İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 80. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Mayıs 2003 · 905 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Bodur (CHP), 15 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 905 kelime.
Ali Rıza Bodur (CHP, İzmir). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 15 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-bodur-22-2003-05-15-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA BODUR (İzmir)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; İş Kanunu Tasarısının 103 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. Televizyonları başında bizi dinleyerek, bizi izleyerek yarınlarından endişe duyan işçilerimize, yarınlarının güvencesinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu muştuluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, görüştüğümüz yasa, bir toplumsal yasadır. Toplumsal yasaların tarafları vardır. Bu yasanın da tarafları işçiler, işverenler ve hükümettir. Böylesine bir yasanın, sosyal politikanın -uzaktan yakından dahi olmasa, birazcık kıyısından- biliminden geçmiş bir anlayışla, bu çevreler arasında uzlaşmanın olabildiğince sağlanması sonucu Parlamentoya getirilmesi temel koşuldur. Bütün çağdaş ülkelerde bu böyle anlaşılır, böyle uygulanır.
Ben, bu yasanın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mart ayındaki gündemine gelişinden bu yana, terminoloji konusunda, iktisat öğrenimim sırasında aldığım sosyal politikalar konusunda, sendikalar ve çalışma barışı konusundaki her türlü bilgimi neredeyse unutuyordum; çünkü, herkes, alabildiğince ilimden, bilimden uzak birçok tanımlamayı kendince yapmayı marifet sayarak, yasa hakkında ahkâm kesmeye başladı. Burada çıkıp, bilip bilmeden, yanlış bilgilerle milletvekillerimizi, halkımızı motive etmeye çalıştılar.
Ben şimdi sormak istiyorum. Değerli arkadaşlar, biz, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisiyiz ve hükümetimiz de, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti. Bir sayın bakanın, burada, çıkıp da "yapmayın arkadaşlar, bu yasayı hazırlayan bilim adamlarına haksızlık ediyorsunuz" deme hakkı yoktur; çünkü, Bakanlar Kurulu bu yasayı imzaladıktan sonra, tasarı haline getirdikten sonra, bütün devreler kesilmiştir ve bu yasa, Bakanlar Kurulunun malıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Burada söylenilen sözler, yapılan eleştiriler, onu, siyasî kanaat olarak, siyasî hak olarak, bu Meclisin gündemine taşıyan Bakanlar Kurulunundur. Onun için, kalkıp da, bunu siyasî literatüre yanlış sokmayalım, demokrasilerde siyasî irade sorumluluk taşır; yani, siz, Sayın Bakanım, yarın seçmenin karşısına çıktığınızda, yarın işçilerin karşısına çıktığınızda, yarın yurttaşlarımızın karşısına çıktığınızda, onun getirisini siz kâr hanenize yazacaksınız; onun zararını da siz ödeyeceksiniz, oradaki profesörler değil. Onun için, bu, hükümetinizin malıdır, sizin tasarınızdır; bunu, başka yönlere çekerek yurttaşlarımızı kandırmanın hiç de yolu yoktur.
Değerli arkadaşlar, şurada bir belge var; mart ayının 14'ünde bu tasarı burada görüşülürken, hükümetimizin sayın sözcüsü Çalışma Bakanımız, bu tasarının üzerinde sendikaların uzlaştığını söylemişti; ama, aynı gün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kulislerinde birbiriyle hiç de uyum içerisinde olmayan, birbiriyle zaman zaman rekabet içerisinde olan Türk-İş, Hak-İş ve DİSK genel başkanlarının, bu uzlaşmanın olmadığını kanıtlayan bildirisine tanık olduk. Şimdi, ben bir de şunu anlamakta zorluk çekiyorum:
Değerli milletvekilleri, bir yasanın bu kadar uzun sürede, bu kadar uzun çalışma içerisinde çıkarılmasının haklı bir gerekçesi olması gerekir. Yani, mahkemelerde bu yasanın çıkmasını bekleyen çok acil sorunların ve yüklü dosyalarının bulunması gerekir. Yani, bu yasanın, yeni birtakım hakların veya haklarını almalarına karşı durulan birtakım çevrelerin çıkarlarını koruyacak yeni hükümlerinin çok acil olması gerekli. Bunlar böyle olmadığı halde, bu yasayı, gece demeden gündüz demeden, sabahlara kadar, birbirimizle atışarak, tartışarak, zaman zaman şakalaşarak, uzun süreler çalışarak çıkarmaya çalışmamızın anlamını, ben, bir bilirkişiden, bir hükümet yetkilisinden açıklamasını rica ediyorum. Ben, zaman zaman düşünüyorum, dün sabah saat 6,30'da evime gittim, işçi babamı düşündüm, kendimin milletvekili olmadan önceki işsizlik halimi düşündüm ve acaba, hükümetin bundan ne maksadı var diye düşündüm. En son çıkamadım işin içinden şuna karar verdim: Acaba, hükümet, IMF yetkililerine verdiği sözün gereği, bu yasayı çok acil çıkarıp da, kamu sektöründe çalışan işçilere karşı bir senaryo mu düşünüyor dedim; çünkü, bakıyorum, tasarıyı inceliyorum, şu anda, namusuyla çalışan, vergisini ödeyen, 1475 sayılı Yasanın kurallarına uyan, işçisine 1475 sayılı Yasanın gereklerini yerine getiren işverenin, böylesine bir yasaya acilen ihtiyaç duyacağı hiçbir şey yok.
1963 yılından bu yana, 274 ve 275 sayılı Yasalarla en çağdaş -o zaman geri olmasına rağmen çok çağdaş- hakları kazanmış ve zaman zaman ararejimlerle, zaman zaman işçi karşıtı iktidarların aldıkları kararlarla bugüne kadar gelmiş, erimiş sendikal haklarla bekleyen işçilerimizin, bu yasanın acil olarak uygulanmasından hiçbir beklentileri olduğunu görmüyorum. O zaman, kaygılanıyorum. acaba, bu kadar acil, gece demeden gündüz demeden bu kadar çıkarılmak istenen yasanın bir arka planı mı var, bir oyunu mu var, bir senaryosu mu var diye. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, bir yetkili, bana, bunu izah etsin.
Değerli arkadaşlarım, bunlar çok kolay şeyler; yani, buradaki, yıllık ücretli izin hakkını kullanan işçilerimizin, çalışanlarımızın bu haklarını yok sayan, bu haklarını eksik ödeyen, bu haklarını vermeyen işverenlere verilecek cezalar çok önemli konular değil; çünkü, minareyi çalan, Türkiye'de kılıfını hazırlıyor. Bu minareyi çalanın, Türkiye'de kılıfını hazırlamaması için, ondan korkması için, çekinmesi için, bunun uygulayıcılarının çok ciddî, çok güvenilir olması gerekli. Maalesef, kamusal düzenimiz, bugüne kadar toplumda bu güveni yaratamadığı için, bence bunlar hiç önemli değil.
Ayrıca, hükümetin sahiplendiği tasarıda, bakıyoruz -çekilen tasarıda- hükümetin teklif ettiği metin, bu maddeyle ilgili öngördüğü ceza, işçi başına 150 000 000 lira. Komisyonda tartışılırken, AKP'li arkadaşlarımızın verdiği önergeyle, bunun, 50 000 000 lira olması teklif edilmiş. Ondan sonra, komisyon raporuna geçerken de, 100 000 000 lirada karar verilmiş.
Değerli arkadaşlarım, bunun hangisi hakça, hangisi doğru, hangisi kimden yana, hangi anlayışı temsil ediyor?! Eğer, bir tutarlılık varsa, bu ciddî bir kararsa, başından sonuna dek, aynı şeylerin aynı biçimde gelişmesi gerekir; çünkü, şu anda, hükümet partisinin, iktidar partisinin Meclisteki sayısal çoğunluğu, son yıllarda hiçbir iktidara nasip olmayan büyüklükte, komisyondaki oysal ağırlığı da aynı biçimde. Ee şeytan bunun neresinde?! Yani, 150 000 000 lirayı teklif eden hükümet mi haklı, 50 000 000 lirayı öneren AKP'li milletvekilleri mi haklı, yoksa 100 000 000 lira mı haklı?! Bunlar ciddî şeyler değil.
Benim özlemim ne biliyor musunuz: Öyle bir düzen kuralım ki, öyle bir Türkiye yaratalım ki, bunları tartışıyor olmayı değil, işçilerimizin hangi tatil beldelerinde tatil yapacağının, çocuklarının hangi güzel eğitim kurumlarında eğitim alarak ülke ekonomisine yararlı kılınacağının konuşulduğu bir Türkiye istiyorum. Bu Türkiye özlemimi her zaman dile getirmeye devam edeceğim.
Size saygılar sunarak selamlarımı iletiyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
41 konuşma daha · 15 Mayıs 2003