İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)

Ahmet Orhan

Manisa Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 74. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Mart 2010 · 559 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Orhan (MHP), 17 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİYOGÜVENLİK KANUNU (SS.:473)); konuşma 559 kelime.

Ahmet Orhan (MHP, Manisa). “Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 17 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-orhan-23-2010-03-17-biyoguvenlik-kanunu-ss-473-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AHMET ORHAN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, özellikle iki gündür don felaketine maruz kalmış olan Manisalı çiftçilere tekrar geçmiş olsun dileklerimi ileterek başlamak istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Ahmet Bey, Malatyalılar…

AHMET ORHAN (Devamla)Evet, Malatyalı çiftçilere de geçmiş olsun dileklerimi bu vesileyle iletiyorum.

Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı biyogüvenlik kanununun 5’inci maddesi 1’inci fıkrası üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısı Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanıp esas komisyon olarak Tarım, Orman ve Köyişleri, tali komisyon olarak ise Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Avrupa Birliği Uyum komisyonları tarafından ele alınmıştır. Ancak muhalefet partileri temsilcisi milletvekillerinin muhalefet şerhlerine konu olmuştur.

Kanun tasarısının Sağlık Komisyonunda görüşülmesinin iki saatlik bir sürede tamamlandığı anlaşılmaktadır. Bu, son derece tehlikeli bir durumdur. İnsan sağlığını doğrudan ilgilendirmesi gereken, tüm dünyada “Frankenstein gıda” tanımlamalarına sebep olan GDO’lu ürünlerle ilgili kuralların belirlendiği kanun tasarısının toplum sağlığı ve çevre açısından etraflıca ele alınması beklenirdi.

Bilindiği gibi, bu konuda Türkiye'nin de imzaladığı Cartagena Protokolü “ihtiyatlılık” ilkesi, üç yaşından küçük çocuklara ve bebeklere GDO’lu ürünlerin verilmesini yasaklıyor. Bebekler GDO’lu gıdalardan korunurken anne ve babaların korunmasına gerek yok mudur?

Sayın milletvekilleri, bu vesileyle bu kanunda GDO’lu ürün ihtiva eden bebek mamalarının ülkemize girişi mutlak surette engellenmeli. Ayrıca da kanunda bu durumun açıkça ifade edilmesi faydalı olacaktır.

Tüm dünyada biyoteknoloji, özellikle tarım ürünleri üretiminde heyecan verici artışlar sağlayacağı, açlığa çare olacağı değerlendirmelerine sebep olurken, şimdilerde, yarattığı tehditler nedeniyle büyük korku ve kaygılara sebep olmaktadır.

Kanun tasarısının Mecliste ele alınış biçimi itibarıyla bile büyük yanlışlar içerdiği maalesef orta yerdedir. Şüphesiz bu tehdidin en önemli nedeni, büyük uluslararası sermayenin sınır tanımaz, önüne geçilmez kâr hırsıdır.

Dünyada daha yaygın olarak üretim ve tüketime konu olan GDO’lu tarım ürünleri dört ana başlıkta görülmektedir. Bunlar mısır, soya, kanola ve pamuktur. Görüldüğü gibi, bugün itibarıyla yaygın GDO’lu ürünlerin hepsi aynı zamanda yağlı tohum ihtiva etmektedir. Bu konu ülkemiz için son derece önemlidir. Kendimiz yağlı tohum ürünlerinin neredeyse tüm türlerini üretebilecek bir potansiyele sahipken, yanlış politikalar nedeniyle yılda 3 milyar dolarlık yağ ithalatı yapmak durumunda kalıyoruz. Bu Hükûmet zihniyetiyle Türkiye'nin sürekli olarak borçlanmasının önüne geçilmesi mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, dört ana başlıktan biri olan pamuk tarımının üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Pamuk, yarattığı yüksek katma değer, tekstil, yağ üretimi, yem üretimi gibi birçok sektörü harekete geçirmesi nedeniyle son derece stratejik bir üründür. Tüm bunlara rağmen, ülkemiz içindeki üretimi açısından önemini kaybetmeye devam etmektedir. Maalesef, her geçen yıl üretim miktarları düşüyor. Yalnızca Ege Bölgesi’ndeki pamuk ekim alanları yüzde 80 gerilemiştir. Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde 120 bin dönüm seviyesindeki ekim alanları 2009 yılında 2 bin dönüm seviyesine gerilemiştir, 2010 yılında ise belki hiç ekim yapılmayacak. 1 milyon tonun üzerindeki üretim 350 bin ton seviyelerine gerilemiş, yıllar içinde 1 milyar 277 milyon dolar seviyesinde ithalat yapmak durumunda kalınmıştır. Söz konusu ithalatın önemli bir kısmı ABD’den yapılmakta olup GDO’lu olduğu ifade edilmektedir.

Bu tasarıyı görüştüğümüz tarih itibarıyla çiftçiler hangi tarım ürününü ekeceğine karar verecektir, belki de tarımsal girdilerin fiyatlarındaki yükseklik nedeniyle üretmekten vazgeçecektir. Enflasyonun ikili rakamlarla ifade edildiği günümüzde aynı miktardaki destek primleriyle başta pamuk olmak üzere tarımsal üretime devam edilmesi mümkün değildir. AKP Hükûmetini pamuk destekleme primlerini yeterli seviyelere getirmesi konusunda ikaz ediyorum, aksi takdirde dünyanın en kaliteli pamuklarının başında yer alan Ege pamuğu, Türk pamuğu tarihe karışacak ve Türk çiftçisi sizleri hayırla yâd etmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 17 Mart 2010

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook