Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 68. Birleşim · 5. yasama yılı · 17 Şubat 2011 · 470 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 17 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.616)); konuşma 470 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Ölçme, seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.616)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-02-17-olcme-secme-ve-yerlestirme-merkezi-baskanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniversitesinin kuruluşuna ilişkin bir madde bu. Tabii, güzel Antalya’nın güzel ilçesi Alanya’da bir vakıf üniversitesinin kurulmuş olması aslında güzel bir şeydir ancak bu üniversitelerin kurulması yetmez, üniversite kurulmuş olmak için üniversite kurulması yetmez, aynı zamanda üniversitelerin hem personel bakımından hem akademik kadrolar bakımından hem de mali denetim bakımından üniversiteler gibi olması lazım. Aslında 12 Eylül 1980 darbesinden sonra YÖK diye bir kurum getirilmiş üniversitelerin başına bela olarak, bu YÖK siyasi iktidarların üniversite üzerindeki hem kalemi hem de kılıcı olma işlevini hâlen sürdürmektedir. Dün bunu başka siyasi iktidarlar kullanmış ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı YÖK kendi elinde değilken, yönetimi yönetemez iken buna karşı olduğunu söylemiş ama şimdi bunun nimetlerinden kendisi faydalanıyor. Artık, YÖK’ün antidemokratik olup olmaması AKP’yi fazla da ilgilendirmiyor; önemli olan, antidemokratik YÖK’ün sağladığı nimetlerden AKP faydalanıyor mu faydalanmıyor mu, bu önemli AKP için.
Değerli arkadaşlarım, üniversitelerin özerkliği ve özgürlüğü sadece kampüs içerisindeki binalara tanınmış bir özerklik ve özgürlük değildir; orada mali, idari ve akademik özerkliklerin sağlanılması gerekmektedir. Üniversite içinde üretilen hizmetlerin pek çoğu bugün özelleştirilmektedir. Yine, üniversitede yemek, ulaşım, barınma, temizlik, spor gibi pek çok kolektif hizmet belli anlaşmalarla taşeronlara devredilmektedir.
Üniversitelerde akademik kadroların dağıtımında keyfî ve ayrımcılık içeren uygulamalar giderek yaygınlaşmaktadır. Araştırma görevlilerinin istihdam edilme biçimleri çeşitlenmiş ve esnekleştirilmiştir. Farklı adlar altında aynı işi yapan kamuda ve vakıf üniversitelerinde çalışan araştırma görevlileri iş güvencesinden yoksun durumdadır. Dahası, vakıf üniversitelerinde görev yapan araştırma görevlilerinin çoğu sosyal güvenceden yoksundur. Son dönemlerde bunlara ilaveten üniversitelerde proje asistanlığı, öğrenci asistanlık gibi uygulamalar devreye sokulmuş ve giderek artan biçimde bu örnekler kadrolu asistanlığın yerini almıştır.
Türkiye üniversiteleri insanın özgürleşmesi amacından ayrılıp akademik kapitalizme geçişin öyküsünü trajik bir şekilde yaşamaya başlamıştır. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler kavramlarının içi boşaltılmış, üniversite özerkliğinin içeriği yönetim anlayışıyla doldurulmuştur.
Üniversite kampüslerine polis elini kolunu sallayarak girmiştir. Üniversiteler artık, polis karakolları hâline getirilmiştir. Hak arayan üniversite öğrencilerinin siyasi iktidarı protesto etme gibi demokratik hakkı polis copuyla, polis panzeri ve biber gazıyla âdeta ezilmiştir.
Düşüncelerini özgürce ifade etmek, diğerlerine kendilerini anlatmak isteyen tüm üniversite bileşenleri üzerinde baskılar sürmektedir. Üniversitelerde gerçeği arama ve ifade etme özgürlüğü yok edilmiştir.
Sivil polis, özel güvenlik birimleri ve diğer tedbirler, güvenli ve özgür düşüncenin mekânları olması gereken üniversiteleri güvenlik gerekçesiyle baskı kuşatması altına almıştır. Üniversitelerde öğrenme ve öğretme özgürlüklerini güvenlik gerekçesiyle açık veya örtük biçimde baskılayan bu tür uygulamalara siyasi iktidar daha da destek vermektedir. Silahların gölgesinde bilim yapılamayacağının herkes tarafından bilinmesine rağmen siyasi iktidar bunun hâlâ daha farkına varmamıştır.
Siyasi iktidarın, hak arayan insanların üzerine uyguladığı bu baskı ve zulüm, ileri demokrasinin, 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliklerine ilişkin referandum yapıldıktan sonra Türkiye’ye gelen, AKP’nin getirdiği ileri demokrasinin uygulamaları olsa gerek.
Biz, böylesine bir ileri demokrasi istemiyoruz. Üniversite gençliği, üniversite bilim adamları normal demokrasiye razı. Bu ileri demokrasi AKP’nin olsun.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
66 konuşma daha · 17 Şubat 2011