İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 129. BİRLEŞİM · SALI

Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

Akif Akkuş

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 129. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Temmuz 2010 · 1.033 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Akif Akkuş (MHP), 6 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.033 kelime.

Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim tutanağı, 6 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2010-07-06-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde bulunmaktadır ancak ülkemiz aynı zamanda depremlere karşı tedbirler almayı da başaramamıştır. Yani deprem olduğu zaman depremin her türlü riskiyle karşı karşıya kalıyoruz ama bir dahaki depreme kadar yine yaptığımız fazla bir şey maalesef yok. Depremi her afetten sonra yeniden hatırlayan ve yeni afetlere kadar tekrar unutan bir ülke görüntüsü vermekteyiz maalesef.

Depremle ilgili ölçümlerin yapılmaya başladığı 1900 yılından bu yana ülkemiz 90 büyük deprem yaşamış ve bu depremlerde 82.372 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. En şiddetlisi 7,9 büyüklüğünde olan bu depremlerde en fazla can kaybı 26 Aralık 1939’daki Erzincan depreminde meydana gelmiştir. Tabii burada sadece depremin etkisi değil, ağır kış şartları altında meydana gelen Erzincan depreminde 32.962 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Belirttiğim gibi tamamen depremden değil, yine çok soğuk kış şartlarının olmasından da kaynaklanmaktadır. Bundan tam altmış yıl sonra meydana gelen Marmara depremindeki can kaybının 18.373 ve yaralı sayısının 48 bin olduğu dikkate alınacak olursa deprem konusundaki vurdumduymazlık daha iyi anlaşılacaktır.

Değerli milletvekilleri, dünyamızın yer kabuğu kesintisiz bir bütün hâlinde olmayıp birbirinden “fay” adını verdiğimiz büyük çatlaklarla ayrılan plakalar hâlindedir. Bu plakalar altında yer alan ve sıvı özelliği gösteren magma sürekli hareket hâlindedir ve bu plakalar da bu magmanın üzerinde yüzmektedir. Dolayısıyla magmanın hareketine bağlı olarak bu plakalar değişik yönlere doğru hareket eder. Bu hareket sırasında çatlaklar boyunca birbiri içine girmiş olan plakalar alttan gelen harekete karşı bir müddet direnir ancak direncin yetersiz kaldığı yerde ve zamanda plakaların aniden hareketi sonucu büyük titreşimler ortaya çıkarak depremler meydana gelir.

Ülkemiz, Kuzey Anadolu fayı ile Van Gölü güneyinden Marmara Denizi batısına kadar uzanan büyük bir fayla kırılmıştır. Güneydoğu Toroslar boyunca, İran sınırından Adana güneyine kadar yine büyük bir fayla parçalanmıştır. Ayrıca, Ege Bölgemizde de kıyıya dik aktif faylar bulunmaktadır.

Bütün bunlar, ülkemizin faylara bağlı hareketlerle zaman zaman sarsılacağını ve depremlerin meydana geleceğini göstermektedir fakat bu hareketlerin önlenmesi ve depremlerin meydana gelmesinin önlenmesi, dolayısıyla, imkânsızdır, yani bu hareketler mutlaka olacak ve mutlaka da değişik güçte depremlerin ortaya çıkması söz konusu olacaktır. Bu hareketleri, yani magmanın hareketini durdurmamızın kesinlikle imkânı yoktur. Dolayısıyla bunun üzerinde yüzen plakalar da o magmanın gittiği yönlere doğru gitmek isteyecek ancak tabii, bütün plakalar aynı yönde hareket etmiyor, biri doğuya giderken, onunla bitişik olan, fay boyunca bitişik olan kısım batıya doğru gitmek istiyor. Böylece, birtakım engellemeler ortaya çıkıyor. İşte, bu engellemelerin aşıldığı yerlerde deprem dediğimiz olay kendini gösteriyor.

Ancak, önlenemez olan depremlere karşı binalarımızı ve sanat eserlerimizi daha dayanıklı yaparak depremin zararını azaltabiliriz. Durumun bu şekilde olmasına karşılık, gerekli ve yeterli tedbirleri bugüne kadar aldığımız maalesef söylenemez. 17 Ağustos 1999 Marmara ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinin verdiği can ve mal kaybı ile sebep olduğu ekonomik hasar canlı bir örnek olarak önümüzde dururken aradan geçen on bir yılın ardından bu konuda hiçbir şey yapılmamış olmasının mazur görülecek yahut gösterilecek bir tarafı maalesef yoktur. Belki bu deprem bölgesinde yeni yapılan konutlar depreme dayanıklı diye yapılıyor. Tabii, bunların da ne kadar dayanıklı olduğu -inşallah, Allah göstermesin- bir deprem anında ortaya çıkacaktır.

1998’de Adana çevresini etkileyen Ceyhan depremi, 1999’da meydana gelen Sakarya, İzmit, Gölcük ve Düzce depreminde yapılanları hatırlatarak Milliyetçi Hareket Partisi ortaklığındaki 57’nci Hükûmetten sonra depremle ilgili çalışmaların nasıl kesildiğine kısaca işaret etmek istiyorum.

Türkiye 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde iki büyük depremle âdeta yıkıldı. Marmara Bölgesi’nin büyük kısmını etkileyen depremde 18.373 vatandaşımız hayatını kaybetti, 48.901 kişi de yaralandı. 376.685 konut ve iş yeri ağır, orta ve hafif derecede hasar gördü. Türkiye'nin üretim gücünün yoğunlaştığı Marmara Bölgesi’nde yaşanan 7,4 şiddetindeki bu depremde millî ekonominin kayıpları ifade edilen rakamların çok üzerinde olmuştur. Yetişmiş insan gücü kayıpları ve üretim tesislerinin büyük hasar görmesi, her türlü alt ve üstyapının kullanılamaz hâle gelmesi, yakınlarını kaybedenler, yaralananlar, evleri yıkılan veya hasar görenler, işlerini kaybedenler ve iş yerleri yıkılanlar… Kısacası, geniş bir bölgeyi ve milyonlarca insanı doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendiren asrın felaketi olarak adlandırılabilmektedir bu Marmara depremi.

57’nci Hükûmet üç partili bir koalisyon hükûmetidir ve güven oylaması yapılalı henüz iki buçuk ay olmuştur bu depremin meydana geldiği zaman. Deprem olduğunda önü kış mevsimidir ve tüm altyapı kullanılamaz derecededir. 100 binlerce insanın sağlığı tehlikede ve barınacak yere muhtaçtır. Yaraların sarılması için birinci derecede görevli bakanlıklar olarak Milliyetçi Hareket Partisinde bulunan Bayındırlık ve İskân, Sağlık ve Ulaştırma bakanlıkları yaraların sarılması ve bölgenin imarı konusunda mucizelere imza atmışlardır. Hedef, 150 bin insanı barındıracak 25 bin geçici konutu tüm altyapısıyla kış mevsimi gelmeden inşa etmek ve dağıtımını yapmaktır. Geçici konutların bitirilmesi ve depremzedelere teslim tarihi olarak verilen söz 30 Kasım 1999, süre yetmiş beş gün. Geçici konut alanlarının belirlenmesi, belirlenen doksan sekiz adet alanın haritalarının yapılması, geçici konut modelinin belirlenmesi, idari işlemlerin ve siyasi kararların alınması, ihale şartnamelerinin hazırlanması, onayı ve ilanı, altyapı ve geçici konut imalat ihalelerinin yapılması, 44.107 geçici konut, 260 kilometresi asfalt olmak üzere 400 kilometre yol, 355 kilometre içme suyu borusu döşenmesi, 375 kilometre kanalizasyon borusu döşenmesi. Bunlar gerçekten yetmiş beş gün içerisinde yapılmıştır, yetmiş beş gün içerisine sığmıştır. Hatta bu konuda o zaman Japonların bir sözünü hatırlıyorum, “Bu bir Türk mucizesidir.” demişlerdi. İşte bu depremden sonra bunlar ortaya çıkmıştır.

Bir felaket sonrasının telaşı ile hareket edilmemiştir. Oluşturulan rezerv konut alanları ile birlikte modern yeni uydu kentler kurulmuştur. Kalıcı deprem konutları yapımı için Türkiye'nin prestij projesini gerçekleştirmek heyecanı ile yola çıkılmıştır.

Değerli milletvekilleri, asrın felaketi Türk mucizesine dönüştürülmüştür dedik ve bu eğitim konusunda da birtakım çalışmalar yapılmış. Deprem bölgesinde 2.730 derslik yeni okul, 3.525 derslik iç onarım yapıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

AKİF AKKUŞ (Devamla)Teşekkür ederim.

…3 adet hastane, 155 adet yeni sağlık tesisi kuruldu.

Değerli milletvekilleri, elbette ki bu depremde birçok şey oldu, birçok şey yaşandı. Belirttiğim gibi Allah bir daha bu ülkeye böyle bir şey yaşatmasın diye belirtebiliriz. Ancak burada şunu belirtmek istiyorum: 2002 sonundaki AKP İktidarından itibaren AKP’li büyükşehir belediye yöneticilerinin tutumuyla deprem bölgesine yeniden dönüşler başladı. Deprem bölgesi dediği yer, yani Adapazarı’nda sağlam zemin olmayan alanları kastediyor. Büyükşehir belediyesi taşınmayarak bunu teşvik etti, yani eski bulunduğu yerden taşınmadı, teşvik etti. Bundan en önemlisi de burada, bu alandaki yapıların birçoğu maalesef üniversite öğrencileri tarafından konut olarak kullanılmaktadır. Yüzlerce üniversite öğrencisi hatta binlerce üniversite öğrencisi dışarıdan gelmiş Adapazarı’nda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 6 Temmuz 2010

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook