Coğrafi işaretlerin korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 221)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Ekim 2008 · 1.853 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akif Akkuş (MHP), 15 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: COĞRAFİ İŞARETLERİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 221)); konuşma 1.853 kelime.
Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Coğrafi işaretlerin korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 221)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 15 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2008-10-15-cografi-isaretlerin-korunmasi-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamede-degi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 221 sıra sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, buradaki konu coğrafi işaretler. Tabii, coğrafi işaretler dendiği zaman ilk akla gelebilecek işlerden biri, gerçekten, yeryüzünde gördüğümüz, harita yapmakta kullanılan birtakım işaretler var, o olabilir ilk akla gelen ancak burada bunlar değil. Bu, coğrafi işaret diye bugün ele aldığımız konu, bir niteliği, ünü ve diğer özellikleriyle bir yöre, alan, bölge veya ülkeyle özdeşleşmiş bir ürünü tanıtıp gösteren işaretlerdir. Bir bölgedeki herhangi bir ürün, halı, kilim, meyve, taş, maden, çeşitli malzemelerle oluşan işlemeler diğer yörelerde üretilenlerden farklı olabilir ki Türkiye büyük bir ülke ve geleneksel kültürü olan bir ülke. Bunun bir sonucu olarak da bunlar gerçekten son derece çeşitli, çok fazla sayıda ürün ihtiva etmektedir.
Tüketiciler söz konusu yöre adıyla anılan, satılan ürünleri yörenin adına belli bir güven duyarak diğer ürünlere tercih edebilirler. Yani buradan şu çıkıyor: Biz ister tarım alanlarında olsun, isterse başka yerlerde olsun ürettiğimiz ürünlere, bakanlarımız, sayın bakanlarımız sık sık söylerler, özellikle bizim Mersinli bakanımız Kürşad Tüzmen söyler, “Biz marka olmalıyız.” diye belirtir. Marka olmalı ama Türkiye’de bugün marka hâline gelebilen ürünler, gelmesi gereken ürünler, zaman zaman yahut da bir önceki aşamada mevcut olan ürünler bugün yok. Niçin yok? Çünkü bunların geleneksel üretiminden vazgeçilmiştir. Bu geleneksel üretimden vazgeçilmesinin ana sebeplerinden biri de maalesef iktidarın üreticilere karşı takındığı tutum ve tavırdır diyorum. Burada bakıyoruz, mesela tarım alanına bakalım, tarım ürünleri… İnsanlar artık tarım yapmak istemiyor, tarımdan gittikçe uzaklaşıyor. Köylerimize bakarsak bunları açıkça görürüz çünkü köylerimiz boşalmış durumda. Benim çocukluğumda 1.800 kişi yaşayan köyümde bugün 600-700 kişi ancak var. Onlar da bir fırsatını bulsalar şehre göç edecek durumdalar. Bazı kötü niyetliler bu yöresel ürün dediğimiz ürünlerin adını kullanarak istismar etmektedirler. Bu yüzden, zaman zaman bu ürünlerin kontrolünü yapacak ve kötü niyetlileri işten el çektirecek bir mekanizmanın da olması gerekir ki bunlar zaman zaman mahkemelere bu konuda müracaat edebilmektedirler ve mahkeme yoluyla haklarını elde etmeye çalışmaktadırlar.
Ülkemiz, benzersiz doğa, kültür ve sanat zenginlikleriyle dünyada benzeri olmayan bir coğrafi ürün çeşitliliğine sahiptir. Ülkemize özgü birçok ürün kendilerine kaynak olan coğrafi bölge ve yöre adlarıyla anılıp tanınmaktadır.
Tabii, burada, az önceki konuşmalarıma ilave olarak şunu belirtmek istiyorum: “Tarım üretiminde bulunanlar, ürün yetiştirenler vazgeçmek istiyor.” demiştim ve bunda da Hükûmetin, iktidarın tutum ve davranışının hatalı olduğunu belirtmiştim.
Bir örnek olsun diye belirtiyorum, Mersin’in kırsal kesiminde yani sulu tarımın yapılamadığı, çoğu zaman sulu tarımın yapılamadığı yerlerde üzüm yetiştirilmekte. Çok güzel üzümleri vardı. Mesela Tarsus’ta “Tarsus beyazı” diye anılan bir üzüm vardı ki fevkalade bir üzümdü, gerek rayihası gerek görünümü ve gerekse tadıyla tercih edilen bir üründü ama bugün artık yok. Bugün insanlar bunu yetiştirmek istemiyor. Biz bu ürünle güneyde marka olabilecekken bunlar üretilmiyor çünkü 1 ton üzüm parasına maalesef 1,5 torba gübre alabiliyoruz. 1,5 torba... Ee, şimdi, bu 1,5 torba gübreyi bu adamın bir dönüme yani bin metrekarelik bir alana kullanması gerekiyor. Buradan da elde edebileceği ürün 2 ton, azami 2 ton. 1 tonuna 1,5 torba gübre alabiliyorsa elbette ki emeğinin karşılığını alamıyor ve bundan vazgeçmek durumunda kalıyor.
Bu kürsüye çıktığımızda birçok arkadaşımız belirtiyoruz, üreticinin, köylünün ve çiftçinin korunması lazım. Eğer biz, köylü ve çiftçiyi koruyup, geleneksel ürünlerimizi üretmeye devam edemezsek, bu ülkenin yabancı ülkeler karşısında borç batağından kurtulmasına imkân yoktur diyorum.
Tabii, bu kanunla koruma altına alınmak istenen coğrafi işaretlerin niteliğine şöyle bir baktığımızda, 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin sadece biz 3’üncü maddesinde değişiklik yapılmasını burada bu kanunla gündeme getirmiş bulunuyoruz ve bir defa daha belirtecek olursak; coğrafi işaret “Belirgin bir niteliği, ünü, ismi veya diğer özellikleri bakımından yaygın olduğu, ilk kullanıldığı ve ortaya çıktığı bir yöre, alan, bölge veya ülkeyle özdeşleşmiş bir ürünü ifade eder.” diyoruz ve buna birçok örnekler vermemiz mümkündür diye belirtiyoruz.
Coğrafi işaretleri ikiye ayırıyoruz. Birisi menşe işareti, bir diğeri de mahreç işareti olmak üzere bunlar belirleniyor. Tabii, gerek menşe işaretinde, menşeinde, gerekse mahrecinde birtakım benzerlikler, aynı söylemler söz konusu olmasına rağmen, birisi daha çok onun üretim alanını kapsıyor, mahreçte ise işaretini karşılıyor.
Menşeine baktığımız zaman, “Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, bölge veya çok özel durumlarda ülkeden kaynaklanan bir ürün olması.” Mesela “Turkish delight” olarak dünyanın her tarafında takdirle karşılanan, bilinen, tanınan bir ürünümüz var: Lokum ve bu Türkiye’nin her yerinde hemen hemen değişik rayihalarla, aromalarla üretilmektedir. Ama bu, artık bizim için bir marka hâline gelmiş ve bu markayı da korumak mecburiyetindeyiz çünkü Yunanlılar bu Türk lokumuna “Bizim lokumumuz.” diye sahip çıkmaya çalışıyorlar.
Bir diğeri Anzer balı, mutlaka hepiniz duydunuz. Bu, Doğu Karadeniz’in yüksek yaylalarının çiçekleriyle beslenen arıların yaptığı baldır ve son derece sınırlı bir üretime sahiptir, yılda 7 ton kadar Anzer balının üretilmesi söz konusu. Bunun da yine bir marka, bir menşe ürün olduğunu ve coğrafi işaret alması gerektiğini belirtiyorum.
b) “Tüm veya esas nitelik veya özellikleri bu yöre, alan veya bölgeye özgü doğa ve beşeri unsurlardan kaynaklanan bir ürün olması” Mesela sığla yağı: Ülkemizde sadece Muğla ili kıyılarındaki sığla bitkisinden elde edilen bir ürün. Çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Yine bunun da bir marka olarak, coğrafi bir işaret olarak değerlendirilmesi ve bu coğrafi işaretin sığla yağı için korunması gerektiği kanaatindeyim.
c) “Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tümüyle bu yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılan bir ürün olması” Mesela yine bakıyoruz, Aksaray-Taşpınar halısı, Denizli-Buldan bezi, Maraş, Urfa yöresinin isotu, Van otlu peyniri, Tokat kebabı, Oltu kebabı, Trabzon yağı, Karadeniz takası, Çorum leblebisi, Ezine peyniri, Afyon beyazı (mermer), Elâzığ kırmızısı (yine mermer) ve biraz önce belirttiğimiz meşhur üzüm Tarsus beyazı olmak üzere belirtilebilir.
Dedik ki: Bu menşe durumuna göre bunlar mahreç işareti alırlar yani o işareti almak üzere yahut da o ürünü tescil ettirmek üzere başvuranların bir şekille belirttikleri bir coğrafi işaret. Bunu da yine “Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan veya bölgeden kaynaklanan bir ürün.” ikincisi “Belirgin bir niteliği, ürün veya diğer özellikleri bakımından yöre, alan veya bölge ile özdeşleşmiş olması; üretimi ve işlenmesinden en az birinin belirlenmiş yöre, alan veya bölge içinde yapılan ürün olması hâlinde bu ürünler mahreç işareti alabilirler.” diye belirtiyoruz. Bunların, işte bu değişiklik yapılan kanun hükmünde kararnameyle korunması amaçlanmıştır.
Bu özellikleri taşıyan ürünler yahut bu ürünler için bir belge almak isteyenler Türk Patent Enstitüsüne başvuruyorlar ancak her önüne gelenin de bu Enstitüye başvurması söz konusu değil. Başvurabilmesi için bunların… “Ürünün üreticisi olan gerçek ve tüzel kişiler başvurabiliyor, tüketici dernekleri başvurabiliyor, konu ve yöre ile ilgili kamu kuruluşları başvuru hakkına sahiptirler.” diye belirtiyoruz. Bunun dışında kalan özel-tüzel kişilerin müracaat etmesi söz konusu değil.
Ancak, burada, buraya kadar bu coğrafi işaretlerin alınması, kullanılması, tescili söz konusu oluyor. Başvuru esnasında yapılması gereken bir dizi işlem bulunmakta. İşte zorluk burada ortaya çıkıyor. Yani bir dilekçe yazarak bu dilekçeyle Patent Enstitüsüne gidip “Bunu tescillettirmek istiyorum, tescil almak istiyorum.” dediğimizde önümüze bir dizi sorular geliyor ve bu bir dizi sorularla ilgili birtakım hazırlıklar yapmamız gerekiyor.
Tescil edilmiş coğrafi işaretler, bunların kullanım hakkına sahip olmayan üçüncü kişiler tarafından aşağıda yazılı biçimde kullanılmaları hâlinde coğrafi işaret hakkına tecavüz etmiş sayılıyorlar. “a) Tescilli adın ününden herhangi bir biçimde yarar sağlayacak kullanımlar veya tescil kapsamındaki ürünleri andıran ya da çağrıştırabilen ürünlerle ilgili olarak tescilli adın dolaylı veya dolaysız olarak ticari amaçlı kullanımı.”
“Sözcük olarak gerçek coğrafi yeri ifade etmekle birlikte halkta haksız biçimde ürünün başka yer kaynaklı olduğu izlenimini bırakan kullanımı veya korunan adın tercümesinin kullanımı…” gibi kullanımlar.
“Ürünün iç veya dış ambalajında, tanıtım ve reklamında veya ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede doğal veya esas nitelik ve özellikleri ile menşei konusunda yanlış veya yanıltıcı herhangi bir açıklama veya belirtiye yer verilmesi.”
“Ürünün menşei hakkında halkı yanıltabilecek biçimde ambalajlanması…”
Bu maddenin (a), (b), (c), (d) bentlerine uygun davranmaması ve kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan coğrafi işarete sahip malın nereden alındığını veya nasıl saklandığını bildirmekten kaçınmak gibi durumlarda bu hakka, tescil hakkına, coğrafi işaret hakkına tecavüz etmiş sayılıyorlar.
Değerli milletvekilleri, bu cümleden olmak üzere bugüne kadar birçok ürün için tescil başvurusu yapılmış ve coğrafi işaretlerle ilgili kanun hükmünde kararnamenin kabul ediliş tarihi olan 24/06/1995 tarihine kadar farklı konularda altmış ürün coğrafi işaret almıştır. Bunlara şöyle bakacak olursak bir kısmına: Hereke ipek halısı, Bünyan el halısı, Eşme Yörük kilimi, Türk rakısı, Eskişehir lüle taşı, Antep fıstığı, Erzincan tulum peyniri, Malatya kayısısı, Kayseri sucuğu, Çorum leblebisi, Kangal Türk çoban köpeği, Osmaniye yer fıstığı, Anamur muzu gibi.
Coğrafi işaretlerin korunması ve tesciliyle ilgili kanun hükmündeki kararnamenin 1995 yılında çıkmasıyla toplam yüz kırk iki başvuru daha yapılmış bulunmaktadır. Ancak bunların da yine bir kısmı coğrafi işaret aldılar, bir kısmı, maalesef coğrafi işaret almaktan vazgeçenleri de var. Biraz önce belirttiğim formalitenin çok uzun olması ve bu formalitelerin yayın gibi, ulusal gazetelerde ve yöre gazetelerinde yayınlanması gerektiği gibi konulardan dolayı bunlardan vazgeçenler de olmuştur. Eğer bu 9’uncu maddenin üçüncü fıkrasında yapılacak değişiklik bizim belirttiğimiz tarzda -biraz sonra onu belirteceğim- ortaya konursa coğrafi işaret başvurusunun artması söz konusu olacaktır, ki bu da ülkemiz için son derece faydalı bir işlemdir yahut da son derece faydalı olacaktır. Başta belirttik, coğrafi işarete konu olabilecek o kadar çok ürünümüz var ki bu ürünlerin hepsine mutlaka birer coğrafi işaret alınıp bunların bizim ürünlerimiz olduğunu, bizim geleneklerimize, usullerimize göre üretildiğini ve vatandaşa, dünya medeniyetine katkılar sağladığını ortaya koymamız açısından bunlar çok önemlidir diye belirtiyoruz.
Burada üçüncü fıkrasında “3, 5, 7 ve 8’inci madde hükümlerini karşılayan başvurular, Enstitü tarafından -yani Patent Enstitüsü- Resmî Gazete ile yurt çapında dağıtımı olan en yüksek tirajlı günlük gazetelerden ikisinde ve bir yerel gazetede ilan yoluyla yayınlanır.” ibaresi yer almaktadır. Yani, bir: Resmî Gazete’de çıkacak bunların başvuruları, ki yerine göre üç ile beş sayfa arasında değişiyor. Biraz sonra onları da belirteceğim, bir örneğimiz var, o örnekte bunu göstereceğim. Tabii, bunların üç ile beş sayfa arasında ulusal bir gazetede yayınlandığını düşünecek olursak o zaman çok fazla para tutması söz konusu oluyor. Bunlardan da ikisinde diyordu 1995 yılında çıkan coğrafi işaretlerin korunmasıyla ilgili kararname, gerek coğrafi işaretin başvurusu gerekse başvurunun incelenmesi için gerekli ücretlerin ve gazetedeki yayın ücretlerinin başvuru sahibi tarafından ödenmesi gerekmektedir. Coğrafi işaret tescilleriyle ilgili yayınlanan bilgilerin sayfa sayısı değişmekle birlikte, üç ila beş sayfa arasında olabilmektedir diyoruz. Bunlardan iki tane örnek verecek olursak: Trabzon telkariye ve hasırı, bir bileklik… “Bileklik” diyelim.
M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya)Oğlan evlendirmediniz, bilmiyorsunuz.
AKİF AKKUŞ (Devamla)Evet.
Bu bilekliğe, işte “Trabzon Telkariye ve Hasırı” adı veriliyor ve bu, üç sayfadan müteşekkil. Bir de Edremit Körfez bölgesi zeytinyağları var ki bu da beş sayfadan müteşekkil.
Şimdi düşünelim, üç sayfayı iki gazetede yayınlıyorsunuz yahut da beş sayfayı iki gazetede yayınlıyorsunuz ve bu tabii ki son derece fazla para tutmakta idi.
Aslında söylenecek birçok şey daha olmakla beraber, vakit azaldığı için bunları şöyle bir toparlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, menşe adları için Resmî Gazete ile bir yerel gazetede yayın benimsenmiştir, yani Resmî Gazete’de çıkacak, bir tane de yerel gazetede çıkacak. Üretim alanının birden fazla ili kapsaması durumunda, coğrafi işaretin kapsadığı bütün illerde yayınlanmak şartıyla bu illerde yayınlanan yerel gazetelerin birinde ilan yoluyla yayım yapılacak. Yani şu andaki yasalaşmasını istediğimiz 3’üncü maddedeki değişiklikle bu gelecek. Mahreç işaretleri için ise Resmî Gazete ve yerel gazete ilanına ek olarak başvurunun Resmî Gazete’de ilan edildiğine ilişkin bilgi ilanının yurt çapında dağıtımı olan en yüksek tirajlı günlük gazetelerden ikisinde yayını önerilmektedir, “iki tane günlük gazetede” deniliyor. Biz işte burada diyoruz ki: Bu bir tane gazetede yayınlansın, yani ikisinde birden yayınlanma olmasın. Böyle bir değişiklik istiyoruz bu yasada.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 15 Ekim 2008