ve doğal gaz üretim toplamı -ki doğal gazı petrolün eş değeri olarak alıyoruz burada- 18,9 milyon varilden 30,6 milyon varile yükselmiştir.

Karadeniz’in Sinop açıklarında TPAO’nun Petrogras ve Exxon Mobille birlikte yapacağı ve toplam bütçesi 800 milyon dolar civarında olan aramalar Karadeniz’de önemli bir petrol yatağının varlığını ortaya koyabilecektir.

Öte yandan AK PARTİ iktidarlarından önce yılda 15-20 bin metre olan MTA maden arama sondajları bugün yılda 200 bin metreye, yılda 10-15 milyon TL olan yatırım bütçesi de 102 milyon TL’ye yükselmiştir. Bunun sonucunda yetmiş yılda 8,3 milyar ton olan linyit rezervimiz yüzde 50 artarak 12,3 milyar tonu bulmuştur ki bunun çoğunluğu Afşin-Elbistan’da bulunmaktadır. Yapılacak yeni aramalar sonucunda bu rezervin yani 12,3 milyar tona çıkmış olan rezervin 25 milyar tona kadar çıkabileceği varsayılmaktadır.

AK PARTİ İktidarına kadar 1,9 milyar ton olan bor rezervimiz 3 milyar tona çıkmıştır. Bor ihracatımız 2002’de 186 milyon dolar iken 2008’de 518 milyon dolara yükselmiştir. Tabii ki Bor Enstitüsünün yaptığı çalışmalarla uç ürün tespitleri yapıldıkça bor gelirlerimiz artacaktır.

250-300 ton yılda altın ithal etmekteyiz. Gerçi bunun 150 tonunu işleyerek tekrar ihraç etmekteyiz ama altına yılda 5-6 milyar dolar ödeme yapmaktayız, döviz çıktısı oluyor. Ancak öte yandan Türkiye’de 650 ton görünür ve 6.500 ton muhtemel altın rezervimiz var, dolayısıyla bunu bir an önce ekonominin emrine vermek mecburiyetindeyiz değerli arkadaşlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin madencilikle ilgili temel yaklaşımı, ülkemiz maden kaynaklarını üretmek, üretilen bu kaynaklarımızı ülkemiz sanayisine rekabet edebilir koşullarda ham madde olarak sunmak ve ham madde olarak ihraç ettiğimiz maden kaynaklarımızın kullanıldığı kendi sanayimizi kurmak, böylece ülkemizi ham madde üretip satan bir kaynak ülke olmaktan çıkarıp sanayiyle entegre olmuş, dünya pazarlarında katma değeri yüksek uç ürünlerde söz sahibi bir ülke konumuna getirmektir. Hükûmetimizin temel hedefi, politikası budur madencilik sektöründeki.

AK PARTİ İktidarında madencilik sektöründe sağlanan tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizdeki maden, doğal taş, petrol ve doğal gazdan oluşan tabii yer altı kaynaklarının sorunlarının tespiti, sektördeki belirsizliklerin en aza indirgenmesi için etkin, kalıcı ve uzun vadeli çözümlerin belirlenmesi, bu sektörün önünün açılması ve teşvikinde nelerin yapılabileceğinin tespiti, bu konu çerçevesinde dünya ölçeklerine göre yeterli araştırma yapılıp yapılmadığı ve konuyla ilgili gerekli önlemlerin alınması ve bu sektörümüzün teknik bilgi ve kurumsal yapı da dâhil olmak üzere altyapı eksikliklerinin giderilmesi için Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını AK PARTİ Grubu olarak desteklediğimizi ifade ederek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 20 Ekim 2009

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook