Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 81. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Mart 2011 · 492 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Öztürk (CHP), 23 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 492 kelime.
Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-03-23-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Yöntemi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın 44’üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu kanunun gerekçesinde “Anayasa mahkemelerinin temel amacı ve misyonu; Anayasada güvence altına alınan kural ve ilkelerin yasama organının tasarruflarıyla ihlâl edilmesini önlemek, en genel anlamda Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığıyla temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır.” olarak tanımlanmıştır. Ancak hem bundan önce yapılan Anayasa değişikliklerinin hem de bu Anayasa değişikliklerine uygunluk sağlasın diye çıkarılan bu kanunun, aslında bu gerekçesinde belirtilen misyonu ve amacı gerçekleştirmekten çok uzak olduğu açıktır. Burada yasama ve yürütme organının tasarruflarının hukuku ve yargıyı ihlal etmesinin önlenmesi değil, aksine, yasamanın ve yürütmenin yasa dışı eylem ve işlemlerinin hukuka uygun hâle getirilmesi çalışmaları yapılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, ne kadar kanun çıkarırsak çıkaralım, ne yaparsak yapalım, şimdi burada Anayasa Mahkemesinin görevleri tanımlanmış. Anayasa Mahkemesinin görevlerinin başında Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı yasaların Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetlemek görevi vardır.
Yine, hem bu kanunda hem de Anayasa’da kimlerin dava açma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Bunlardan bir tanesi de, ana muhalefet olarak ana muhalefetin dava açma hakkı tanınmıştır.
Değerli milletvekilleri, Anayasa madde 36: “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Yani, Anayasa’nın 36’ncı maddesi hak arama özgürlüğü ve hürriyetini tanımlamıştır. Bunu neden okudum? Bunu şu nedenle okudum: Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı yasa eğer Anayasa’ya aykırıysa bunun Anayasa’ya aykırı olup olmadığı iddiasını denetleyecek bir organ Anayasa Mahkemesidir. Anayasa Mahkemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin çoğunluk oylarına dayanarak çıkardığı yasaların Anayasa’ya uygunluk denetimini yapabilmesi için bunun önüne getirilmesi lazım. Anayasa Mahkemesinin önüne getirme hakkı sahibi olanlardan bir tanesi de ana muhalefet partisidir.
Bu hak arama hürriyeti Anayasa’yla güvence altına alınmış ama ne hazindir ki, ne acıdır ki devri AKP döneminde Parlamentonun çoğunluğuna dayanarak Parlamentonun Anayasa’ya aykırı yasa yapması, uluslararası hukuk kurallarına aykırı yasa yapması ayıplanmıyor, Anayasa’ya ve uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak yapılan yasaların, Parlamentonun yaptığı işlemlerin Anayasa’ya uygun olup olmadığının denetlenmesi amacıyla Anayasa Mahkemesine dava açmak, bu devirde Sayın Başbakan ve AKP yöneticileri tarafından ayıplanıyor. Bunu ben çok ilkel bir anlayış olarak değerlendiriyorum. Bunun, çağdaş, gerçekten demokrat bir hukuk anlayışıyla uzaktan yakından hiçbir alakası yok.
Sayın Başbakan ve AKP yöneticileri hak arayanları, dava açanları suçlarken, hak aramanın bir ayıp olduğunu -sözüm ona- topluma sunarken kendilerine karşı yöneltilen eleştirileri dahi hazmedememişlerdir ve kendi kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle her gün yazarlar aleyhine, çizerler aleyhine, siyasetçiler aleyhine adliye kapılarından gelmemektedirler, dava açmaktadırlar değerli arkadaşlarım.
İşte bu hukuk anlayışının bugün Türkiye’de egemen olması, Türkiye’deki bu kötü yönetimin sonuçlarını doğurmaktadır. Dolayısıyla Parlamento ne kadar yasa yaparsa yapsın, ne kadar burada yazarsa, çizerse çizsin bir ülkede eğer bir Başbakan, demokratik hukuk devletinin temel ilkesi olan yasama ve yürütmenin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından, mahkemeler tarafından denetlenmesini hazmedemiyorsa, bunu içine sindiremiyorsa ve bu millî iradenin vesayet altına alınması olarak kabul ediliyorsa orada biz sözün bittiği noktadayız demektir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
88 konuşma daha · 23 Mart 2011