Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Aralık 2010 · 524 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 10 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 524 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574-5 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 41’inci madde üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım.
Yalnız, konuşmama başlamadan önce bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. AKP sıralarından bir milletvekili arkadaşım beni şerefsiz olmakla itham etmiş. Bundan son derece üzüntü duydum. O arkadaşımız kendisini bilir. Ben kendisinin bu kürsüye gelip özür dilemesini istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, çünkü, ben üslubumda belki sertimdir ama benim üslup hep siyasidir. Ben kişilerin kişilikleriyle ilgili hiçbir zaman bir şeyde bulunmam. Bu doğru bir üslup değildir. Kişilerin kişiliklerine saldırmak veya onların haysiyet ve onurlarını kendinize göre tespit etmek doğru bir yöntem değildir. O nedenle, o arkadaşımızı ben biliyorum, tutanaklarda adı var, lütfen gelsin, özür dilesin.
Değerli arkadaşlarım, bu 41’inci maddede çekilme ve ret sebepleri düzenlenmiş. Şimdi, burada deniliyor ki: “Dairenin toplanmasına engel olacak sayıda üyenin reddedilmiş olması hâlinde, ret talebi, reddi istenen üyelerin katılmadığı Genel Kurul tarafından incelenerek kesin olarak karara bağlanır.” Yalnız, burada “Genel Kurulun toplanmasına engel olacak sayıda üye reddine ilişkin taleplerde bulunulamaz.” deniliyor. Bundan bir önceki maddede “İşe bakamama” vardı. Şimdi, örneğin orada, tanıklık nedeniyle, HSYK üyelerinin daha önceki bir olayda tanıklık yapmış olmaları hâlinde bu konuya bakamayacakları düzenlenmişti. Peki, aynı olayda HSYK üyelerinin çoğunluğu sağlayacak kadar kısmı tanıklık yapmışsa, dolayısıyla çoğunluğu sağlayamıyorsa ne olacak? Orada buna göre bir düzenleme yok, burada var.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de tabii ki biz yargıda reform diyoruz ama halkın sorunlarını çözen reformları bir türlü yapmıyoruz. Örneğin bugün mahkemelerin tümüyle keyfî kararlar verdiği olaylar var. Yani AKP bundan önce çok şikâyet ediyordu. “Canım, siyasileri millet denetliyor, bu yargıyı kim denetleyecek? Kendi içerisinde de işte bir oligarşik yapı oluşmuş.” deniliyordu. Bu, aslında kısmen haklı bir eleştiri ama bu eleştirinin temelini oluşturan, mahkemelerin tamamıyla keyfî davranarak keyfî kararlar vermesidir. Örneğin son zamanlarda Mehmet Haberal kararı, tazminat davası hep eleştirildi. Bu, aslında yargıya müdahale filan değildi. Burada kararın özünü oluşturan şey, tutuklama kararının gerekçesiz olmasıydı ya da yasada bilinen gerekçelere uymamasıydı yani burada tutuklama kararının yanlışlığı ya da doğruluğundan dolayı değil, kararın gerekçesinin olmamasından dolayıydı.
Daha önce de söyledik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “mevcut delil durumu”, “suçun vasıf ve mahiyeti” gibi tek tip, soyut gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmesini ya da tahliye taleplerinin reddedilmesini bir insan hakkı ihlali olarak görüyor ve bu yüzden de Türkiye’yi beş yüze yakın davada tazminata mahkûm etmiş. Buna rağmen hâlâ aynı, tek tip, soyut gerekçeyle, basmakalıp bir şekilde “kes-kopyala-yapıştır” mantığıyla, sanki Türkiye’de tüm mahkemeler -ceza mahkemelerinden bahsediyorum- “suçun vasıf ve mahiyeti”, “mevcut delil durumu” gibi tek tip gerekçeyle tutuklamalara devam ediyor.
Şimdi, ben anlamıyorum, Sayın Bakana da sordum: Yani niye bunun önüne geçilemiyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu nedenle tazminata mahkûm ettiği açıkça bilindiği hâlde, belli olduğu hâlde mahkemelerde, Türkiye’nin her tarafında ceza mahkemelerinde bu hâlen böyle neden devam ediyor? Yani tutuklama kararı verirken hâkim, bu kararını neden yasada yazılı olan gerekçelere dayandırma ihtiyacı duymuyor? Bunu biz açıklığa çıkarmadığımız zaman ne kadar burada yasa yaparsak yapalım, ne kadar düzenleme yaparsak yapalım bu haksız, hukuksuz tutuklamaların önüne geçmemiz mümkün değildir. Elbette ki suç işleyenler, tutuklanmanın da koşulları var ise, yasada öngörülen çerçevede tutuklanacaklar, buna hiç kimsenin bir itirazı olamaz ama bu tutuklamanın yasa ve hukukta öngörülen şekilde ve nedenlerin varlığı hâlinde olması gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
112 konuşma daha · 10 Aralık 2010