İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 118. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 118. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Haziran 2005 · 1.352 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 25 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.352 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 951 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunuyla ilgili tasarının 7 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, getirilen tasarının genel gerekçesinde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının gerçekleştirilmesi, hâkimlerin adil olarak yargılanmaları, hâkimlerin özlük hakları ve görev sürelerinin güvence altına alınması, iş yüklerinin azaltılması ve yeterli sayıda hâkim çalıştırılması ve benzeri konularda iyileştirme yapılması amacıyla işbu tasarının getirildiğinden söz edilmektedir. Özet ifadeyle, yargının işleyişinde etkin, adil ve seri bir yapılanmayı sağlamak amacı, getirilen bu tasarının temel amaçları arasında görülüyor.

Peki, değerli arkadaşlarım, bu yapılanmayı sağlayacak olan kim; bu yapılanmayı sağlayacak olan tereddüt yok ki bizleriz, yani, yasama organı.

Değerli arkadaşlarım, yargıçların özlük haklarının ve güvencelerinin gerçekleştirilmesini herhalde muhalefet olarak en çok biz istiyoruz. Siyasî iktidarın hukukî denetim altına alınması için en başta buna ihtiyaç olduğu, yani, hukukî denetime ihtiyaç olduğu gayet açıktır.

Getirilen tasarı bu anlam ve kapsamda neye hizmet ediyor; bunu sormamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Bu amaca yönelik olarak görünür ve sınırlı birtakım düzenlemeler yapıp, öbür taraftan ise kadrolaşma yoluyla yargıyı en az yirmi yirmibeş yıl ipotek altına almaya yönelik bir amaç ve düzenleme söz konusu ise, burada, herhalde uzlaşma içine girilmesi hiçbir şekilde söz konusu olamaz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, geldiğimiz noktada, siyasî iktidarın yargıyla ilgili hususlardaki temel anlayışını halen anlayabilmiş değiliz. Bu konudaki uygulama süreci nasıl olacak, bu, halen belirlenmiş değil. Bu sorunları, yargının sorunlarını gerçekten çözmek mi istiyoruz; yoksa, birtakım mevcut güç odaklarının, sosyal ve ekonomik güç odaklarının siyasî iktidarların talep ve yönlendirmelerine mi hizmet ediyoruz? Sorunlara esaslı çözümler mi getiriyoruz; yoksa, güncel ve yüzeysel sonuçlarla kamuoyunu oyalamaya devam mı ediyoruz?

Değerli arkadaşlarım, yargıda, hâkim ve savcı eksikliğinin ve ağır bir iş hacminin bulunduğu bir gerçek. Bunu, uzun boylu tartışmaya gerek yok. Yargının öncelikli ve acil sorunları sadece bundan mı ibaret? Sorunun, yargıç, savcı eksikliği ve iş hacminden ibaret olmadığını, sağduyu sahibi olan herkes kabul ve takdir eder.

Sorun şu, değerli arkadaşlarım: Neden, yargıda yapısal değişimi sağlayacak süreci başlatmıyoruz? Neden, statükocu yapıyı ısrarla korumaya ve kurumsallaştırmaya çalışıyoruz? Sorunun esası burada düğümleniyor. Siyasî iktidar olarak, hukuka egemen olma, hukuku kontrol altında tutma iradesinden neden vazgeçmiyoruz? Neden, hukuk devleti yapılanmasındaki temel kavramları saptırmaya devam ediyoruz?

Değerli arkadaşlarım, bir siyasî iktidarın hukuk devletinin gerçekleşmesini -burada önemle ifade ediyorum: Hukuk devleti derken, yargıçlar devletinden söz etmiyorum, yargıçlar devletini kastetmiyorum; bunu, konuşmamın ilerleyen bölümlerinde, daha alt başlıklarıyla açıklayacağım- bu değişimi gerçekten isteyip istemediğinin temel ölçüleri nedir? Bunlardan söz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, hayalci ve ayakları yere basmayan değerlendirmeler yapmayacağım. Demokrat olmak kaygısı, demokrat olmak görüntüsü ve amacıyla, toplumsal gerçekleri gözardı etmeden, demokrat görünme kompleksi içine girmeden gerçekçi bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hukuk devleti yapılanmasında Türkiye'nin yaşadığı temel sorun, yargı ve yargıcın bürokratlaşmasıdır. Bu süreci değiştirmediğimiz takdirde, yapısal bir değişimi gerçekleştirmek söz konusu olamaz. 1982 Anayasasının, faşist bir anayasanın yaratmış olduğu en büyük tahribat, yargı ve yargıcın bürokratlaşması sürecidir değerli arkadaşlarım. Yargı ve yargıcın bürokratlaşması sürecini değiştiremediğimiz takdirde, bu yolda bir çaba içine girmediğimiz takdirde, yargıya müdahale ortamını sağlayacak altyapıyı da hazırlıyoruz demektir. Yargının bürokratlaşması demek, yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatının ihlali demektir değerli arkadaşlarım.

Bürokratik yapının olduğu yerde, doğal olarak, siyasî otoritenin söylemi etkili olur, yürütme organının söylemi etkili olur. Bu sebeple, yargıya müdahale ortamı ve şartların doğması, siyasî iktidarların işine gelir; bu, işin toplumsal gerçeğidir, bu, işin felsefî gerçeğidir ve sosyolojik gerçeğidir. Bu, geçmişte de böyle oldu değerli arkadaşlarım; ancak, bugün ise, bu müdahale süreci, geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde, çok daha ileri boyutlara ulaştı.

Yargıya müdahale sonucunu yaratan bu sebepleri ortadan kaldırmadan, hukuk devletini inşa etmemiz söz konusu olamaz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, güncel olduğu için anlatmak gereğini duyuyorum: Bu müdahale sürecinin, bugün, diğer birtakım özelleştirme işlemlerinin yanında, Seydişehir Eti Alüminyum tesislerinin işletilmesiyle ilgili yargılama sürecinde de yaşandığını üzülerek ve endişeyle görüyoruz. Bu müdahale süreci, hemen ve önemle ifade ediyorum, elbette, doğrudan olmamaktadır, değişik yol ve yöntemlerle yapılmaktadır. Hukukdışı ilişkiler iddiasıyla gelişen ve yasama denetiminin ihlali ve engellenmesi pahasına gelişen bir süreçten sonra yapılan Seydişehir Eti Alüminyum tesisleri olayından söz ediyorum. Olay, bir birbuçuk ay evvel yargıya intikal ediyor. Sayın Başbakan ve Sayın Maliye Bakanı, gerek Grup konuşmalarında ve gerekse basına verdikleri demeçte, bu özelleştirme işleminin kendilerince haklılığını ve zorunluluğunu anlatıyorlar. Bu anlatımı yaparken de hem Anayasanın 138 inci maddesini ihlal ediyorlar hem de gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmaktan kaçınmıyorlar.

İşte, değerli arkadaşlarım, bu süreç, tipik anlamda yargıya müdahale unsurlarını içeren bir süreçtir. Biz, elbette, Sayın Başbakanın, Sayın Maliye Bakanının yaptığı yanlışları burada yapmayacağız; burada, yargılama aşamasına intikal eden bir süreç olduğu için, o özelleştirme işleminin doğruluğu, yanlışlığı, haksızlığı veya yerinde olup olmadığı noktalarında bir görüş ifade etmeyeceğiz; onu, yargılama mercilerini, yargı yetkisini etkilemeyecek şekilde, usulü dairesinde, yeri geldiği zaman ayrıca ifade edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, her yargıç ve mahkeme bu söylemlerden etkilenir demek istemiyorum; ama, şunu çok açık olarak ifade ediyorum ki, bu söylemlerden ve gerçeği yansıtmayan değerlendirmelerden etkilenecek olan yargıç ve mahkemeler de, maalesef, olacaktır. Bu, biraz evvel anlattığım yargı ve yargıcın o bürokratlaşması vakıasının kaçınılmaz bir sonucudur.

Peki, değerli arkadaşlarım, niye ve neden olacaktır, niye bu süreç kaçınılmazdır; yani, bürokratlaşan yargının, bürokratlaşan yargıcın dış müdahalelere açık olması, hukukdışı müdahalelere açık olması neden kaçınılmaz olacaktır; bunları, biraz sonra, yine, ayrıntılı olarak anlatacağım, anlatmaya devam edeceğim.

Bakın, bunu yaptığımız zaman ne oluyor biliyor musunuz değerli arkadaşlarım, bir örnek vereceğim. Bunu, dokunulmazlık dosyaları sebebiyle, dört beş haftadır hep anlatıyorum, yeri geldiği için, bağlantısı sebebiyle bir defa daha anlatacağım.

5 tane dokunulmazlık dosyasından söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Bu 5 dokunulmazlık dosyasında hazinenin doğmuş olan 400 000 000 dolarlık zararından söz ediyorum. Bunları isim vererek, dosya ismi vererek, her dosyadaki uğranılan zararı ifade ederek anlatıyorum ve İçişleri Bakanlığı bürokratlarını, Maliye Bakanlığı bürokratlarını, ilgililer hakkında tazminat davaları açmaları noktasında uyarıyorum; Maliye Bakanı ve İçişleri Bakanının kanunsuz emirleri olsa da, bürokratlar olarak siz bu davaları açmak zorundasınız diyorum. Aslında, bu aşamada, hukuk devletlerinde artık olması gereken nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; işte, o bürokratlaşan yargı olmadığı takdirde, böyle bir süreç olmadığı takdirde; yani, işleyen bir hukuk mekanizması olduğu takdirde, artık, devreye siyasîler girmiyorsa, İçişleri Bakanı ve Maliye Bakanı üstlerine düşen görevi yapmıyorsa, Adalet Bakanının doğrudan veya dolaylı olarak, bu olayı, şu andaki mevzuata göre, Teftiş Kurulu nezdinde dile getirmesi gerekir; çünkü, çok iyi biliyoruz ki, Teftiş Kurulu Adalet Bakanının emrinde görev yapan bir kurumdur.

Tekrar ifade ediyorum, ortada 400 000 000 dolarlık bir hazine zararı var. Uyarılarımıza rağmen davalar açılmıyor. Savcılık makamı nerede değerli arkadaşlarım? Bu savcılar nerede değerli arkadaşlarım? O savcıların idarî anlamda bağlı olduğu ve yine idarî anlamda bakan emrinde görev yapan, yasadaki ifadesiyle söylüyorum, bakan emrinde görev yapan o teftiş kurulları nerede? Niye bu davalar açılmıyor, niye bu davaların açılması süreci işletilmiyor? Bunları soruyoruz, cevap alamıyoruz. Aslında, bu soruların cevabı, biraz önce yaptığım açıklamaların içinde yatıyor. İşte, o yargı ve yargıcın bürokratlaşması dediğimiz olayın esası bu, değerli arkadaşlarım. Yargı ve yargıcı bürokratlaştırma sürecini böylesine acımasızca geliştirdiğimiz zaman bunun sonucu nedir; bunun sonucu, yargının işlevini kaybetmesidir, yargının fonksiyonu yitirmesidir. Türkiye'de, maalesef, bu süreç, hızlanarak artmaktadır değerli arkadaşlarım.

Ben, tekrar ifade ediyorum; yeri geldiği için ifade ediyorum; Adalet Bakanının şahsında, Teftiş Kurulunu göreve davet ediyorum; bu hazine zararını tazmin noktasında göreve davet ediyorum; bu mekanizmayı işletmesi için. Bu mekanizmayı bu devlet yapısı içinde birilerinin işletmesi gerekiyor. Size bir vakıadan söz ediyorum; 400 000 000 dolar; isim veriyorum, dosya veriyorum, adres veriyorum; dördüncü, beşinci defadır Genel Kurulda anlatıyorum değerli arkadaşlarım.

İçişleri Bakanına soru önergesiyle soruyoruz, Sayın İçişleri Bakanı "efendim, ilgili şahıslar beraat etmiştir, onun için, benim yapacağım bir iş yoktur" diyor.

Sayın Bakan, yanlış konuşuyorsunuz, görevinizi yapmıyorsunuz; orada beraat etmiş olanlar olabilir; ama, mahkûm olanlar da var; mahkûm olanlar da var değerli arkadaşlarım.

ZEYİD ASLAN (Tokat)Kim?! Kim?!

ATİLLA KART (Devamla )Albayraklar Grubu değerli arkadaşlarım; mahkûm olmuşlar, 4. Ağır Ceza'da mahkûm olmuşlar, 363 üncü maddeye muhalefetten; yani, ihaleye fesattan mahkûm olmuşlar.

Bunun dışında, bu cezaî sorumluların dışında, hukukî sorumluluğu olanlar var diyoruz, isim veriyoruz, sıfat veriyoruz. Çok iyi biliyoruz ki, cezaî sorumluluk ile hukukî sorumluluk farklıdır değerli arkadaşlarım; bunların unsurları farklıdır.

ZEYİD ASLAN (Tokat)Konuyla ne ilgisi var?!

ATİLLA KART (Devamla )Niye bu mekanizmayı işletmiyoruz, neden işletmiyoruz? Neden, neden cezaî mahkûmiyete rağmen, Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesindeki o ek dava açma süresi geçmiş olmasına rağmen...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 25 Haziran 2005

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook