Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 67. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Şubat 2011 · 1.780 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akif Akkuş (MHP), 16 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.616)); konuşma 1.780 kelime.
Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2011-02-16-olcme-secme-ve-yerlestirme-merkezi-baskanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 616 sıra sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, malumunuz, geçtiğimiz haziranda KPSS imtihanlarıyla ilgili birtakım skandallar yaşadık. Bu skandalların bu konuyla alakası, ilgisi ne?” derseniz, ÖSYM’nin yaptığı imtihanlarda yaşandı bu skandal, bu yüzden ilgili diye düşünüyoruz ve bu skandallarda yüzlerce aday, öğretmen adayı soruların hepsine tam olarak cevap vermiş. Gerçekten, bu bir skandal çünkü biz üniversite hocaları öğrencilerimizin bütün konularda her şeyi yapamayacağını biliyoruz. Bazı konularda kendilerini iyi yetiştirirler ama bazı konularda lakayıt kalırlar. Bu yüzden, bunların buna bağlı olarak da bir iki soruyu atlaması yahut yapamaması gerekirdi ama maalesef, bu, bu şekilde gerçekleşti ve bir skandal olarak karşımıza çıktı.
Elbette, daha önceki dönemlerde de, yani geçtiğimiz seneler içerisinde de yapılan birtakım imtihanlarda, gerek KPSS imtihanları olsun gerek doçentlik dil imtihanları olsun, bunlarda da birtakım suistimallerin yapıldığı, kopyacılık hadiselerinin olduğu bilinmekte idi ama bunlar çok büyük boyutlu değildi. Bunlar daha ziyade birkaç kişiyi ilgilendiren yahut, işte, kimlerin kopya çektiği bile tam olarak anlaşılmayan bir kopya çekme olayı idi ama bu 2010 Haziranında yapılan imtihanlarda maalesef büyük boyutlarda bir kopya olayının yaşandığını gördük.
Değerli milletvekilleri, ÖSYM başlangıçta ortaöğretimden yükseköğretime geçiş için öğrenciyi seçmek üzere tasarlanmıştı ve uzun yıllar boyunca da bu şekilde devam etmişti ancak sonraki yıllarda Açık Öğretim Fakültesinin imtihanlarını yapmaya başlamış, derken askerî okullara girenlerin imtihanlarını yapmaya başlamış ve bugün, belirtildiğine göre her yıl kırk çeşit imtihan yapmakta ve bu kırk çeşit imtihana da 5 milyon civarında aday girmektedir. Tabii, böyle olunca fevkalade önemli bir kurum hâline gelmiş, yaptığı işler de fevkalade önemli hâle gelmiştir. Bu yüzden gerçekten ince eleyip sık dokunarak yasanın dikkatle ortaya konması ve yasalaştırılması gerektiği kanaatindeyim.
Bugüne kadar önemli görevleri yerine getiren ÖSYM’nin teşkilat ve sorumluluklarını düzenleyen ayrı bir kanunu maalesef bulunmuyordu. Bu da tabii ki bu tür bir kanunun çıkartılması için önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor.
ÖSYM, teşkilatı ve çalışmaları Yükseköğretim Kurulu bünyesinde oluşturulmuş olan ve yürütme kurulu vasıtasıyla faaliyetlerini sürdüren bir kuruluş.
Değerli milletvekilleri, günümüz, bilgi ve iletişim teknolojilerinin geliştiği, bilgi ve ona bağlı iletişim hayatımızın her aşamasında kullandığımız bir durum arz etmektedir. Böyle bir durumda, bilginin, teknolojinin geliştiği bir durumda, elbette ki bilgiyi ölçen ve bunun sonuçlarına göre değerlendirme yapan bir kurumun, bilgi teknolojilerinden yoğun bir şekilde istifade etmesi en doğru tespitlerden birisidir.
Bugüne kadar yapılmakta olan imtihanlar emin olun her türlü titizlikle yapılmıştı. Gerçekten de yakın bir zamana kadar, özellikle 2010 KPSS imtihanları yapılıncaya kadar ÖSYM, Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından, kuruluşlarından birisi idi ama 2010 Haziran KPSS imtihanlarında, boyutları ve etkileri itibarıyla fevkalade büyük bir skandalın ortaya çıkmasına sebep olmuş ve o skandalı takip eden günler içinde birtakım gelişmeler sonucu ÖSYM Başkanının istifa etmesi söz konusu olmuştur. Böylece, ÖSYM’nin teşkilat ve kadrosunun yenilenmesi için düğmeye basılmış ve bu yasa teklifi hazırlanmıştır.
Değerli milletvekilleri, haziran ayında yapılan ve bir skandala dönüşen imtihanlarla ilgili olarak bugüne kadar net sonuçlar ortaya çıkmamış ve konu hâlâ muallel vaziyetini muhafaza etmektedir. Bu imtihanlarda 320 civarında kişinin bütün soruları yapmalarına bağlı olarak kopya çektikleri kanaatine varılmış ve imtihanlar iptal edilerek yenilenmiştir.
O günkü basın-yayında, olay, basit bir kopyacılık olmaktan uzak, teşkilatlı, organize bir olay olarak yansıtılmıştır. Hâl böyle olmasına ve kamuoyunun da bunu böyle değerlendirmesine rağmen, konu, 320 civarında kişinin üstüne âdeta yıkılmıştır. Hâlbuki bu olayda ideolojik, aynı zamanda cemaat ilişkilerinin bulunduğu iddiaları yaygındı. Bu yüzden konunun derinlemesine incelenerek sorumluların ve özellikle ideolojik ve cemaat yönünden ortaya çıkartılması kamuoyu tarafından hâlâ beklenmektedir. Aksi takdirde, sadece orada görev yapanlar değil, YÖK Başkanından Bakana kadar herkes millî vicdanda görevini kötüye kullanan, en azından görevinde gereken samimiyeti göstermeyen kişi olarak yerini alacaktır.
Öte yandan, 2010 kopya skandalından dolayı pek çok öğretmen adayı mağdur olmuştur, bunun da dikkate alınması gerekiyor. Her gün bu konuda bize öğretmen adaylarından fakslar geliyor, telgraflar geliyor, mektuplar geliyor, mesajlar geliyor. Çünkü pek çok öğretmen adayı diyor ki: “Ben birinci imtihanda şu kadar not almıştım, bu not geçerli bir nottu yahut da tayin edilmem için yeterli bir nottu ama ikinci imtihanda bu başarıyı gösteremedim ve dolayısıyla büyük bir mağduriyet içerisinde kaldım.”
Geçtiğimiz günlerde birtakım intihar olaylarından bahsedildi ki bunların içerisinde, sayıları 20’nin üzerinde olan bu intiharların bu imtihanlarda ataması yapılamayan öğretmenler olduğu gündeme getirildi.
2010 imtihanlarının ardından İnternet yoluyla bir araya gelen on binlerce aday çeşitli platformlar oluşturmuşlar ve seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Bugün bana son olarak gelen bir faksta diyor ki: “Millî Eğitim Bakanlığı 30 bin kadro verirse, ilaveten, bugüne kadar atadığı kadrolara; bu tür mağduriyete uğramış olanların hepsi bu mağduriyetlerinden kurtulacaktır.” Sayın Bakana duyuruyorum.
Değerli milletvekilleri, merkezi Ankara’da bulunan, kamu tüzel kişiliği olan, idari ve mali özerkliğe sahip Yükseköğretim Kurulunun bir alt kurulu olan ÖSYM Merkezi Başkanlığının, ilgili mevzuatlara bağlı olarak, yükseköğretim kurumlarında ön lisans, lisans veya lisansüstü öğrenim görecek adayların puan sıralamasına göre tespiti veya yerleştirilmesiyle, yükseköğretim kurumlarında atama ve yükselme imtihanları, ulusal ve uluslararası her türlü bilim, yetenek veya yabancı dil sınavları ile gerektiğinde yerleştirme işlemlerini yapmak, sınav merkezleri oluşturmak, ölçme, seçme, değerlendirme ve yerleştirme usul ve esaslarını belirlemek, sınav sonuçlarını analiz etmek, sınavlarla ilgili kılavuzlar hazırlamak, araştırmalar yapmak, uluslararası kurumlarla sınavlar konusunda iş birliği yapmak gibi birçok görevi bulunmaktadır.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi bu görevleri yerine getirirken 1 başkan, 2 başkan yardımcısı ve 4 de yönetim kurulu üyesi ile çalışmaktadır.
Başkan, devlet üniversitelerinde görev yapan, profesör unvanına sahip, Yükseköğretim Kurulunun önereceği 3 aday arasından müşterek kararnameyle 4 yıllığına atanabilmektedir.
“Başkan, en az 1’i devlet üniversitelerinden olmak üzere, 2 başkan yardımcısı atar.” diyor. Yani birisi dışarıdan bir kişi olabilir. Elbette ki bunu anlamak da pek kolay değil. Niçin dışarıdan atanıyor? Yani üniversitelerimiz bazı konularda yetersiz mi görülüyor yahut üniversiteli yetersiz mi görülüyor? Bu bakımdan bu ikinci kişinin, başkan yardımcısının da üniversitelerden olması gerektiği kanaatindeyim.
ÖSYM Yönetim Kurulunun diğer üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulundan, Yürütme Kurulu üyelerinden, Devlet Personel Başkanlığından, devlet üniversitelerinden Yükseköğretim Kurulunca seçilen 1’er üyeden oluşmaktadır. Yani, Yönetim Kurulu 7 üyeden meydana geliyor. Ancak bazı oylamalarda bu 7 üyenin kâfi gelmeyeceği ve çalışmalara engel olabileceği kanaati var bende. Bu yüzden üniversiteden gelenlerin 1 yerine 3 kişi olması gerektiği ve böylece 9 kişilik bir Yönetim Kurulunun oluşması daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.
Başkanlık teşkilatında hizmet birimleri, insan kaynakları, daire başkanlıkları, daimî ve geçici çalışma grupları bulunmaktadır ve bu birimler kendi çalışma konu ve sahalarında gerekli çalışmaları yapacaklardır.
Değerli milletvekilleri, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinde görev alacak personelin, başkan ve üniversiteden gelen başkan yardımcıları hariç, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi oldukları görülüyor. Dolayısıyla Merkezde daire başkanları ve müşavirler yanında bir de Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi uzmanı ve uzman yardımcıları, şube müdürü kadrolarında görevlendirmeler yapılmakta ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılabilmektedirler. Bu şekilde geniş bir yetişmiş uzman kadronun görev alacağı ÖSYM’nin çalışmalarının başında imtihanların yapılması geliyor demiştik. Bu imtihanlarda da bugüne kadar karşılaşılan ve olumsuzluklara konu olan imtihanların güvenliğidir. Bu yasa tasarısına göre “Sınav soruları ile bunları hazırlamakla görevli olanların kimlikleri gizli tutulacaktır.” deniyor. Ancak daha önceki yönetimlerde de bunların kimliklerinin gizli olduğu, gizli tutulduğuna dair bilgiler vardı. Hatta bu soruların hazırlanıp basılması aşamasında, matbaada çalışanlar, soruları düzenleyenler, tanzim edenler dört beş gün âdeta hapis hayatı yaşarlardı; evlerinden ayrılırlar ve bu imtihanların sonuna kadar yahut soru kitapçıklarının dağıtılmasına kadar evlerine gitmezlerdi. Yani bu bakımdan fazla bir değişiklik bulunmamaktadır.
Bundan böyle yapılacak imtihanlarda, imtihanların yapıldığı binalarda sinyal kırıcı ve benzeri cihazların kullanılacak olması sahteciliği önleme çalışmalarından biri olarak dikkat çekmektedir. Ancak, nasıl bir sonuç alınacağı ileride görülecektir. Çünkü bugün sahteciler her şeyi kırabilmekte. Belki bu şekilde sinyal kırıcıyı da kıracak ve gene yapacağını yapacaktır. Ama bunları, belirttiğim gibi, ileride göreceğiz.
Bu yasa tasarısının en ilgi çeken bölümü, ÖSYM’de çalışmakta olanların büyük bir kısmının Yükseköğretim Kuruluna devredilmesi ve bunların yerine yeni elemanların alınmasıdır. Bu şekilde eski çalışanların gönderilip yerine yenilerinin alınması “Bir kadrolaşma mı yapılıyor?” şüphesinin doğmasına sebep olmaktadır. Mevcut çalışanların YÖK’e devrinin bir soruşturma veya suçlama ile olmaması bir keyfîlik çağrışımı yapmaktadır. Yani “Sizi aldım, buraya gönderdim.” diye belirtiyoruz. Elbette ÖSYM’de çalışmakta olanların çoğunun memuriyetten gelmiş olması ve ÖSYM’de bugün gerekli olan eğitimden yahut da ÖSYM’nin istediği eğitimden geçmemiş olmaları bir eksikliktir. Ancak, bundan böyle de ÖSYM’de çalışacak olanların hepsi teknolojik bilgilerle donanmış kişiler olmayacaktır. Yani burada hizmetlisi olacak, şoförü olacak, bilmem matbaacısı olacak. Dolayısıyla bunlar olacaktır. Bu yüzden, çalışmakta olanlardan istifade edilebileceklerin ÖSYM’de çalışmaya devam etmesi uygun olur kanaatindeyim. Çalışmakta olan yaklaşık 320 civarındaki görevlinin hiç olmazsa üçte 1’inin görevinde kalması, yukarıda belirttiğim keyfîlik ve kadrolaşma şüphesini önemli oranda ortadan kaldırabilirdi.
Değerli milletvekilleri, bu yasa ile 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na göre, İstanbul Gelişim Üniversitesi, Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniversitesi, Üsküdar Üniversitesi, Bursa Orhangazi Üniversitesi, Türk Hava Kurumu Üniversitesi, Ankara Bilge Üniversitesi, Altın Koza Üniversitesi ve Gedik Üniversitesi olmak üzere sekiz yeni vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Böylece, üniversite sayımız yüz altmış dörde ulaşacaktır.
Kurulmakta olan vakıf üniversitelerinin bir kısmı öğretim üyesi, fiziki imkânlar bakımından oldukça zayıf görünmektedir ancak bu üniversitelere bu vakıflar külliyetli miktarda yatırımlar yapmaktadır. Üniversiteler çoğaldıkça öğrenci kapma yarışına girecekler ve iyi üniversite olmaya çalışacaklardır diye umut ediyorum.
Bunun yanında, daha önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi, bu üniversitelerden bir kısmı belirlenen süreler içerisinde istenen şartları yerine getiremeyecek ve ilgili üniversitelere devredilecektir kanaatindeyim. Bu yüzden vaatlerini yerine getirmek durumundadırlar ve bu konuda büyük bir gayret göstereceklerini yine ümitle bekliyorum.
Değerli milletvekilleri, elbette ülkemizde üniversite eğitimi almak isteyen gençlerimizin artması da üniversitelere ihtiyacı gittikçe artırmaktadır. Zaten bütün bu eksikliklerine rağmen bu üniversitelerin kurulmasına karşı çıkmamamızın sebebi, gençlerimizin üniversite eğitimi almak istemelerinin giderek büyüyen bir arzu hâline gelmesinden kaynaklanmaktadır fakat kurulan vakıf üniversitelerinin gelişme ve ARGE çalışmaları konusunda titiz denetimlere tabi tutulmaları gerekmektedir.
Öte yandan, ülkemizden hemen her yıl 25 bin kadar öğrenci lisans eğitimi almak üzere yurt dışına gitmektedir. Bir öğrenci için 20-25 bin euro yıllık masraf yapıldığı düşünülürse yurt dışına giden döviz yılda yaklaşık 50 milyon euro kadardır. Dolayısıyla, bu üniversitelerin gelişmesi ve kalitesini yükseltmesiyle bu giderin büyük bir kısmı da ülke içerisinde kalacaktır diye düşünüyorum.
Tabii, burada belirtmem gereken bir başka şey daha var değerli milletvekilleri: Vakıf üniversite fakültelerinin klasik fakülte isimlerinin yerine fantastik isimler kullanmaları dikkati çekiyor. Mesela, “sanat ve tasarım fakültesi” diyoruz, tasarımla sanat aşağı yukarı aynı anlama gelmekte. “Havacılık ve uzay bilimleri fakültesi”, “hava ulaştırma fakültesi” diyor. Yani, bunlar, sanki birbirinden çok ayrı özellikleri olan fakültelermiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. “Spor bilimleri fakültesi” diyor, hâlbuki, bugün, ülke genelinde belki yüzün üzerinde beden eğitimi ve spor yüksek okulları var ki, bu, bugün spor bilimleri fakültesinde verilecek hem dersleri vermektedir hem de yetişecek elemanları yetiştirmektedirler.
Değerli milletvekilleri, burada bir başka maddede, yasanın 14’üncü maddesinde görüyoruz; buna göre “genel lise, erkek teknik öğretim, kız teknik öğretim, ticaret ve turizm öğretimine bağlı okul mezunları” ibaresi “lise ve dengi okulları bitirenler” şeklinde değiştirilmiştir. Yani bundan böyle imam-hatibi bitiren de, meslek lisesini bitiren de gidecek polis okullarına girebilecek ve polis olabileceklerdir.
Değerli milletvekilleri, burada yeni bir 15’inci madde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 16 Şubat 2011