Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Haziran 2010 · 1.062 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 3 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)); konuşma 1.062 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarının asıl amacı, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Yasa’nın yeniden düzenlenmesi, Danıştay kararları doğrultusunda ilköğretim müfettişlerinin görev tanımlarının yeniden yapılmasına ilişkindir. Dolayısıyla, ilköğretim müfettişlerinin ve öğretmenlerin çalışma koşullarıyla ekonomik haklarında ciddi bir iyileştirme yapılmamaktadır. İlköğretim müfettişlerinin zam ve tazminatlarının, müfettiş unvanlı diğer denetim elemanlarıyla eşitlenmesi bile tek başına bu sorunları önemli bir oranda ortadan kaldırabilecekken, bu tasarı bunu gerçekleştirmekten çok uzaktır. İlköğretim müfettişleri diğer müfettişlerden daha az tazminat ve zam almaktadır, makam, görev ve temsil tazminatlarından yararlanamamaktadır.
5473 sayılı Yasa’nın 1’inci maddesiyle, daha önce Millî Eğitim Bakanlığındaki çalışanlar da dâhil olmak üzere 657 Devlet Memurları Yasası’na göre görev yapan memurlara her ay ek ödeme yapılmaktadır ancak ilköğretim müfettişleri, yasanın getirdiği sınırlama nedeniyle fiilen derse girmedikleri hâlde ek ders ücretleri aldıkları gerekçesi gösterilerek ek ödemeden yararlandırılmamaktadır.
Yine, 23/1/2009 tarih, 27119 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2008/14575 sayılı, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumları yönetici ve öğretmenlerinin ders ve ek ders saatlerine ilişkin Bakanlar Kurulunda değişiklik yapılması hakkında Bakanlar Kurulu kararıyla “İl millî eğitim müdür yardımcısı, ilçe millî eğitim müdürü ve şube müdürlerine haftada on saat, ilköğretim müfettişi ve müfettiş yardımcılarına haftada beş saat daha ek ders ücreti ödenir.” hükmü getirilmiş ancak sorun çözülmemiş, yeni bir eşitsizlik yaratılmıştır. İlköğretim müfettişlerinin görev yollukları gecikmeli olarak ödenmektedir.
Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığına 2010 yılı için ayrılan pay toplam 28 milyar 237 milyon TL’dir. Bu bütçenin de 19 milyar 984 milyon 11 bin TL’si de personel giderleri olarak ayrılmıştır, geriye kalan 8 milyar civarındaki parayla eğitime hangi yatırım yapılacaktır, ne kadar derslik açılıp sınıflarımızdaki öğrenci sayıları ne kadar makul bir seviyeye çekilecektir, hangi araç ve gereçlerin alımı yapılacaktır, ne kadar öğretmen açığı kapanacaktır: bunlar bütün merak konusudur.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa’mızın 42’nci maddesi “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” hükmündedir. Ama üzülerek söylemek istiyorum ki 2002 yılında işbaşına gelen AKP İktidarı döneminden bugüne kadar, maalesef, Anayasa’mızın bu emredici hükmüne uygun eğitim ve öğretim yapılmamaktadır, buna aykırı eğitim ve öğretim yapılmaktadır. Eğitim kurumlarımız, âdeta, tarikatların ve cemaatlerin cirit attığı alanlar hâline getirilmiştir, getirilmektedir.
Eğitim ve öğretimde görevlendirme ve ödüllendirme yapılırken gerçekten, öğretmenlerin bilgi birikimi ve deneyimleri, liyakatleri bir kenara bırakılarak sadece AKP’nin siyasi çizgisi doğrultusundaki yandaş sendikaya üye olup olmama koşulu aranmaktadır.
Eğitim-İş ve Eğitim-Sen sendikasına üye olanlar ya da AKP İktidarının siyasi çizgisindeki yandaş sendikaya üye olmayan öğretmenler hakkında isimsiz dilekçelerle şikâyetler yapılmakta ve bunlar hakkında soruşturmalar yapılarak, bunlar baskı altına alınmaya ve sindirilmeye çalışılarak Eğitim-İş ve Eğitim-Sen sendikalarından istifaya zorlanmaktadırlar.
Genellikle üst düzey görevlendirmeler, yine, yandaş sendika üyesi öğretmenler arasından yapılmaktadır. Burada, gerçekten, düşünüyorum yani Eğitim-Sen veya Eğitim-İş Sendikası üyesi öğretmenlerden gerçekten bu görevleri hak eden hiç mi bir öğretmen bulunmuyor da hep yandaş sendika olarak bilinen sendika üyesi aralarından yapılıyor?
Değerli arkadaşlarım, bu anlamda Mersin’de de öğretmenlerimizin sorunları var, bu anlamda Silifke’de de öğretmenlerimizin sorunları var, öğrencilerimizin sorunları var. Silifke’de, öğrencilere ilişkin bir yurt sorunu vardır. Gerçekten, buradaki ortaöğretimde ve ilköğretimde ders gören öğrencilerimiz, devletin bir yurdu olmadığı nedenle bu tarikat yurtlarında veya diğer yasa dışı yurtlarda, evlerde barınmak durumunda kalmaktadırlar. Bunların önlenmesi gerektiğini ben düşünmekteyim.
Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerimiz, bir yandan çalışmakta ama bir yandan da yoksulluk içerisinde yaşamaktadırlar. Bugün derslikler öğretmensiz, öğretmenler de işsizdir. Bugün Millî Eğitim Bakanlığı İç Denetim Raporu’nda ülke genelinde öğretmen açığı her ne kadar 134 bin olarak belirtilmişse de öğretmen açığının bu olmadığı, bundan daha fazla olduğu açıktır. Sözleşmeli, vekil ve ücretli öğretmenleri de göz önünde bulundurduğumuzda bu sayının 350 binlere tırmandığı görülmektedir.
Bakınız, ülkemizde 350 bin öğretmen açığı varken bu arada 327 bin öğretmen adayı atama beklemektedir. Bu öğretmen adayları açlık grevi de dâhil çeşitli demokratik mücadele yöntemlerini denemişler, seslerini Hükûmete duyurmaya çalışmışlar ama her nedense, Hükûmet, bu atamayı bekleyen öğretmenlerin seslerini duymazlıktan gelmiştir.
Bugün AKP İktidarında, gerçekten, öğretmenler arasında istihdam şekilleri bakımından hiç de kanuna ve mevzuata uygun olmayacak şekilde, Anayasa’daki öngörülen kurallara uygun olmayacak şekilde bir sürü tanımlama yapılmıştır. Mevsimlik öğretmen vardır, vekil öğretmen vardır, sözleşmeli öğretmen vardır, geçici öğretmen vardır.
Değerli arkadaşlarım, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu madde 43: “Öğretmenlik devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir.”
Yine, Anayasa’mızın 128’inci maddesinde “Asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür.” demektedir.
Yani söylemek istediğim konu şudur: Öğretmenlik mesleği asli ve sürekli bir görevdir. Bu hizmet bir kamu hizmetidir, sürekli ve asli bir görevdir. Mevsimlik iş ise yılın bazı dönemlerinde bir kampanya dönemiyle sınırlı olan ya da belirli bir süre, çok kısa bir süre süren işlerdir. Bir işte çalışanın mevsimlik ya da sürekli olup olmadığını belirlemek, kanunlarla ya da sözleşmelerle yapılan tanımlamalarla değil, görülen işin niteliğiyle ilgili bir kavramdır. Dolayısıyla burada görülen iş sürekli bir iştir. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarında görev yapan sözleşmeli öğretmenlere gördürülen hizmetlerin geçici olmadığı, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler arasında yer aldığı açıktır. Dolayısıyla Millî Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarında sözleşmeli öğretmen çalıştırılması Anayasa’nın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır. Nitekim sözleşmeli öğretmen çalıştırılmasıyla ilgili Bakanlık genelgesinin iptali istemiyle Danıştayda açılan davada genelgenin dayanağı olan 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 4/B maddesinde yer alan “Millî Eğitim Bakanlığında norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması hallerinde öğretmenlerin” ibaresinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiş, Danıştay, bu istemi haklı görerek bunun Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine konuyu götürmüştür.
Buradan da çok açıklıkla anlaşılmaktadır ki bu sözleşmeli öğretmen çalıştırma olayı Anayasa’nın ilgili hükümlerine çok açıkça aykırıdır. Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve kamu hizmetlerinin gereklerine aykırı olarak aynı iş yerinde farklı statülerde eleman çalıştırılmasının Anayasa’ya aykırı olduğu çok açıktır değerli arkadaşlarım.
Değerli milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk gerçekten öğretmenlerimize çok önem vermiştir. Bugün yirmi beş-otuz yıllık bir öğretmen 1.400 TL civarında ücret almaktadır. Çalışan öğretmenler yoksulluk içerisindedir, ikinci ve üçüncü iş peşinde koşmaktadırlar, pazarlarda seyyar satıcılık yapma peşinde koşmaktadırlar, öbür yandan da 350 bine yakın öğretmen de atama beklemektedir. Yani dersliklerde öğretmen yoktur, öğretmenlerimiz işsizdir, çalışan öğretmenler de yoksulluk denizinde yüzmektedir. Bu, Atatürk’ün öğretmenlere verdiği önemle çelişmektedir. Atatürk diyor ki: “Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.” Yine Atatürk diyor ki: “Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 3 Haziran 2010