İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

Ahmet Orhan

Manisa Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 36. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Aralık 2009 · 1.088 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Orhan (MHP), 19 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.088 kelime.

Ahmet Orhan (MHP, Manisa). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-orhan-23-2009-12-19-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA AHMET ORHAN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Türk Milletini ve aziz Meclisi hürmetle selamlıyorum.

Türkiye'nin, su kaynaklarını doğru ve etkin kullanması, ekonomik kalkınması ve geleceğiyle yakından ilgilidir. Su kaynaklarımız, sulama, enerji, endüstri ve artan nüfusumuzun ihtiyaçlarının karşılanması bakımından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Suyun bu öneminin yanı sıra güvenlik boyutunun ne kadar hayati olduğu maalesef son yıllarda yaşadığımız tecrübeyle ortaya çıkmıştır. Milletimizin analarının ağlamasına sebep olan, 40 bini aşan canımıza mal olan PKK terörünün ortaya çıkış sebebi ve sürdürülmesindeki ana nedenlerden birinin su olduğu artık her insaf ve akıl sahibi tarafından kabul edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Türkiye’deki kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1.753 metreküp, su potansiyeli ise 3.690 metreküp civarındadır. Günümüzde bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 10 bin metreküp civarında olması gerektiği göz önüne alınırsa kaynaklarımızın ne kadar sınırlı olduğu orta yerdedir. Buna karşılık nüfus artışı ve endüstrileşme gibi faktörlerin etkisiyle su ihtiyaçları süratle büyümektedir. Bu ihtiyaçları karşılamak için düşük maliyetli, teknik sorunları olmayan, kolaylıkla gerçekleştirilebilecek projeler öncelikle ele alınmalıdır. Ancak bunun yanı sıra, yurdumuzun sınırlı sayıda da olsa büyük projelere elverişli su kaynaklarını, nehirlerini sonuna kadar inatla değerlendirmek durumundayız. Bunu gerçekleştirirken çevre ve insan boyutunun da değerlendirilmesi göz ardı edilmemelidir. Başka hesaplar veya merkezlere hizmet etme veya paralellik kurma peşinde olmadan samimiyetle kaygılarını ortaya koyan vatandaşlarımız ve sivil toplum kuruluşlarının uyarıları dikkate alınarak gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Yeri gelmişken burada bir hususu da dikkatlerinize sunmak isterim. Sayın Bakan komisyonda yaptığı konuşmasında, 2003-2008 yılları yani devri iktidarları döneminde kurulu hidroelektrik gücünü 6,2 milyar kilovatsaat artırdıklarını ifade etmektedir yani bu dönemde kurulu güç yüzde 10 mertebesinde artmıştır. Burada hidroelektrik potansiyelimizin değerlendirilmesi açısından tam bir fiyasko söz konusudur.

Türkiye'nin en önemli ithalatının enerji alanında olduğu dikkate alındığında, hiçbir mazeret aramadan, önceliğin baraj projelerine verilme mecburiyeti vardır. Fakat bu bakış açısını geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da bütçe rakamlarında maalesef görememekteyiz. 2001 yılında genel bütçeden yüzde 4,2 pay alan Devlet Su İşleri bütçesi, günümüzde azalarak yüzde 1,7 seviyesine kadar gerilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri ve su kaynaklarımızı ele aldığımızda, Türk tarımının su ihtiyaçlarını ayrı bir parantez açarak değerlendirmek durumdayız. Tarım havzaları içinde Gediz Ovası’nın önemi büyüktür. Türkiye'nin ilk sulanan ovalarından biri olması nedeniyle açık kanal sistemi bu ovamızda yoğunluktadır. Bu eski ve ekonomik kayba, israfa sebebiyet veren sistemle sulama yapıldığından kullanılabilir suyun yarısına yakın bir bölümü buharlaşma yoluyla yok olmaktadır. Yapılacak olan revizyonla ekonomik kaybın önlenip bölgemizin ülke ekonomi ve tarımına katkısının daha fazla artırılabilmesi için bu sorunun çözüme kavuşturulması, onca sorunun yanı sıra sulamada kullanılan elektrik borcu nedeniyle de can çekişen çiftçimize katkı sağlanması gerekmektedir.

Yine, bu hususta ciddi bir tehlike söz konusudur. Kapalı ve basınçlı sulama sistemlerinin özel sektör eliyle yapılması planlanmaktadır. AKP İktidarının bugüne kadar gerçekleştirdiği özelleştirmelerin büyük çoğunluğu yabancılaştırma şeklinde olmuş ve milletimizin ekonomik değerleri bazılarının fahiş kârlarına sebebiyet vermiştir. Türk çiftçisinin yüksek kâr heveslilerinin beklentilerini karşılayacak gücü yoktur. Sadece kâr temelli bir yatırım anlayışı, can çekişmekte olan Türk çiftçisinin, bitmesinin ilanı olacaktır. Bu sorunun devletin temel görevi olan altyapı yatırımı olduğu gerçeği göz ardı edilmeden çözülmesine ihtiyaç vardır. Yapılacak kapalı sistem yatırımlar Devlet Su İşleriyle, sulama birlikleri eliyle ve çiftçilerin karşılayabileceği bedellerle yapılmalıdır. Gerekli finansman modelleri de yaratılmalıdır. Varsa kanuni düzenleme ihtiyacı karşılanarak mutlak suretle güçlü denetim mekanizmaları da kurulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hava ve iklim değişiklikleri tüm zamanlarda olduğu gibi günümüzde de önemini artırarak sürdürmektedir. Hava hareketleri tarım, sanayi, ulaşım gibi her alanda önemli sonuçlar doğurmaktadır. Hatta bu yıl görmek zorunda kaldığımız gibi insanların can güvenliği üzerinde belirleyici de olmaktadır.

Yurdumuzda bu önem yıllar önce fark edilerek, Meteoroloji teşkilatı kurularak hizmet üretilmeye çalışılmaktadır. Yurdumuzda pek çok atmosferik süreç, iklim değişikliği, hava tahmini ve hava modifikasyonunun farklı açılımlarından beslenen gelişmiş bir anlayışa ihtiyaç duymaktadır. İyi planlanmış hava modifikasyonu deneyleriyle araştırma ve alan denemeleri daha önemli konuların belirlenmesini sağlayabilir ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunabilir.

Ülkemizin coğrafi konumu her alanda olduğu gibi meteorolojik açıdan da önem arz etmektedir. Türkiye, özellikle Asya, Avrupa, Afrika ülkelerinin kesişme noktasında yer aldığından kıtalar arası bir geçiş noktasıdır. Bu hareketliliği takip ve ekonomiye katkısının temini ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği için yeterli sayıda otomatik meteoroloji gözlem istasyonları, havaalanı otomatik meteoroloji gözlem ve raporlama sistemleri ve meteorolojik radar sistemlerinin ve meteorolojik radar sistemlerinin kurulması azami önem ihtiva etmektedir. Bu sistemlerin geliştirilmesi ve kurulması neticesinde sel gibi felaketler daha önceden tespit edilebileceğinden, İstanbul’daki sel felaketi gibi felaketler başta olmak üzere birçok felaketin önüne geçebilme imkânı doğacak, tarımsal don ve benzeri felaketler önceden belirlenip vatandaşlarımız uyarılmış olacaklar ve can, mal ve zaman kayıplarının önüne geçilebilinecektir. Bu da hayatımıza, ekonomimize katkı anlamına gelmektedir.

Diğer bir husus da değinmek istediğim, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı bütçesidir. Çevre Koruma Başkanlığı yirmi bir yıllık faaliyetine rağmen, toplumda çevre koruma anlayışının gelişmesine katkıda bulunmak ve kalıcı davranış değişiklikleri sağlamak amacıyla toplumun her seviyesinde çevre koruma eğitimi yapmak, diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde bu faaliyetleri yürütmek amacı etrafında başarı kaydedememiştir.

Son yıllarda yaşanan iklim ve çevresel felaketler ve sıkıntılar sebebiyle dünya ve ülkemizdeki insanlar bu hususların önemini anlamışlardır. Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı daha fonksiyonel çalışmalara imza atmalıdır. Sürdürülebilir bir kalkınmanın temelinde çevre politikalarının önemi büyüktür. Çevresel koruma ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri paralel ilerleyen mekanizmalardır.

Ülkemizde atıkların imhası önemli sorunlar arasında yer almakta olup Türk milletinin sağlığını, yaşam ve gelecek nesillerin kalitesini etkilemekte ve ileride daha da olumsuz etkileyebilecek durumlar ile karşılaşabilinecektir.

AB mevzuatları çerçevesinde yürütülmeye çalışılan kırtasiye ve bürokratik çalışmalar ile zaman kaybedilmesi yerine, bu alanlarda yapılan uygulamaların bir an evvel yaşamsal katkıya geçirilmesi gerekmektedir. Örneğin, tıbbi atıklar kimi yerlerde toprağa gömülmekte ve bu atıklar su kaynaklarına, üzerinde yetiştirilmeye çalışılan bitki örtüsü ve bu bitkiden beslenen hayvanlara kadar, soframıza kadar gelerek hayatımızı tehdit etmektedir.

Zor şartlarda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının teşkilatlarının personel bakımından desteklenmesi gerekmekte olup yıllardan beri süregelen özlük hakları sorunlarının ivedi çözülmesi gerekmektedir.

Huzurlarınızda AKP İktidarının keyfî uygulamalarıyla devlete hizmet etme fırsatı elinden alınmış bir milletvekili olarak ifade etmek isterim ki biraz önce bütçeleri üzerinde konuştuğumuz kurumlar teknik altyapı kuruluşları olup, yaygın olarak her kademede elemanın siyasi yaklaşımla değerlendirilip görevlendirilmesi çoğu kez kurumlar aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.

Siyasi yapılanmanın kurumlarda büyük huzursuzluk yarattığına dair çok şikâyet almaktayız. Bunlardan derhâl vazgeçilmeli, görevlilerin liyakat esasına dayalı terfi etmeleri sağlanmalı ve objektif kriterlerle personelin sorunları ele alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 19 Aralık 2009

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook