Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 120. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Haziran 2010 · 1.131 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)); konuşma 1.131 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-06-18-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu Kamulaştırma Kanunu’ndaki değişikliğin, Anayasa’nın 35’inci maddesinde güvenceye alınmış olan mülkiyet hakkının doğrudan gaspı olduğunu ve bu değişikliğin Anayasa Mahkemesinin daha önceki iptal kararında belirttiği gerekçeye tümüyle aykırı olduğunu az önce belirtmiştim.
Şimdi, AKP’nin bir huyu var: AKP, Türkiye'nin bugünkü tablosunu söylediğimiz zaman, hemen 2002’nin durumunu ortaya döküyor. 2002 ile bugünün arasında aşağı yukarı dokuz yıllık bir süre geçti. Zaten 2002’deki mevcut durumlar kötü olduğu için, halk tarafından o durumların beğenilmemesi nedeniyle halk yığınları AKP’ye oy verdi, AKP’yi iktidar yaptı. AKP o zaman halk yığınlarından oy alırken, zaten 2002’deki durumu düzelteceğini taahhütte bulunarak, halka karşı âdeta senet imzalayarak onlardan oy aldı. Ama, şimdi, aradan geçen dokuz yıllık süreye rağmen, Türkiye siyasal tarihine baktığımız zaman, aralıksız, kesintisiz, en fazla iktidar olabilme şansını yakalamış bir siyasal parti olduğunuzu düşündüğümüzde, bu süreye rağmen hâlâ daha dokuz yıl sonra, dokuz yıl önceki sorunları gerekçe yaparsanız halka inandırıcılığınız olmadığı gibi, siz bu sorunları çözemediğinizi bu kürsülerden itiraf etmiş olursunuz.
Değerli arkadaşlarım, 1994’ten bugüne kadar İstanbul Belediyesi AKP zihniyetiyle yönetiliyor ama bugün İstanbul’da bir sel felaketi olduğu zaman, bu kürsülere, televizyon ekranlarına çıkılıyor, 1994’ten önceki yani fi tarihindeki yönetimler suçlanabiliniyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde 335 -yanılmıyorsam- AKP milletvekili arkadaşımız var. Yasa ve kanun tekliflerinin nasıl görüşüldüğü belli. Yasa ve kanun teklifleri iktidar partisinden geldiği zaman kabul ediliyor, muhalefetin haklı talepleri bile reddediliyor. Oysa kendi hazırladıkları yasa ve kanun tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirme sorumluluğu çoğunluk partisi olarak iktidar partisinindir ama iktidar partisi burada 335 milletvekili olmasına rağmen, toplantı için yeterli olan 164 milletvekiline 20 daha koyarsak 184, karar için yeterli olan 139 milletvekilini dahi bulunduramıyor. Sayın Başbakan da televizyon ekranlarına çıkıyor, muhalefetin Anayasa ve İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullandığı nedenle, gerçekten hukuk dışı, gerçekten siyaset dışı sözler, haksız sözler söyleyebiliyor. Değerli arkadaşlarım, eğer Cumhuriyet Halk Partisi bir sene sonra iktidar olursa, siz muhalefet olarak bulunmasanız bile biz burada -toplantı yeter sayısı olarak- kendi getirdiğimiz kanun ve teklifleri çıkarmak için 184 sayısını bulunduracağız. Yani siz kendi yükümlülüğünüzü yerine getirmiyorsunuz, bunu muhalefete yüklemeyi pekâlâ biliyorsunuz.
Yine, değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığında Sayın Bakan HSYK’nın toplantılarına katılmıyor. Türkiye siyasal tarihinde bugüne kadar çeşitli siyasi görüşlerden iktidarlar geldi, sağ iktidarlar geldi, sol iktidarlar geldi, bu iktidar süresince yaşanmayan olaylar yaşandı. Burada HSYK’nın toplantılarını Sayın Bakan ve Müsteşar kilitliyor. Hâkim ve Savcıların yaz kararnameleri geçen sene ilk defa eylül aylarına sarkıyor. Eylül ayında çıkması gereken güz kararnamesi 2010 yılının Ocak ayında çıkıyor ve Adalet Bakanı burada kalkıyor, Hâkim ve Savcıları suçlayabiliyor.
Değerli arkadaşlarım, iktidar olmak gerçekten bir sorumluluk gerektirir. Yani iktidarda yapamadığınız şeyleri… Başkalarını suçlamakla bir yere varamayacağınızı artık bilmeniz gerekiyor.
Bakın, Fazilet Partisi Grubu adına “Anamuhalefet Partisi olarak bizim görevimiz, milletimiz için en güzel şeyleri samimi olarak temenni etmektir. İktidar olarak sizin göreviniz de, temenni edilenleri, iyilikleri, güzellikleri temin etmektir. Zira, güç sizdedir, icra yetkisi de sizdedir. Doğru iş yaparsanız, ülkenin hayrına adımlar atarsanız, hiç şüpheniz olmasın ki, size en büyük destek bizden gelir.
1961’den beri, en fazla Meclis desteğine sahip bir hükümetsiniz. Hemen her yasayı çıkaracak bir çoğunluğunuz var. ‘Yerimiz dardı, oynayamadık’ da diyemezsiniz.” Ne kadar güzel bir söz değil mi arkadaşlarım? Yani gerçekten tam da bugün görülerek söylenilmiş bir laf bu. Yani siz 1961’den beri değil, belki Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihinde en fazla desteğe sahip, sayısal desteğe sahip bir iktidar partisisiniz, yani çok şeyi söylerken “Çoğunluk bizde.” diyorsunuz, “Bizim dediğimiz olacak.” diyorsunuz ama şurada Meclisi bile çalıştıramıyorsunuz kendi getirdiğiniz kanunlarda. Ondan sonra Sayın Başbakan çıkıyor, çok haksız bir şekilde muhalefeti suçluyor.
Şimdi, bu sözler, bu doğru sözler değerli arkadaşlarım, o zaman Fazilet Partisi Grubu adına bu kürsüden 24 Haziran 1999 günü Sayın Cemil Çiçek tarafından söylenilmiş sözlerdir. Bu sözlerin altına ben bugün de imzamı atıyorum ama Sayın Cemil Çiçek’in bugün iktidar-muhalefet ilişkilerini düzenlerken buna bakması gerektiğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, dokuz yıl sonra gelinen tabloya baktığımız zaman, iktidar partisinin iyiliği veya kötülüğü eleştirilirken iktidar partisinin, bundan on yıl önceki tabloyla değil, “Bugün Türkiye'nin nerede olması gerekir sorusuna cevap aramak gerekiyor?” Yani, siz bugün Türkiye’yi dokuz yıl önceki Türkiye’yle karşılaştırdığınızda elbette ki bugünkü Türkiye dokuz yıl önceki Türkiye’den daha güzel olacak, yarının Türkiye’si bugünün Türkiye’sinden daha güzel olacak ama burada tespit edilmesi gereken husus şudur: 2010 yılında, 2011 yılında Türkiye hangi noktada olması gerekiyordu ve nerededir? Türkiye'nin komşuları hangi noktada, Türkiye bu komşularına göre nerededir? Bunlara bence bakmak lazım.
Şimdi, Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınma Endeksi’ne göre krizdeki Yunanistan 24’üncü sırada, iyi durumdaki Türkiye 79’uncu sırada. İşsizlik: Krizdeki Yunanistan’da yüzde 11,6; iyi durumdaki Türkiye’de yüzde 14,4. Kayıt dış istihdam: Türkiye’de yüzde 48, nisanda cari açık 4 milyar 361 milyon dolar, ocak-nisan cari açık 14 milyar 251 milyon dolar, nisan ayında yıllıklandırılmış olarak cari açık 24 milyar 650 milyon dolar. Sıcak para ve yüksek kur tehlike olmaya devam ediyor. Bankalardaki mevduatın yüzde 42’si sadece 28 bin hesap sahibine ait. Yoksul sayısı 12-13 milyon civarında.
AKP Grup Başkan Vekili Sayın Canikli’nin bir televizyon programında söylediği gibi gerçekten utanç verici tablo, ben Canikli’yi kutluyorum. Ancak, bu tablonun utanç verici olduğunu söylemek yetmez Sayın Canikli, bu tabloyu değiştirmek lazım. Bu tabloyu değiştirebilmek gücü, iktidarı sizdedir.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Hangisi utanç verici tablo?
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Bir televizyonda söylediniz. “12-13 milyon yoksulluk. Bu, utanç vericidir.” dediniz, ben kulaklarımla duydum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, hukuk devleti…
NURETTİN CANİKLİ (Giresun)2002’de 19 milyondu onu da söyle bak.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Daha bir hafta önceki televizyon programında söylediniz.
Değerli arkadaşlarım, daha devam ediyoruz. Adaletsizlik, yasama, yürütme ve yargı boyutunda yaşanagelmekte. Adaletsizliğe ilişkin olarak yüzlerce olay yazılabilir, söylenilebilir çünkü Türkiye’de yaşananlar bu konuda çok zengin bir utanç verici arşiv sunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok mahkûm edilen ülke Türkiye. Adalet Bakanlığının verdiği verilere göre, en çok ihlal kararı çıkan 2’nci ülke Türkiye, 1’inci ülke Rusya. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde adil yargılanma hakkının dünyada en fazla ihlal edildiği ülke Türkiye, 1’inci sırada. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dosyaların yüzde 10’undan fazlası Türkiye’ye ait, ihlal kararlarının yüzde 18’i Türkiye’ye ait, hak ihlallerinde Rusya, Ukrayna ve Romanya’yla ön sıralarda.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, adil yargılanma hakkının ihlalinin 1’inci sırada olduğu bir Türkiye’de bakın, tutukluluğun devamının kararının verilmesi -soyut tutukluluk devamının kararı verilmesi- hiçbir gerekçe belirtilmemesi Adalet Bakanlığının bize bildirdiği soru önergesine verdiği yanıta göre, bir hak ihlalidir, adil yargılanma hakkının ihlalidir ve bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye, tazminata mahkûm edilmektedir. Yani mevcut delil durumu, işte suçun vasıf ve mahiyeti gibi nedenlerle, soyut, afaki nedenlerle, hiçbir gerekçe belirtmeden insanların haksız tutuklanmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hak ihlali saymaktadır ve bundan dolayı da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından dört yüz otuz dokuz tane tazminata Türkiye, mahkûm edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye böyle bir noktada. Şimdi, böyle bir noktadaki Türkiye’de hiç sağa sola gerekçe bulmadan, dünü karalamadan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
74 konuşma daha · 18 Haziran 2010