İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 44. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)

Akın Birdal

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 44. Birleşim · 5. yasama yılı · 29 Aralık 2010 · 985 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Akın Birdal, 29 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)); konuşma 985 kelime.

Akın Birdal (Diyarbakır). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 29 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2010-12-29-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Barış ve Demokrasi Partisi adına hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, başta hidroelektrik, rüzgâr, jeotermal, biyokütle ve güneş enerjisi olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının kamu ve toplum yararına etkin bir şekilde devreye girmesini öngören düzenlemenin gerekliliği kuşkusuz burada tartışılmaz ancak konuya ilişkin çıkarılmak istenilen yasa, böyle bir gereklilikten değil, Avrupa Birliği müktesebatına uygunluk açısından çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz ya da çıkarılmak istendiğini düşünüyoruz. Bu nedenle yapılan düzenlemelerde kamu yararından daha çok sermayenin gereksinmelerinin dikkate alındığı görülmektedir. Enerji politikasında temel olması gereken kamusal politikalar doğrultusunda temiz, ucuz, bol ve yerli enerjinin kullanıma sokulması amacının dışına çıkılmıştır.

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, bu yasaya ilişkin olarak “Yenilenebilir enerji kaynakları alanında kamunun yürütmesi gereken görevleri göz ardı edilmekte ve süreç sadece çeşitli teşvikler sağlanarak tamamen piyasa aktörlerinin girişimlerine bırakılmış görünmektedir. Öngörülen teşvikler sadece en avantajlı bölgelerdeki rüzgâr ve bazı hidroelektrik projeler için destek sunabilecektir ancak öngörülen uygulamalarla, diğer yenilenebilir enerji kaynakları seçeneklerinin (biyokütle, güneş ve jeotermal ve benzeri) desteklenmesi ve bu sektörlerde herhangi bir gelişme yaratılması mümkün görünmemektedir.” demektedirler.

Son günlerde yaşananları gördükçe bu eleştirinin haklılığı ortaya çıkmaktadır. Hasankeyf, Allianoi, Munzur, İkizdere gibi dünya mirası sayılan doğa ve sit alanı ve tarihî bölgelerde barajlar yapılmakta, bu barajlar aracılığıyla da hidroelektrik santrallerinin kurulması gündemdedir.

Hasankeyf, binlerce yıllık bir yerleşim yeridir ve yok edilmek istenmektedir. Allianoi, dünyanın ilk sağlık merkezidir, su altında bırakılmak ve yok edilmek istenmektedir. İkizdere ve Munzur, millî parktır, doğanın eşsiz bir bölümüdür. Bu da ne yazık ki yok edilmek istenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; piyasanın gücü, doğa ve tarihî alan dinlemeden ezip geçmektedir. Bu alanları, barbarca yönelimden, sit alanı olmaları da ne yazık ki kurtaramamaktadır.

Basından izlediğimiz kadarıyla, siyasi iktidar, sit alanlarının statüsünün değiştirileceği bir yasa tasarısı hazırlamakta, hiçbir engel istememekte ve tanımamakta, kırk elli yıllık ömrü olacak barajlar, santraller karşılığında binlerce yıllık tarih, doğa, kültür değerleri yok edilmek istenmektedir. Bu bir tercihtir kuşkusuz. Ya piyasanın, sermayenin engellenemez yönelimlerini, kâr etme isteklerini dikkate alırsınız ya da kamu yararına güneş, rüzgâr gibi kaynaklara öncelik veren bir enerji politikasını geliştirirsiniz. Ne yazık ki halkın yararına değil, sermayenin yanında bir enerji politikası uygulanmaktadır.

Ülkemizde bugün dışa bağımlı ve neoliberal bir enerji politikası söz konusudur. Elektrik üretiminin neredeyse üçte 2’si doğal gaz, dolayısıyla dışa bağımlıdır. Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve çevreyle uyumlu bir teknolojik yapılanmanın kurulması temel amaç olmalıdır. Bunun için, başta rüzgâr ve güneş olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının hızlı bir şekilde devreye girmesi sağlanmalıdır. Yapılması gereken iyi bir enerji planlamasıdır. Gerekli tasarruf önlemleri alınarak enerji tüketiminin azaltılabileceği, meslek odalarınca belirtilmektedir.

Yine, enerji hatlarındaki kayıplar toplam tüketimin yüzde 25’ine ulaşmaktadır. İletim hatlarına yapılacak yatırımlarla bunu önlemek de olanaklıdır. Bu önlemler alındığı ölçüde ne doğal ne de tarihî alanların enerjiye kurban edilemeyeceği açıktır. Böylelikle Hasankeyf ve diğer tarih, kültür miraslarımız korunabilecek ve geleceğe taşınabilecektir.

“Derelerin Kardeşliği” girişiminin çağrılarına kulak verelim ve hatta onları bir çağıralım, bu konudaki çalışmalarının sonuçlarını ve ne istediklerini bir dinleyelim ve böylece derelerin özgürce akmasının önüne barikatlar koymayalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz almışken, Diyarbakır Milletvekili olarak Sayın Cumhurbaşkanının yarın Diyarbakır’a yapacağı geziye ilişkin düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Daha önce Sayın Cumhurbaşkanı, 2009 yılında Diyarbakır’a gitmiş ve Güroymak’tan da geçerken “Norşin” diyerek, oradaki Kürtçe adını da söyleyerek bir mesaj vermek istemiştir.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının yarın başlayacak ve yarından sonra da sürecek olan bu ziyaretini biz çok önemsiyoruz, fakat gerçekten bu gidiş ve dönüş diğer gidiş ve dönüşler gibi olmamalı ya da Sayın Cumhurbaşkanının bu gidişi ya da Diyarbakır’da söyleyecekleri Ankara’ya geldikten sonra unutulmamalı. Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanı bir buçuk yıl önce “Çok iyi şeyler olacak.” deyip, sonra da “Adına ne derseniz deyin, ister ‘terör sorunu’ ister ‘Doğu ve Güneydoğu sorunu’ ama bu sorun Kürt sorunudur ve öncelikle de çözülmelidir.” diye bir saptama yapmıştır ve sonra da işte AKP İktidarınca bir açılım süreci başlatılmış ve o da değişik adlandırmalarla “Kürt sorunu”, “demokratik açılım”, sonra “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” diye sürmüştür ama bugüne gelindiği zaman bunun ne yazık ki karşılığı yoktur.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanını Diyarbakır bekliyor ve Sayın Cumhurbaşkanının Diyarbakır’da ne diyeceğini sadece kendisine konser vermek isteyen sokaktaki mendil ve su satıcı çocuklar beklemiyor, sadece “demokratik özerklik” diyerek yerinde bir yönetim ile merkezî yönetimin yükünü hafifletmek ve doğrudan demokratikleşmeye evrilecek bir süreci başlatacak olanlar beklemiyor, sadece Diyarbakır’ın Seyrantepe, Benusen, Şehitlik, İplik gibi mahallelerindeki yoksul insanlar beklemiyor, aslında Sayın Cumhurbaşkanının Diyarbakır’da ne diyeceğini Türkiye halkı bekliyor çünkü gerçekten Diyarbakır’a böyle bir süreçte gidişi kuşkusuz rastlantı değil. O nedenle, Sayın Cumhurbaşkanının bu ziyareti çok önemli. Hem de ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisi, başta AKP ve onun Başbakanının demokratikleşme ve Kürt sorununda ruh hâlinin bozulduğu bir döneme rastlamış olması çok anlamlı. O nedenle, Sayın Cumhurbaşkanının vereceği mesaj yalnız oradaki halkımıza değil, aynı zamanda iktidara ve muhalefetedir de. Ve gerçekten bu sürecin, demokratikleşme sürecinin, barış içinde bir arada yaşamanın, demokratik özerkliğin ayrışma değil tam da tersi birlikte yaşama projesinin olduğunu ve ana dilde bir eğitim hakkının Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası hukuka ve taraf olduğu Lozan Anlaşması’nın gerekliliğinin olduğunu anlatmış olması ya da söyleyecek olması çok önemlidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Cumhurbaşkanının yarın yapacağı Diyarbakır ziyaretinin başka bir önemi, yaklaşık üç dört aydır süren ve dört ay daha sürecek olan eylemsizlik kararına rastlıyor olmuş olması ve gerçekten silahların yeniden haziran ayında konuşmaması ve sorunun demokratik bir süreçte konuşulmasının zeminini yaratacak bir konuşma olmalıdır. Ayrıca, yine insan hakları savunucularının, belediye başkanlarımızın, seçilmişlerin, 13 Ocakta “KCK” adı altında bir davanın görülecek olmasıdır. Ve Sayın Cumhurbaşkanının ana dildeki bir hakkın her alanda, kamusal alanda da kullanılacağına dair verilecek mesajı bu bağlamda adil yargılanma ve savunma hakkının da önünü açacak ve Kürt sorununa devletin bakışını ortaya koyacaktır. Bu nedenle, Sayın Cumhurbaşkanını yarın Diyarbakır baş göz üstüne selamlayacak, karşılayacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN BİRDAL (Devamla)…ve gerçekten vereceği bu mesajların anlamını değerlendirecektir. Umut ediyoruz, yeni yıla yeni bir sözle ve yeni umutla gider ve gelirler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 29 Aralık 2010

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook