Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)
Genel Kurul, 134. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Temmuz 2010 · 1.945 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Işık (MHP), 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AKKUYU SAHASINDA BİR NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNİN TESİSİNE VE İŞLETİMİNE DAİR İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASI HK. (S.S.538)); konuşma 1.945 kelime.
Alim Işık (MHP, Kütahya). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-isik-23-2010-07-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-rusya-federasyonu-hukumeti-arasinda-t (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinize saygılarımı sunuyorum.
Türkiye'nin çok önemli bir konusunu, maalesef çok boş bir Mecliste tartışmaktan dolayı utanç duyduğumu ifade etmek istiyorum. Bir milletvekiline yarım saatlik yemek molasını çok gören Divanı da bir kez de ben uyarıyorum: Lütfen milletvekiline saygı duyalım ki bu millete saygı duymuş olalım. (MHP sıralarından alkışlar) Ben koşa koşa yemeğimi yiyip geldim, burada kimse yok.
Görüşülmekte olan 538 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Grubum adına hepinize tekrar saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi enerji bir ülkenin geleceği ve gücüdür. Dolayısıyla enerjide güçlü olanlar bugün 10 binlerce kilometre uzaklardan gelip bu enerji uğruna birçok ülkenin topraklarını işgal edebilmekte ve milyonlarca insanı acımadan katledebilmektedirler. Bu da göstermektedir ki dünya gelecekte enerji üzerine kurulacak ve enerji üzerinden bu ilişkiler devam edecektir. Bu bilinçle ve gerçekle gerek artan ülke nüfusumuz gerekse giderek yoğunlaşan sanayimizin talepleri doğrultusunda artan enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla ülkemizin yeni, yenilenebilir ve alternatif enerji kaynaklarına ihtiyacı kaçınılmazdır.
2007 yılında bu konuyla ilgili ilk yasa tasarısı görüşmeleri sırasında da birçok milletvekilinin dile getirdiği gibi enerjinin üretiminde ve çeşitlendirilmesinde nükleer enerjinin de alternatiflerden birisi olduğu konusu herkes tarafından mutabık kalınan bir konuydu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da nükleer enerjiye ve nükleer enerjinin üretiminde kullanılacak santrallere, daha sözlerimin başında, karşı olmadığımızı belirtmek istiyorum ama biraz sonra değineceğim ve belirteceğim konular nedeniyle böyle bir santral anlaşmasına ve böyle bir kanun tasarısına şiddetle karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Yıl 2007, tarih 7 Kasım 2007 Çarşamba, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşimi. O gün, bugünkü Sayın Bakanımız Taner Yıldız bizler gibi komisyon üyesi ve gerçekten o gün için tartıştığımız 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun hakkında yaptığı bir konuşmada -Meclis tutanaklarından ifade ediyorum- “Burada vatandaşlarımıza herhangi bir mesaj verirken net ve anlaşılabilir olmasına özen göstermemiz gerekir. Nükleer santralleri kurmak mı lazım, kurmamak mı lazım, nükleer santralleri kurduğumuzda ülkeye getirisi nedir, sektöre götürüsü nedir, vatandaşlarımız bundan ne kadar müstefit olacak, bunların hepsini bu mesajı net bir şekilde buradan vermemiz lazım.” demiştir. Aynen katılıyorum, harfiyen, şimdi de aynı cümlelerle kendisine ben soruyorum: Bu paragrafta söylediğiniz cümlelerin bugün de arkasında mısınız, cevaplarını bu Meclise ve yüce milletimize buradan açıklarsanız çok memnun olurum diyorum.
Evet, gerçekten net olmak lazım, santrali kurmak gerekiyorsa “kurulmalıdır” demek lazım, nükleer enerjiye “evet” diyorsak burada net görüş belirtmemiz lazım, katılıyorum Sayın Bakana.
Yine, aynı kanun görüşmelerinde, zamanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler Bey -tutanaklardan okuyorum, ilk birkaç önemli ifadeleri var- “Burada ifade etmek istediğim en temel nokta, nükleer santrallerde bildiğiniz gibi güvenlik konusudur. (…) Ayrıca, bilgilendirmek açısından söylüyorum, Türkiye, aslında, nükleer teknolojiyle ilk defa karşılaşmıyor. Türkiye’de, şu anda, 300’ün üzerinde nükleer tesis var, 300’ün üzerinde. Bunların büyük bir kısmı tıbbi nükleer. Yani bunların hepsinde nükleer ürünler kullanılıyor. İki adet, küçük de olsa, reaktör var, bir atık tesisi var, nükleer atık tesisi var ve aynı zamanda da yakıt tesisi var. Yani bununla ilk defa karşılaşmıyoruz.” Sayın Güler söylüyor.
Ayrıca “Bunun dışında şunu da ifade edeyim: Yani, bu Kanun’un peşinden -ki, tabii seyri de budur- eğitim konusuyla ilgili, güvenlik ve denetlemeyle ilgili yasa tasarıları da hazır, bunlar da peş peşe gelecek. Çünkü bunun bir zaman aralığı var. Yani, bu zaman aralığında olayları yakından daha iyi inceleyelim diye bunları biz bölüm bölüm aldık.” diyor Sayın Bakanımız.
Tarih ne zaman? 7 Kasım 2007. Yaklaşık üç yıl önce. Üç yıl geçti aradan, bugün, hâlâ bu konuyla ilgili çok ciddi tartışmaları burada yapacağız. Maalesef, bir arpa boyu yol alınamamış durumda.
Yine, Sayın Bakanın o konuşmasından bir iki cümle daha aktarmak istiyorum, çünkü çok önemli: “Rüzgârda da rüzgâr haritasını yaptık. Evet, göreve geldiğimizde 17 megavattı, rüzgâr santrallerinin toplamı 17 megavattı, biz onu 200’e çıkarttık, 12 kat. Bu, tabii, bizim için yeterli değil. 400 kattır iki buçuk-üç sene içindeki hedefimiz. 8 bin megavatı hedefliyoruz.”
Yıl 2007, yıl 2010; üç yıl geçmiş. Hedef 400 kat, 8 bin megavat hedefliyoruz. Bugün bin megavatı ancak bulabildik. Yüzde 800 sapma. Bir ülkenin Enerji Bakanını düşününüz, iki buçuk yıl önce bir hedef çizmiş ve bu hedeften bugün yüzde 800 sapma göstermişiz. Takdiri yüce Meclise bırakıyorum.
Şimdi, o gün tartıştığımız kanun bugün yürürlükte. 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un ikinci bölümünden, özellikle “Güç Santrallarının Kurulması ile Enerji Üretim ve Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar” bölümünden birkaç maddeyi sizlerle paylaşıp bugünkü anlaşmanın bu yürürlükteki mevzuatla ne kadar çelişkili, ne kadar birbiriyle zıt hükümler içerdiğini ifade etmek istiyorum:
Madde 3, ikinci fıkra: “TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içinde yayınlar.”
Fıkra üç: “Bu Kanuna göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir.”
Ayrıca, yine beşinci fıkrada: “Alınan tekliflerden, TAEK tarafından belirlenen ölçütleri karşıladığı TAEK tarafından belgelenen şirketlerin teklifleri yarışmaya sokulur, bu ölçütleri karşılamayan şirketlerin teklifleri yarışma dışı bırakılır.” ve benzeri gibi ciddi hükümler içeren bölümler var.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bir tarafta, bu yüce Meclisin… Biz o zaman da uyarılarımızı yaptık, katkılarımızı yaptık. Elimizden geldiğince bu Kanun’a katkı vermeye çalıştık ve destekledik eksikleri olmasına rağmen. Nükleer teknolojiyle ilgili herhangi bir girişimi önceden şart koşmamasına rağmen, gelsin yeter ki kurulsun, daha sonra bu nükleer santralle birlikte alınacak eğitimler ileride Türkiye’nin sahip olacağı nükleer teknolojiye katkı yapar düşüncesiyle “evet” dedik ve maalesef o günden sonra gelişen olayları hep beraber yaşadık. Danıştay bu yönetmeliklerle ilgili bazı hükümleri iptal etti; yarışma açıldı, sadece bir Rus katılımlı firma dışında kimse buraya başvurmadı; o da olmadı ve arkasından bugünkü noktaya gelindi.
Söz konusu Kanun’la ilgili yürürlük işlemleri sürdürülürken 20 Kasım 2009 tarihli soru önergemize Sayın Bakanın 4 Ocak 2010 tarihinde verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. “Özellikle, Mersin’de yapılacak santral ve alternatif, Sinop’ta yapılması düşünülen nükleer güç santralleriyle ilgili gelişmeler nedir?” diye sorduğumuz soruya 2008 yılı Mart ayında ilgili yönetmeliğin yürürlüğe konduğunu, bu yönetmeliğin Danıştay tarafından… 20 Kasım 2009 tarihinde TETAŞ Genel Müdürlüğünün Şartnamenin 31’inci maddesine dayanarak yarışmayı iptal kararı aldığını… “Bakanlığımızda ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirme devam etmekte olup nükleer enerjinin arz kaynaklarımıza entegrasyonu süreci yeniden başlayacak ve en kısa sürede sonuçlandırılacaktır. Sinop sahasıyla ilgili olarak, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu koordinasyonunda ilgili kurum, kuruluş ve üniversitelerin katılımıyla, jeolojik, mikro deprem, hidrojeoloji, tsunami, jeofizik, çevresel etütler ile deniz suyu karakteristiğinin belirlenmesine ilişkin çalışmalar tamamlanmak üzeredir.” diye cevap geldi.
Yine, “Bakanlığınızın ‘Nükleer Enerji ve Nükleer Teknoloji Yasası’ hazırlığıyla ilgili çalışması var mıdır? Varsa ne aşamadadır?” diye sorduğumuz soruya da Sayın Bakan, “Nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyona ilişkin tüm faaliyetleri düzenleyen, bu alanda düzenleyici kuruluş olarak görev yapacak ‘Türkiye Nükleer Düzenleme Kurumu’nu kuracak olan ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun görevlerini yeniden belirleyecek olan bir ‘Nükleer Kanun Tasarısı’ çalışması bulunmaktadır. Bu kanun tasarısı Avrupa Birliği ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının nükleer ve radyasyon güvenliği standartları çerçevesinde hazırlanmış olup, 2010 yılı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesi öngörülmektedir.” şeklinde cevap vermiş. Önceki Sayın Bakanımızın da ifadelerini biraz önce sizinle paylaştım, art arda gelecek üç beş tane kanunumuzdan bahsetti. Sayın Bakanımızın da yeni Bakanımızın da ifadesi bu. Yıl 2010, inşallah bu kanunu bir an önce getiririz, nükleer kanun tasarısını önce görüşürüz. Ondan sonra bu hükümlere uygun bir uluslararası sözleşmeyi buraya o zaman getirebiliriz.
Şimdi, ben Sayın Bakana burada açık yüreklilikle söylüyorum: Bu Kabinede en başarılı olmasını istediğim bakanlardan birisi kendisidir çünkü onun başarılı olması Türkiye'nin enerji arenasında başarılı olması demektir, Türkiye'nin dışa giden parasının azalması demektir, Türkiye'nin başka ülkelere bağlılığının azalması demektir. Ama gerek kendisi döneminde gerekse önceki Bakanımız döneminde, 23’üncü Dönemde, maalesef, enerjiyle ilgili ciddi adımları atamayan bir Bakanlık karşımızdadır.
Gece gündüz demedik çalıştık, yenilenebilir enerji kaynaklarında teşvikle ilgili düzenlemeleri öngören kanun teklifini, sonradan yapılan ilavelerle, Meclis gündemine indirdik; bir yılı aşkın süredir bunun kanunlaşması bekleniyor. Bu kanun önde dururken ve Türkiye'nin yerli, yenilenebilir ve alternatif birçok kaynağının desteklemesini öngören bu teklif görüşülmezken, alelacele Rusya Federasyonu’yla yapılan ülkeler arası anlaşmaya dayalı, ihalesiz, rakipsiz, yarışmasız, “Ben verdim oldu.” mantığıyla kaleme alınmış bir anlaşmayı, burada bugün kanunlaştırmaya çalışıyoruz.
Sayın Bakanım, size samimi tavsiyem: Önce bu anlaşmayı çekiniz, gündemde bekleyen ve Türkiye'nin yararına olduğuna inandığımız ve tüm sektör temsilcilerinin dört gözle çıkmasını bekledikleri yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesiyle ilgili kanun teklifini çıkaralım, hemen çıkaralım; arkasından bunu, hatta bundan önce sizin yazılı olarak söz verdiğiniz nükleer kanun tasarısını getirelim, onu çıkaralım, ondan sonra bu Anlaşmayı yeniden tartışalım; tartışmaya gerek kalmayacak çünkü siz o zaman diyeceksiniz ki: Yürürlükteki mevzuata aykırı.
Burada yarışma öngörüyor, rekabet öngörüyor, sizin getirdiğiniz -biraz sonra hükümlerini okuyacağım- bu Anlaşmada hüküm yok, doğrudan alım garantisi verilmiş. On beş yıl süreyle, 12,43 ile 15,33 dolar sent arasında kilovatsaat başına değişen bir fiyat, dünya nükleer enerji fiyatları ortalamasının 2 katı. Karşılığında Türkiye'nin alacağı hiçbir şey yok, ne alacağız belli değil. Eğitim amaçlarıyla kullandırılabilecek ama onun da tüm şartlarını Rusya Federasyonu belirleyecek.
Bu Anlaşmayı, lütfen, geri çekiniz. Bu Anlaşma bu Meclise ve bu ülkeye yakışmıyor. Kesinlikle ve kesinlikle bunun derhâl geri çekilmesi ve bu Mecliste bunun görüşülmemesi gerekiyor.
Şimdi, söz konusu ikili Anlaşmanın bazı maddeleri üzerinde -vakit dar kaldığı için- hızla geçmek istiyorum.
Madde 2: “Taraflar işbu Anlaşma’yı, tüm Türk lisans gereksinimleri de dahil olmak üzere Türk ulusal kanunları, düzenlemeleriyle uyumlu olarak uygularlar.”
Madde 3, birinci fıkra: “Taraflar Proje’yle ilgili olarak işbirliği yaparlar.”
“Söz konusu işbirliği, belirtilenlerle sınırlı olmamak üzere, aşağıdaki hususları kapsar:”
Birçok hüküm getirilmiş, arkasından diyor ki: ”Türkiye Cumhuriyeti’nde nükleer yakıt üreten tesislerin kurulması ve işletimi de dahil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü hakkındaki işbirliği ve teknoloji transferi Taraflarca mutabakata varılacak ayrı koşullar çerçevesinde yürütülecektir.” Nedir Sayın Bakanım bu ayrı koşullar? Buradan başka yerde hangi koşullar görüşülecek? Nedir bu ayrı koşullar? Bunu açıklamanız lazım. “…Taraflarca mutabakata varılacak ayrı koşullar…” Burada yok. Bunlar gelecek.
Madde 4, Yetkili Makamlar: Rus tarafı adına Rosatom şirketi, kuruluşu, Türk tarafı adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Bir tarafta bir kuruluş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarafı Bakanlık.
Sayın Bakan, uluslararası ilişkilerde bir eş değerlik kavramı var. Yani siz oradaki bir TAEK benzeri kuruluşa Bakanlığınızı eş değer mi görüyorsunuz? Yapmayınız Allah aşkına! Bunun mutlaka düzeltilmesi lazım.
Devam… Madde 5, üçüncü fıkra: “Proje Şirketi, Rus Tarafı’nca yetkilendirilen şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak başlangıçta % 100 (yüzde yüz) hisse payına sahip olacak şekilde, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve düzenlemeleri kapsamında anonim şirket şeklinde kurulur.”
Yani, benim ülkemin topraklarında, benim denizim kirlenecek, çevrem kirlenecek, her türlü zararı ben çekeceğim, Rusya yüzde 100 sahip olduğu bir şirket sahibi olacak. Ah, ne güzel anlaşma! Keşke Rus tarafında olsaydı da bu Anlaşmaya biz de onun adına imza atsaydık. Böyle bir şeye nasıl imza atabiliriz Sayın Bakanım! Yüzde 100 Rusya’nın sahip olduğu bir şirkete, Türkiye’de nükleer güç santralini kuracağız ve buna dünya ortalamasının 2 katı fiyatlarda on beş yıl süreyle garantili fiyat alım bedeli vereceğiz. Yok böyle bir şey! Bunun karşılığında Türkiye ne aldığını mutlaka bu yüce Mecliste açıklamak durumundadır, ilgililerimiz bunu bize açıklamak durumundadır.
Evet, “Yedi yıl içerisinde tamamlanacak, bir yıl içerisinde işlemleri Türk tarafı bitirecek…”
Sayın Bakan, önceki dönemde siz rekabete, yarışmaya girecek firmalara her türlü sıkıntıyı Bakanlık olarak biz çözeceğiz garantisini verseydiniz, şimdiye kadar da Türkiye 9; 9,5; 10 dolar sente mal edebileceği bir nükleer enerji güç santraline kavuşmuş olsaydı bu ülke ne kaybederdi? O gün vermediğiniz garantiyi şimdi veriyorsunuz, diyorsunuz ki: Siz hiç karışmayın, biz her şeyinizi halledeceğiz. Geleceksiniz siz bir yıl içerisinde bunu kurmaya başlayacaksınız, ilk üniteyi de yedi yıl sonra bize teslim edeceksiniz. Yani 2017-18’de muhtemelen 1’inci ünite devreye girecek, 4 ünite, her biri 1.200 megavatlık ve ardındaki üniteler de birer yıl süreyle devam edecek, 2017 ile 2020 yıllarında nükleer enerjiyi kullanmaya başlayacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 14 Temmuz 2010
