İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 61. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)

Ali Rıza Öztürk

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 61. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Şubat 2011 · 1.885 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Rıza Öztürk (CHP), 8 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.610)); konuşma 1.885 kelime.

Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-02-08-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-hakkinda-s (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlamadan önce, bu, Vatan gazetesinin manşeti: “Halkın haykırışına kulak ver.” Bu, Sayın Başbakanın Mısır Devlet Başkanı Sayın Mübarek’e önerisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin yansıdığı en büyük odaklardan birisi ve biz burada gerçekten halkı ilgilendiren yasalar yapıyoruz ama milletin kendisi bu Meclise yaklaştırılmıyor, hatta hakkını, hukuku aramak için yollara dökülen insanlara polis panzeri, biber gazı, cop ve tazyikli suyla saldırılıyor. Sayın Başbakan Mısır Cumhurbaşkanına öğüt vereceğine, öncelikle kendisine, burada halkın sesine, haykırışlarına kulak vermesini öneriyorum.

İkinci tespit etmem gereken konu: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup milletvekili arkadaşlarımız ne zaman 12 Eylül 1980 darbesinin istismarı söz konusu olduğunda, ne zaman faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin istismarı söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmıyorlar ancak, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük Türk milleti şahittir ki tam 5 kez, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için komisyon kurulmasına yönelik Meclis araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldi ve AKP’nin oylarıyla reddedildi.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı elimde, 12 Eylül 1980 darbe sürecinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin kanun tasarısıdır. Bu kanun tasarısının 1’inci maddesinde çok açık bir şekilde “Türkiye Cumhuriyeti devleti 12 Eylül 1980 darbesini demokrasiye, hukuka ve millete karşı yapılmış bir hareket olarak kabul eder: Devlet, uygulamaları, sonuçları ve yol açtığı gerek kişisel gerek toplumsal yıkımlar nedeniyle 12 Eylül 1980 darbe sürecinde madden ve manen zarar görenlerin zararlarını giderir.” şeklindeki tarihsel hükmü içeren bu kanun teklifi hâlâ daha Adalet Komisyonunun raflarında bekletiliyor değerli arkadaşlarım. Cumhuriyet Halk Partili 5 milletvekilinin gündeme alınmasına ilişkin dilekçeyi bile komisyon görmezlikten geliyor.

Yine, Başbakanın -20 Temmuz 2010 grup toplantısında isimlerinden söz ederek- gözyaşı dökmesine neden olan Necdet Adalı, Erdal Eren ve Mustafa Pehlivanlıoğlu’nun idam edilişlerine ilişkin kanunun yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle verdiğim bu kanun teklifi, yine, Adalet Komisyonunun raflarında bekliyor değerli arkadaşlarım.

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Laf söylemekte mangalda kül bırakmayan AKP’liler, iş icraata geldiği zaman ne 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmak ne de faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle hesaplaşmak konusunda yeterli cesareti gösteremiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bu görüşülmekte olan 610 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın özünü yargı manzumesinde idari yargının en üst makamı olan Danıştayın ve adli yargının en üst mercisi olan Yargıtayın yapısındaki değişiklikler oluşturmaktadır. Her ne kadar kanunun adı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” olarak getirilmiş ise de esas olarak, bu Yargıtay ve Danıştay nasıl olur da siyasi iktidarın tahakkümüne, emrine sokulur, nasıl olur da Yargıtay ve Danıştay siyasi iktidar tarafından yönetilir ve yönlendirilir hâle getirilmenin yol ve yöntemleridir.

Bir kere, bu yasanın getirilişi, değerli arkadaşlarım, yasa yapma tekniğine, adabına, ahlakına, yöntemine, usulüne aykırıdır. Bu yasa toplam on beş maddeden ibaret; üç geçici madde var, yürütme ve yürürlükle birlikte on beş madde. Bu, huzurlarınıza temel kanun olarak getiriliyor. Birazdan değineceğim, zaten Adalet Komisyonunda görüşülmedi, görüşülmüş gibi yapıldı. Şimdi de burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine görüşülmüş gibi yapılarak bu kanun tasarısı buradan geçirilecek değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu elimdeki İç Tüzük, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde temel kanunun unsurları belirtilmiş. Ben soruyorum: Bu toplam on beş maddeden ibaret olan bu kanun tasarısı İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde öngörülen temel kanun unsurlarından hangisini taşımaktadır?

Değerli arkadaşlarım, bu, hem getiriliş biçimiyle Anayasa’ya aykırıdır hem de Komisyonda görüşülmüş olma yöntemiyle Anayasa’ya aykırıdır. Bir kere, bu tasarı, demin de söyledim, yargıda değişiklik yapılmaya ilişkin bir tasarıdır. Anayasa’mızda yasama yetkisinin millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılacağı öngörülmüştür; yine, yargı yetkisinin de egemenlik kapsamında millet adına kullanılacağı öngörülmüştür ama yürütme yetkisinin millet adına kullanılacağı öngörülmemiştir. Yani şimdi kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan bir sistemde biz yürütme organı olarak kendimizle ilgili olmayan, tamamen başka bir erkle ilgili olan yargı alanında düzenleme yapılmasına ilişkin bir tasarı getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, yürütme organının yargı organıyla ilgili bir konuda tasarı getirmiş olması Anayasa’nın hükümlerine aykırıdır, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Nasıl bundan önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda ve Sayıştay Kanunu’nda değişiklik öngören kanunlarla ilgili teklif şeklinde getirilmiş ise, bunun da bir tasarı şeklinde değil, bir teklif şeklinde getirilmiş olması gerekirdi. Bu yönüyle de baktığımızda Anayasa’ya aykırıdır. Kuvvetler ayrılığı ilkesini yok etmesi yönüyle Anayasa’ya aykırıdır. Adalet Komisyonunda görüşülme şekli ve Adalet Komisyonu kararının yok hükmünde olması nedeniyle de Anayasa’ya aykırıdır.

Birazdan değineceğim, Komisyon Başkanı Adalet Komisyonundaki antidemokratik tavırlarına, hukuk dışı uygulamalarına gerekçe oluşturabilmek için, kılıfına uydurabilmek için alabildiğine raporda bazı şeyler yazmış.

Değerli arkadaşlarım, bizim Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Adalet Komisyonundan istifa etmek zorunda kalmamızın bir tek nedeni vardı. O da bizim konuşma hakkımızın bizzat Komisyon Başkanı tarafından engellenmesidir. Komisyon Başkanının Meclis İç Tüzüğü ve Anayasa hükümlerine göre Komisyonu yönetmesi gerekirken, Komisyon çalışmalarını iktidar partisi grup başkan vekillerinden ve Bakandan aldığı talimatlar uyarınca ve çoğunluğun kararlarına dayanarak yönetmiş olmasıdır.

O koşullar altında ya Komisyondaki hukuksuzluğa, keyfîliğe boyun eğecektik ya da ona ortak olmayıp istifa edecektik. Biz hukuku ve demokrasiyi koruma konusunda namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş milletvekilleri olarak orada kalıp hukuksuzluğu, keyfîliği ve yasa dışılığı görmezlikten gelemezdik. O nedenle istifa ettik, Komisyondan ayrıldık değerli arkadaşlarım.

“Bugün parmaklar yasama iktidarı için yetebilir. Buna güvenilmemelidir. Uzlaşmanın çimlendiği, çözümlerin oluşturulacağı mekân, o mekândır. Görüşülmekte olan anayasa değişikliğinin bir uyum komisyonundan geçmemesini, bu güzel geleneğin ihmali ve ihlali olarak görüyorum. Tekerrürünü ve parmaklara sığınmayı ise, yasama demokrasimizin geleceği adına kaygıyla karşılıyorum.” (15/6/1999, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Ahmet İyimaya)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara)Aynen.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Yine, 26/1/2001, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi: “Neler yapıyoruz arkadaşlar, iki üç cümleyle söyleyeyim: Raporlar okunmayacak; ondan bir zaman kazanılacak. Geneli üzerinde konuşma, son konuşma… Maddeler müzakere edilmiyor, maddeler okunmuyor, maddeler oylanmıyor. Benimseme oylaması diye bir kavram!... Sorgudan kaçan bir Meclis ve akşam veya saat 2’de 48 saat beklemeden bir komisyonu çağıracaksınız, 180 maddelik bir teklif gelecek, komisyon 11’e kadar, 12’e kadar veya iki günde bitirecek, geceyarıları rapor yazılacak, ertesi gün Danışma Kurulunu çağıracaksınız; geneli üzerindeki konuşmayı, yetki gereği, 20 dakikadan 10 dakikaya indireceksiniz; yarım saat, 40 dakika, 50 dakika. Arkadaşlar, siz, mucize mi bekliyorsunuz sistemden; siz, mucize mi bekliyorsunuz? Nasıl olabilir?! Merak ediyorum; Sevgili Başkanım, merak ediyorum; değerli milletvekili arkadaşlarım, merak ediyorum… Sayın Profesör Aksoy, bu gibi kurallara ‘cibilliyetsiz kurallar’ derdi; büyük filozoflar ‘kanun giysili, kural giysili zulüm.’ derlerdi. Bu acayip kuralların mimarı kim acaba?” (Ahmet İyimaya, 26/1/2001, Tutanak Dergisi) O zaman “(DYP sıralarından ve Refah Partisi sıralarından alkışlar)” diyor.

RIDVAN YALÇIN (Ordu)Ne güzel söylemiş (!)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, yine “Buyruluyor, deniliyor ki ‘hızlı bir yasama dönemi içerisinde olmamız lazım.’ Hızlı yasama, tehlikeli yasamadır. Yasama organları, müzakere organlarıdır. Süreç içerisinde hataları ortaya çıkan organlardır. Vergi Kanunu, hızlı yasama kaç defa değiştirildi? Af, hızlı yasama sosyal yapıda nasıl makes buldu? Kanun hükmünde kararnameler, daha daha hızlı bir yasama… O hâlde hızlı yasama kaliteli bir yasama demek değildir.” Değerli arkadaşlarım, dün bu lafları söyleyen arkadaşımız bugün bu cibilliyetsiz kuralların bizzat uygulayıcısı durumundadır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan burada çok şeyler söyledi, rakamlar verdi. Sayın Bakanın verdiği bu rakamlar bugünün eseri değil. Bu rakamlar dün de böyleydi, önceki gün de böyleydi. Zaten 2005 yasasını çıkartırken, 2005 yılında bu Bölge Adliye Mahkemeleri Yasası’nı çıkartırken dayanılan gerekçe, bu iş yükünün fazlalığı, Danıştayın ve Yargıtayın içtihat mahkemesi olmamasıydı ve bu nedenle de o tarihte aynı Hükûmet bir kanun teklifi getirdi. Kanun teklifi, değerli arkadaşlarım, bu. 8/11/2007, altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası var. Sadece Adalet Bakanı değişik, o tarihteki Adalet Bakanı Cemil Çiçek. Bu kanun tasarısında aynı laflar var ama deniliyor ki istinaf mahkemeleri… Demin Sayın Bakan dedi ki: “Canım, istinaf mahkemeleri kurulacak nasıl olsa. Yargıtaydaki daire sayısını artırmaya ne gerek var?” dedi. Ama bu lafları aslında 6 ve 8 Şubat günü Adalet Komisyonunda o zamanın Adalet Bakanı söyledi. Tutanaklar elimde. O zamanın AKP’li Adalet Komisyonu üyeleri söyledi. “Canım, Danıştay ve Yargıtay içtihat mahkemesi olacak. Bölge istinaf mahkemeleri faaliyete geçecek ve Danıştayın, Yargıtayın iş yükü azalacak. O zaman daire sayısının azaltılmasına siz niye karşı çıkıyorsunuz?” dedi. Değerli arkadaşlarım, bu kanunun altında da Başbakanın imzası var, bugün burada görüştüğümüz kanunun altında da Başbakanın imzası var. Orada istinaf mahkemelerinin faaliyete geçeceği nedenle Yargıtay ve Danıştayın iş yükünün azalacağı gerekçesine dayanılarak, Yargıtaydaki daire sayısı ve üye sayısını azaltan anlayış, bugün aynı gerekçelerle Yargıtaydaki daire sayısını ve Danıştaydaki daire sayısını artırıyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı Sayın Bakanın söylediği gibi bu iş yükünü önlemeye yönelik bir tasarı değil. Bu lafları biz 6 Şubat, 8 Şubat 2008 günü Adalet Komisyonunda söyledik. O tarihte Adalet Komisyonunda, 7. Ceza Dairesi Yargıtay adına geldi, dedi ki: “Bizim elimizde bu kadar iş yükü var.” dedi, Yargıtay savcısı söyledi. “30-40 bin dosya” dedi, “her daireye düşüyor, daire sayısının artırılması lazım.” dedi. Komisyonda söyledi bunu ama buna rağmen, Sevgili Komisyon Başkanı Sayın İyimaya o tarihte, onun bir reform yasası olduğunu söyledi ve Cumhuriyet Halk Partili üyeleri reforma karşı çıkmakla suçladı.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara)Aynen kabul ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Şimdi ne değişti de değerli arkadaşlarım, siz Türkiye’de hiçbir şey değişmemişken, bugün Yargıtaydaki daire sayısını, Danıştaydaki daire sayısını artırmayı öngörüyorsunuz?

ATİLLA KOÇ (Aydın)Niye karşı çıkıyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla)Bu tasarı Yargıtay ve Danıştayın iş yükünü azaltmak gerekçesiyle getirilmiş. Bugün yargının yaşadığı iş yükü yılların birikiminin bir sonucudur ancak AKP İktidarı dokuz yıllık iktidarında, yargının sorunlarının çözümü için hiçbir somut, ciddi iş yapmamıştır. Tam aksine, “Ben yaptım oldu.” anlayışıyla kuralsız ve özensiz yasa yapması, dün çıkardığı yasayı bugün kaldırıp başka yasa yapması sonucu mahkemelerin yükü daha da artmıştır. Bu tasarı mahkemelerin iş yükünü azaltmadığı gibi, bu sorunu istismar ederek, yargı sistemini daha da kaosa sürüklemeye, yargıyı çalışmaz hâle getirmeye, Danıştayı ve Yargıtayı ele geçirmeye, kendi özel Yargıtayını, kendi özel Danıştayını oluşturmaya yönelik bir düzenlemedir. Yargıda yapılan bu düzenleme yargıdaki iş yükünü azaltmaz, ortadan kaldırmaz. Bağımsız, tarafsız, adil, hızlı işleyen bir yargı sistemi oluşturmaz. Danıştay ve Yargıtayı içtihat geliştiren yüksek mahkeme niteliğine dönüştürmez.

Bu tasarı ile Danıştaya 61 yeni üye, Yargıtaya 137 yeni üye atayarak, intikamcı duygularla, işlevsiz düzenlemelerle güya kendi yandaşları olmayan yüksek yargı üyelerini dengeleme çabasıdır. Tasarı, yargıyı dizayn etme projesinin son halkasıdır. Tasarı, demokratik hukuk devleti ilkesini yok etmenin son aşamasıdır. AKP’nin ve yandaşlarının “yüksek yargı vesayeti” dedikleri kavramın, kendileri söz konusu olunca sakınca yaratmayacağının yasal metnidir. İş yükü ileri sürülerek, fakat bunca yıla ve haykırışlara karşın Yargıtay ve Danıştayın daire ve üye sayısını artırmayıp tam da Adalet Bakanlığı bürokratlarının hazırladığı ve desteklediği listede yer alan adayların seçilmesi, referandum ve seçim sürecinde Hükûmete yakın görüşler bildiren, görülmekte olan ve özellikle de Başbakanın açıkça taraf olduğunu söylediği, Adalet Bakanının haklılığına işaret ettiği davalarla ilgili görüşlerini açıklamaktan çekinmeyen kişilerin atanması suretiyle oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu organlarının oluşturulup çalışmaya başlamasından hemen sonra vakit geçirmeden Yargıtay ve Danıştayın daire ve üye sayısının artırılmak istenmesi, genelinde yargının, özelinde yüksek yargının ele geçirilmesi amacına yönelik operasyonel bir yasama faaliyetidir.

Yürütme ve yasama gücüne hâkim olan iktidar partisi AKP’nin yargı üzerine de egemen olması, demokratik sistemden totaliter bir rejime, faşist bir rejime geçişin en açık işaretidir. Çoğunluğu elinde bulunduran güçlü partilerin tek başlarına iktidar olmalarının, giderek dikta heveslerinin ve bu yönde davranışlarının arttığı, siyaset bilimcilerinin gözlemleridir. Bir taraftan adalete erişimi kolaylaştırmaktan, hızlandırmaktan bahsederken, yasalaşmış, bazı bölgelerde binaları tamamlanmış, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında yer verilmiş, faaliyete geçirileceği söylenmiş ve tasarının gerekçesinde de zikredildiği üzere, kanun yolu incelemesi, altyapısı tamamlanmış olmasına rağmen, bölge adliye mahkemelerinin açılmayarak, binalarının Adalet Bakanlığı idari birimlerince işgal edilmesi, aslında amacın adalete erişimi kolaylaştırmak, yargısal süreci hızlandırmak olmadığının açıkça bir kanıtıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

85 konuşma daha · 8 Şubat 2011

85 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook