2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(başbakanlık,mit müsteşarlığı,mgk genel sekreterliği,atatürk kültür,dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı)ikinci tur
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 32. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Aralık 2005 · 950 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ayşe Gülsün Bilgehan (CHP), 15 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.(BAŞBAKANLIK,MİT MÜSTEŞARLIĞI,MGK GENEL SEKRETERLİĞİ,ATATÜRK KÜLTÜR,DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI)İKİNCİ TUR); konuşma 950 kelime.
Ayşe Gülsün Bilgehan (CHP, Ankara). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(başbakanlık,mit müsteşarlığı,mgk genel sekreterliği,atatürk kültür,dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı)ikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayse-gulsun-bilgehan-22-2005-12-15-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-basbakanlik-mit-mustesarligi-mgk-g (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2006 yılı bütçesi üzerindeki Cumhuriyet Halk Partisi görüşlerini sunmak için söz aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, kuşkusuz, son ikiyüz yılın en büyük liderlerinden olan Mustafa Kemal Atatürk, bütün Türk Milletine mal olmuş büyük bir kahramandır. Bizim kahramanımız olduğu kadar sizin de kahramanınızdır. Türk Milleti asil ve vefalı bir millettir, kendisine hizmet edenleri unutmaz. Ancak, kurucusu olduğu parti için, biz, Cumhuriyet Halk Partililer için Atatürk'ün adını taşıyan her kurumun özel bir önemi vardır. Bu önem, Büyük Atamızın vasiyeti de söz konusu olunca, daha da artmaktadır; çünkü, gerek Türk Dil Kurumu gerekse Türk Tarih Kurumu, Atatürk'ün, kuruluşlarını kişisel olarak gerçekleştirdiği, çalışmalarına büyük emek verdiği ve geleceklerini Cumhuriyet Halk Partisine emanet bıraktığı kendi eserleridir.
Türk Milletinin büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine içten inanmış olan Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için, önce, tarihini iyi bilmesi ve onu inanılır kaynaklardan araştırarak, doğru öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Atatürk'ün isteği doğrultusunda, Türk tarihini incelemek ve elde edilen sonuçları dünyaya yaymak amacıyla, 16 üye tarafından 15 Nisan 1931'de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adı altında kurulan kurum, 3 Ekim 1935'de Türk Tarih Kurumuna çevrildi. Atatürk, kurumun çalışmalarına başından itibaren önderlik etmişti. Onun döneminde tarih kongreleri düzenlenmeye başlandı ve uluslararası bir nitelik de kazanarak, bilim dünyası içinde önemli bir yer aldı.
Gene, aynı şekilde başlatılan dil devrimi sürecinde, Atatürk, 1932'de, dili sadeleştirmek amacıyla, Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurdurdu. Kuruluşundan kısa bir süre sonra, Türk Dil Kurumu adını alan bu derneğin çalışmalarına da kişisel olarak katıldı ve Türk dilinin Arapça, Farsça gibi yabancı sözcüklerden arındırılması için gayret etti. Böylece, 1932'den önce yazı dilinde yüzde 35-40 civarında olan öz Türkçe sözlük kullanımı yüzde 75-80'lere çıktı.
Değerli arkadaşlarım, Atatürk, bir yurttaş olarak, malvarlığını kimlere ve hangi ölçülerde bıraktığını ölümünden kısa bir süre önce yazılı olarak hazırladığı ve Beyoğlu 6 ncı Noterine bıraktığı 5 Eylül 1938 günlü vasiyetnameyle belli etmiştir. Bu vasiyete göre, Büyük Önder, mirasının bir bölümünü, kültür devriminin oluşturulması ve geliştirilmesi için kurdurduğu bu iki kuruma verilmek üzere Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Bu iki kurum, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumudur.
Ancak, Atatürk, yaşamı boyunca çalışmalarına yön verdiği, koruyup, kolladığı bu iki derneği; yani, sivil toplum örgütünü, hiçbir zaman, bir resmî devlet dairesi olarak düşünmemiştir, tam tersine, bundan kaçınmış, devlet örgütünün dışında, halka açık olarak çalışmalarını sürdürmelerine olanak sağlamıştır. Dil Kurumunun üyelerinin yaklaşık üçte 1'i dil bilimcilerden, üçte 1'i dili özgün kullanan yazar ve ozanlardan, üçte 1'i de öğretmenlerden oluşmaktaydı. Yine, aynı şekilde, Tarih Kurumunda da bağımsız tarihçiler çalışırdı.
Oysa, sayın milletvekilleri, 12 Eylül rejimi, bildiğiniz gibi, Atatürk'ün üzerine titrediği bu kurumların niteliğini ve konumunu tamamen değiştirmiştir. Öncelikle, bugün bütçesini görüştüğümüz ve 1983 yılında, Anayasanın 134 üncü maddesince, Başbakanlığa bağlı hale getirilen Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının, Atatürk'ün vasiyetine aykırı bir şekilde kurulduğunu ve bir Anayasa değişikliği yapılarak, bu yanlışlığın düzeltilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 22 nci Dönemde, ortak demokratikleşme hedefimiz doğrultusunda, Parlamento olarak, önemli adımlar attık ve yasalarımızı daha çağdaş düzeylere getirdik. Aynı doğrultuda, Atatürk'ün vasiyetine saygının gereği, bu değişimi de birlikte gerçekleştirmeliyiz; bu, kutsal bir görevdir. Yoksa, bugünkü yasal konumu çerçevesinde de olsa, tabiî ki, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu gün geçtikçe önem kazanmakta ve sorumluluk yüklenmektedir. Kurumların başında kişisel olarak da yüksek niteliklerini takdir ettiğim değerli uzmanlar bulunmaktadır; önemli çalışmalar üstlenmektedirler.
Özellikle Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, geçen yıl, Ermeni meselesi konusunda girdiği atakla, halkımızdan övgü toplamıştır. Bakın, 2005 yılında 15 kitap yayımlamışlar; bir kısmı İngilizce ve Fransızca, çoğu Ermeni olaylarına ışık tutan konular üzerinde.
Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu katıldığı toplantılarda yaptığı cesur çıkışlarda izledik, kendisini kutluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ne yazık ki, bu konuda yapılan çalışmalar, bütün son gayretlere ve girişimlere rağmen, dünyada son derece zayıf kalmaktadır. Ermeni meselesinde, dışarıda, gerçeklerimizi hâlâ duyuramıyoruz ve yayamıyoruz. Biz, dış komisyonlarda görevli milletvekilleri, Ermeni olaylarıyla ilgili Türk tezlerini sunan yabancı dilde yayın bulmakta zorlanıyoruz.
Artık, iletişim ve basın-yayında hızlı bir dönem yaşanıyor. Bazen kısa, öz, kolay izlenen modern iletişim araçları daha fazla işe yarıyor; yani, CD'ler tarzında. Yabancı televizyonlar ve gazetelere özgün kaynaklar, bilgiler sunmak gerek.
Hedefimiz olan Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde de Türkiye'nin büyük tanıtım zorlukları bulunuyor. Avrupalılara çağdaş, laik, demokratik bir ülke olduğumuzu gösteremiyoruz, gelenek ve göreneklerimizi ve özelliklerimizi doğru olarak anlatamıyoruz. Bu konularda da kuruma büyük görevler düşmektedir.
Tarih Kurumunun yayınları eskiden büyük ilgiyle izlenirdi. Örneğin, adını Atatürk'ün koyduğu Belleten, Türk tarih biliminin sesini dünyada duyuran saygın bir yayındı; bugün ne kadar etkili bilemiyorum.
Kurumun kütüphanesi örnek gösterilirdi; hâlâ o kadar zengin midir?
Tarih Kurumunun 1967'de taşındığı binası, 1980 yılında, Uluslararası Ağa Han Mimarî Ödülünü kazanmıştır. Bu yapı özgün haliyle korunmakta mıdır?
Aynı şekilde, değerli milletvekilleri, Atatürk'ün 1931 yılında Adana'da belirttiği gibi -kendi sözlerini aktarıyorum- "milliyetin çok belirgin özelliklerinden biri de dildir. Türk Milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Bu gerçek, tabiî, günümüzde, bireysel kültürel haklara saygı duymamızı da engellememektedir.
Türkçe, bugün, yeryüzünde konuşulan ortalama 4 000 dil arasında en fazla ve en yaygın konuşulan yedinci dildir ve 200 000 000'un üzerinde insan tarafından konuşulmaktadır. Atatürk'ün, Ruşen Eşref, Yakup Kadri gibi yakın arkadaşlarına kurdurduğu Dil Kurumunun amacı, dilimizin, ulusal cumhuriyetin anlatım aracı olarak bir bilim ve kültür dili olması için çalışmaktı.
1930'da "ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır" diyen Atatürk, acaba, günümüzde kullanılan, yozlaşmış, yabancılaşmış, özensizleşmiş dilimize nasıl tepki gösterirdi? Bu süreçte, Türk Dil Kurumu üzerine düşen görevi ne kadar yerine getirmektedir? Acaba, Atatürk'ün dilediği gibi, küreselleşmenin, günlük yaşamımızı, kültürümüzü işgali tehlikesine karşı durabilmekte midir? Topluma öncülük ederek, dili, gelişen ve değişen koşullara uygun olarak yenileyebilmekte midir? Örneğin, teknolojik terimleri özdilimize çevirebilmekte midir? İzleyici değil, yaratıcı olabilmekte midir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 15 Aralık 2005