İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 118. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 118. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Haziran 2005 · 1.451 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 25 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.451 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Hâkimler ve Savcılar Kanunuyla ilgili tasarının 8 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada getirilen tasarının esası ve özü, hep ifade ettiğimiz üzere, sonuçta hukuk devletini inşa etme amacına yönelik bir tasarı; bu iddiadaki bir tasarı. Bu değişimi nasıl yapacağız, bu yapısal değişimi nasıl gerçekleştireceğiz; sorunun esası bu, tartıştığımız konunun esası ve özü bu.

Bakın, değerli arkadaşlarım, tabiî, bunun tartışılmayacak boyutu, elbette ve öncelikle, nitelikli hukuk eğitimi ve meslekî eğitim; buradan başlıyor. Ancak, kabul etmek gerekir ki, bu süreç, bir anda gerçekleşebilecek bir süreç değildir. Ben, bu aşamada daha pratik şeylerden söz edeceğim değerli arkadaşlarım. Bu işin, yani, hukuk devletini inşa etme işinin, kolluk yapılanmasından başladığını açıkça itiraf etmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Kolluk yapılanmasında ise onbeş yıl içinde, onsekiz yıl içinde oluşan kıdem ve liyakati esas alan, bunları gösteren resmî belgeleri bir tarafa bırakıp, tamamen, sübjektif ve siyasî ilişkiler içinde olunduğu takdirde, hukuk devleti yapılanmasının birinci ayağını sakat inşa etmiş oluruz değerli arkadaşlarım. Kolluk güçlerinin yetkilerini daha da artıralım; burada bir saplantı içinde değiliz, bir önyargı içinde değiliz. Kolluk güçleri de yargının gerçeğe uygun olarak işlemesi için en önemli temel ayaklardan birisi; bunu hep ifade ediyoruz. Onun için, kolluk güçlerinin yetkisini daha da artıralım; ancak, idarî ve yasal yönden de savcı denetimine tabi tutalım; yani, hukuk denetimine tabi tutalım. Böylece, yürütme organının müdahalesinden uzaklaştıralım. Bunun yanında, elbette kolluk yapılanmasındaki niteliksiz kadrolaşmaya son verelim.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu mesleğin içinde olan, bu uygulamanın içinde olan ve gerçekten objektif bir çalışma içinde olan uzmanların hazırladığı bir bilgi notundan söz etmek istiyorum. Aynen o bilgi notundaki ifadelerle aktarıyorum: "Mevcut hâkim ve cumhuriyet savcısı kadroları karşısında, yargı hizmetlerinin aksatılmaması için emniyet müdürlükleri içerisinde yargı hizmetlerinde görev yapacak donanımlı ve emniyet müdürünün gözetiminde veya emniyet mensuplarının hak ve yetkilerini taşıyan, yeni oluşturulacak, bu şekilde oluşturulacak ve doğrudan Adalet Bakanlığına bağlı, yargı hizmetlerine münhasır olmak üzere, adlî kolluğun teknik donanıma kavuşturularak, savcının, idarî ve yasal yönden denetimine tabi olması. Bunu yapamadığımız takdirde, tekrar ifade ediyorum, kolluk yapılanmasında ve adlî hizmet yapılanmasında sağlıklı bir hiyerarşiyi sağlamamız mümkün olamaz.

Bakın değerli arkadaşlarım, bu hükümet döneminde bu noktada temel yanlışları gördüğümüz gibi, ben daha ötesini ifade etmek istiyorum. Sağlıklı ve etkin bir yargılama yapılabilmesi için idarenin, yürütme organının emniyet ve adlî tıp aşamalarında delil toplama sürecine müdahale etmemesi gerekir; ancak ve maalesef, kolluk yapılanmasındaki kıdem ve liyakat esası ihlal edilmekten öte altüst edildiği gibi, adlî tıp kurumuna uzanan ve teknik nitelikteki bir kurumda niteliksiz kadrolaşmaya yol açan süreç ve uygulamalar karşısında hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın hâkimlik ve savcılık mesleğinin verimli olmasını bekleyemezsiniz. Gerçekçi olmak adına bu tespitleri yapmamız ve sürdürmemiz gerekiyor.

Bakın, tekrar ifade ediyorum, hukuk devleti yapılanmasında değişimi sağlayacak birinci ayak, kolluk yapılanmasında kıdem ve liyakati esas alan, adlî tıp ve benzeri kurumlara müdahaleyi engelleyen bir yaklaşım ve uygulamadan geçer. Kolluk yapılanmasında bunu gerçekleştiremediğimiz zaman, asliye ceza ve özellikle ağır ceza mahkemeleri, aradan bir yıl geçtikten sonra, birbuçuk yıl geçtikten sonra kalkarlar, fiilen yeniden hazırlık soruşturması yapmak isterler, bu ihtiyacı duyarlar; oysa, ortada toplanacak delil kalmamıştır. Böyle bir kısır döngünün içine girmesi kaçınılmazdır yargının. Bir taraftan yargılama faaliyeti yapıyorsunuz, yargılama faaliyeti aşamasında hazırlık soruşturması yapmak gereğini duyuyorsunuz. Bu, takdir edersiniz ki, bir kısır döngüdür değerli arkadaşlarım. Bu kısır döngü içinde, toplum, adaletin gerçekleştirileceği beklentisi içine sokulur; ama, bütün bu beklentiler, maalesef, boşunadır. İşte bu süreç ve 1982 Anayasasıyla doğmuş olan bürokratik yapı, yargının iflası ve tıkanmasıdır. Bu bürokratik yapı içinde üzücü ve düşündürücü olan bir diğer husus, savcılık makamı da, âdeta ve maalesef, yetki ve sorumluluk üstlenmekten kaçınır hale gelmiştir. Olayın bir diğer gerçekçi boyutu da budur değerli arkadaşlarım. Zira, fiilî durum içerisinde hazırlık soruşturmasına savcı, savcılık makamı hâkim olamamakta, bunun sonucu olarak da sorumluluk üstlenmekten kaçınan bir anlayış ve uygulama içine girmektedir. İşte bu anlayış ve uygulamanın mutlaka yıkılması, mutlaka kırılması gerekmektedir. Öncelikle, siyasî iradenin bu anlayışı yıkması ve olayı emniyet-adliye çekişmesinin ve üstünlük arayışının dışına çıkararak, savcının hâkimiyetini hukuk adına uygulamaya sokması gerekmektedir. Savcının çalışma düzeninde etkinliği ve sekreteryayı geliştirecek altyapı birimlerinin kurulması gereği, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Bu anlattığım süreç -tekrar ifade ediyorum- olayın birinci ayağıdır.

Değerli arkadaşlarım, olayın ikinci ayağı ise, yargıcı memur olarak görmek anlayışından vazgeçmekten başlar. Değerli arkadaşlarım, önemle ifade ediyorum; yargıç memur değildir, yargıç hiyerarşik yapı içerisinde görev yapmaz, yargıcın ast ve üstü yoktur; yargıç, bağımsız görev yapar, hukukla bağlıdır, kimseye tabi değildir. Özlük hakları, görev yerleri ve görev süreleri, görev bağımsızlığı konularında yargıcın teminatı vardır, teminatlarının olması gerekir. İşte, öncelikle siyasî irade olarak, yürütme organı olarak buna inanmanız gerekiyor. Yargıcın memur olmadığını, apayrı bir statüsü olduğunu, siyasî iradenin diğer bürokratik kademelere bunu anlatması gerekiyor. Siyasî iradenin, bu tavır ve kararlılığını ortaya koyması gerekiyor.

Elbette, değerli arkadaşlarım, yargıç dokunulmaz değildir. Yargıç olmak, imtiyazlı olmak anlamına gelmez, yargıcın da hesap vereceği mekanizmalar olacaktır. "Yargıçlar devleti" anlamında bürokratik yapıya elbette yol açılmamalıdır.

Meslek taassubu ve hâkimiyetine yol açılmadan, kıdem ve liyakati esas alan, teknik ve objektif bir yapılanmayı esas alan bir değişimi ve içdenetimi gerçekleştirmek gerekmektedir, bir otodenetim mekanizmasını gerçekleştirmek gerekmektedir. Türk yargı sisteminde -kıvançla ifade ediyorum- bu anlattığımız mekanizmayı gerçekleştirecek altyapı birikimi mevcuttur. Yeter ki, bu birikimi -siyasî müdahale demiyorum, siyasî müdahaleyi de içine katacak şekilde ifade ediyorum- dış müdahalelere maruz bırakmadan, bu altyapı birikimini yerinde ve gereğince değerlendirelim, kullanalım.

Bunun ilk adımı ise, değerli arkadaşlarım -hep ifade ediyoruz, her aşamada ifade ediyoruz- Hâkimler ve Savcılar Kurulu yapılanmasının değişmesi, malî ve idarî özerkliğinin sağlanması, Teftiş Kurulunun Adalet Bakanının emrinden çıkarılması, idarî yargıdaki -yüzde 75 denildi ama hayır; soru önergesine cevaptaki Sayın Kılıç yüzde 75 olarak ifade etti; ben, soru önergesine verilen cevaptan aktararak ifade ediyorum- yüzde 80'e ulaşan hukukçu olmayan yargıç yapılanmasının, artık, yasal olarak, yasal düzenlemeyle engellenmesi ve nihayet, yargıç alımındaki sınav yöntemlerinin objektif esaslara bağlanması. Temel yapılanmalar, yapısal değişimi gerçekleştirecek uygulamalar ve unsurlar buralardan geçer değerli arkadaşlarım. Bakın, burada, hemen şu ifade ediliyor, hemen şu ortaya getiriliyor: "Efendim, biz, siyasî iradeyiz; neden biz bu oluşumların içinde bulunmayalım?" İşte, olayın hassasiyeti burada değerli arkadaşlarım. Bunları yapmak, bu dediğim mekanizmaları yapmak, siyasî iradeyi dışlamak anlamına gelmez. Siyasî irade yargı, yürütme, yasama dengesinin işlerliğini ve verimliliğini sağlamak istiyorsa bunları yapmak zorundadır. Bunu yapmaya yanaşmadığınız zaman, çok açık ifade ediyorum, bunun anlamı "ben, yürütme olarak, siyasî iktidar olarak yargının alanını ve uygulamalarını kontrol altında tutmak istiyorum" demekten başka bir anlama gelmez.

Değerli arkadaşlarım, gelinen bu ikinci ayakta, maalesef, yapılan uygulamalarla, yapılmak istenilen uygulamalarla, işte bugün getirilen tasarının özüyle de, statükocu yapının ısrarla ve kararlılıkla devam ettirilmek istenildiğini; daha da ötesi, bu statükocu yapının kurumsallaştırılmak istenildiğini üzüntüyle görüyoruz, kaygıyla görüyoruz. Yürütme organı -tekrar ifade ediyorum, önemle ifade ediyorum- maliye bürokrasisi ile yargı mensupları arasındaki, idarî yargı ile adlî yargı arasındaki, Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasındaki, idarî ve adlî yargı ile askerî yargı arasındaki meslekî çekişmeleri ve statü kavgalarını ustalıkla ve maharetle kullanmaya devam ediyorsa, orada, hâkimlik ve savcılık mesleğinin işleyişinde -daha doğru bir ifadeyle- hukuk devleti yapılanmasında değişimi sağlamanız mümkün olamaz. Bunların adını çok açık bir şekilde, çok dürüst bir şekilde, çok net bir şekilde, kavram saptırmalarına girmeden ortaya koymamız gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Bu değerlendirmelerimden sonra, bir başka konuya girmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Bakın, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun sicillere ilişkin 23 üncü maddesinin birinci fıkrasını değiştirdik. Böylece, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararında sözü edilen şu düzenlemeyi yapmış olduk; onu, kısaca ifade etmek istiyorum: "Hüküm verme süreci içerisinde hâkimler; bağımsız olmalı ve her türlü çevreden, her türlü nedenle, doğrudan veya dolaylı olarak gelebilecek müdahalelerden, tehditlerden, baskılardan, teşviklerden, uygunsuz etkilerden ve sınırlamalardan uzak biçimde hareket edebilmelidir. Hâkimler, davalarının esası hakkında, yargı organları dışında, hiç kimseye rapor vermek zorunda bırakılmamalıdır" şeklinde belirtilen hükümle uyumlu bir düzenleme yapılmak istenilmiştir; yani, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına uygun bir düzenleme yapılmak istenmiştir. Aslında, bu düzenleme, Anayasamızda ifadesini bulan bağımsızlık ilkesinin de bir gereğiydi. Öte yandan, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5235 sayılı, bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen kanun hükümleri uyarınca, bu mahkemelerde görev alacak cumhuriyet savcıları hakkındaki sicil fişlerinin kimler tarafından düzenleneceği de, böylece, yeni bir düzenleme altına alınmış durumdadır.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme, yukarıda çerçevesini anlattığım bu düzenleme, yine, biraz evvel açıkladığım gerekçelerle, doğru, gerekli ve yerinde olan bir düzenlemedir. Hükümeti, bu noktada kutluyorum.

Bu arada, yeri gelmişken, iki yıl içerisinde kurulması söz konusu olan bölge adliye mahkemelerinin kuruluşuyla ilgili ve hangi bölgelerde kurulacağıyla ilgili çalışmaların hangi aşamada olduğu konusunda, kamuoyunun, net bir bilgiye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, tamamlayın konuşmanızı.

ATİLLA KART(Devamla)Son cümlemi ifade ediyorum Sayın Başkanım.

Kamuoyunun, bölge adliye mahkemelerinin kuruluşu konusunda net bir bilgiye sahip olmadığını; bu sebeple, bu mahkemelerin kendi illerinde kurulması konusunda, iller arasında âdeta bir yarışın olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bu konudaki değerlendirmelerimi de, müteakip maddelerde Genel Kurulla paylaşmaya devam edeceğim.

Bu değerlendirmelerle, Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 25 Haziran 2005

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook