Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Aralık 2010 · 477 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 10 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 477 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574-6 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 42’nci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet yani yargıda yapılmak istenilen hukuksal düzenlemenin vatandaşları ilgilendirmesi gerektiğini, yurttaşlarımızın yaralarını sarması gerektiğini söylemiştik. Bugün, adliye binalarına gittiğimiz zaman, sabahın saat sekizinde, dokuzunda adliyeye gelip akşam karanlığına kadar adliye koridorlarında sürünen ve hâkimden, savcıdan, kâtipten, mübaşirden hatta zaman zaman kendi avukatından azar işiten insanlarımızı biliyoruz ve bir yılda belki üç, bilemediniz dört kez dava oluyor ve yerel mahkemede yıllardır, dört beş yıl, bazen altı yıl süren davaları var, bir de Yargıtayı koyduğunuz zaman, artık, insanlar hakkın aramaktan bıkar hâle geliyor. Ama bu Parlamentonun bu insanların sorununu çözme gibi bir yükümlülüğü var. Yani adaletin hızlı, ucuz, kolay ve güvenilir olması lazım, bunlar yok. Böylelikle, zaman aşımı nedeniyle hak kaybına uğruyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum: 12 Eylül 1980 darbesinin Türkiye'de işaret fişeklerinden biri olarak kabul edilen 16 Mart 1978 olayları vardır. Bilmeyenler için hatırlatmak isterim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden çıkan öğrencilerin üzerine bombalı, silahlı saldırılar yapılıyor ve 7 öğrenci ölüyor, çok sayıda öğrenci de yaralanıyor. İlk yargılama süreci taammüden adam öldürmekten açılıyor fakat yargılanan sanıklar delil yetersizliğinden 1984 yılında beraat ediyorlar ve dosya kapanıyor. Gençlerin ve aynı zamanda, bu olayın da mağduru olan ve davanın müdahil avukatlarından Cem Alptekin’in de çabaları sonucunda mahkeme talepleri değerlendiriliyor ve bu talepleri, Türkiye'de çetelerin, “kontrgerilla” diye adlandırılan örgütlerin planlı eylemi olma ihtimalini ciddiye alarak, 12 Eylül öncesi ve sonrası siyasi cinayet ve katliamlara ilişkin dava dosyalarının, Susurluk sonrası düzenlenen Meclis ve Başkanlık Teftiş Kurulu raporlarının istenmesine karar veriyor. Mahkemenin önü bir süre sonra fena hâlde tıkanıyor ve mahkemenin taleplerine, ısrarlı taleplerine rağmen bu belgeler bir türlü mahkemeye ulaştırılmıyor. Yargıtay onamasıyla zaman aşımına sokularak dosya ortadan kaldırılıyor ve müdahil vekil olan Avukat Cem Alptekin hakkında dava açılıyor. Ne davası? Mahkemeye delil olarak sunduğu ve 2 kişinin arasında geçen konuşma belgelerini sunduğu için. Bu, o zamanın İçişleri Bakanıyla Lokman isimli bir vatandaş arasında geçen belgeler ve bu kişi beraat ediyor ama beraat gerekçesi, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin beraat gerekçesi çok enteresan. O beraat gerekçesine ilişkin dosya bir türlü Yargıtaydan onanmıyor, sekiz yıl Yargıtayda bekletiliyor, zaman aşımı süresi doluyor çünkü eğer o dosya onansaydı, zaman aşımı nedeniyle düşmemiş olsaydı, o beraat gerekçesi o davanın aydınlanması bakımından çok önemli bir kanıttı.
Ben buna ilişkin, bu dosyanın sekiz yıl sümen altı edilmesinin nedenlerini ve buna ilişkin diğer sorularımı Sayın Bakana soru önergesiyle sordum 1 Temmuz 2010’da ama bugüne kadar henüz kendisinden bir yanıt alamadım. Bu davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aşamasında da, devletin mahkûmiyetini önlemek bakımından, aleyhte olan emsal kararların da dikkate alınıp alınmadığını ben sormuştum.
Değerli arkadaşlarım, bu olaylar, bu ve buna benzer olaylar mahkemelerin tümüyle hukuk kurallarını bir kenara bırakarak, ceza muhakemesi ve hukuk usulü muhakemesindeki kuralları bir kenara bırakarak, tümüyle keyfî davranarak hak kaybına yol açmalarına sebep olmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
112 konuşma daha · 10 Aralık 2010