İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 98. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)

Behiç Çelik

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 98. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Haziran 2009 · 777 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Behiç Çelik (MHP), 3 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)); konuşma 777 kelime.

Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2009-06-03-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BEHİÇ ÇELİK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin köy ve mahalle muhtarlarının sorunları üzerine vermiş olduğu Meclis araştırması lehinde konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, Türkiye'de gerek yönetim sistemi gerekse ilişkiler anlamında, son yıllarda, Genel Kurulumuzda da görüldüğü gibi, bir seviye sorunu ile karşı karşıyayız. Burada gerek Sayın Bozdağ’ın konuşmaları gerekse sarf edilen sözler Meclisin, Genel Kurulun mehabetine yakışmamakta, bu sözlere esas teşkil eden Sayın Başbakanın ve Hükûmet üyelerinin konuşmaları da Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesinin mehabetine yakışmamaktadır. Burada bir kimsenin, hangi vekil hangi gruptan olursa olsun “İftirayla, edepsizlikle, ahlaksızlıkla yarışamayız” şeklinde bir ifade kullanması gerçekten içler acısıdır. Ben şöyle düşünüyorum, diyorum ki: Acaba Türk milletinin, kendi millî devletini kurma aşamasına gelinceye kadar son üç yüz yılda çekmiş olduğu sıkıntılardan sonra bu ülkede yaşayan ve dışarıyla iş birliği hâlinde olan, beşinci kol faaliyetini yürüten bazı grupların, hatta anlaşmayla, mübadele anlaşmalarıyla Türkiye’den gitmiş olmasını faşizanlık olarak suçlayan iftira etmiş olmuyor mu? Bunlar kim?

Acaba “Başkent Ankara’daki siyasetçilerle biz uğraşamayız” diyenler kim? Ankara niye kötü gözüküyor bunların gözüne?

Ankara’daki devlet kurumlarını bir bir İstanbul’a çekme niyetinde olanlar, en son Merkez Bankasını da İstanbul’a taşıma faaliyetine hız verenler, acaba Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmanın temel taşlarını mı döşüyorlar? Bunu da sormak lazım.

“Ahlaksızlık” dedikleri şey şu: Etik meselede, insanlar, politikacılar, siyasal partiler bir araya gelir konuşurlar, temel etik değerleri uygularlar. Bunların diğer bir adı da teamüldür, teamüllere uygun hareket ederler.

Altı buçuk yıllık AKP iktidarında, acaba, muhalefet partileriyle televizyonlarda ya da değişik platformlarda Sayın Başbakan ya da bakanlar kaç kez bir araya gelmiştir? Bu sorunun cevabı da yok. Bu sorunun cevabı aslında şunu gösteriyor: AKP iktidarları her zaman Türkiye’de monoloğu tercih etmiştir. Hiçbir zaman diğer siyasal partilerle demokratik ortamda tartışma cesaretine dahi girememişlerdir. İlçe kongrelerinde, il kongrelerinde, kadın kollarının toplantılarında çıkıp orada esip gürlemek, savurmak, Türkiye'nin sorunlarına değinmek anlamı taşımaz. Onun için, altı buçuk yılda hiç olmazsa Sayın Başbakan tarih bilgisini biraz geliştirmiştir, coğrafya bilgisini biraz geliştirmiştir, biraz ekonomi öğrenmiştir de ne yapması gerektiğini artık hiç olmazsa bundan sonra anlasın ve Türkiye'nin gerçek meselelerine değinsin, faşizanlıkla, şununla bununla uğraşmasın, bu milletin inanç değerleri üzerinden de siyaset yapmasın, bu millete saygılı olsun, büyük Türk milletinin karşısında saygıyla eğilmesini bilsin. (MHP sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Şüphen mi var?

BEHİÇ ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, muhtarlarımızın sorunları katbekat fazladır. Aslında, Türk yönetim yapısı 1800’lü yıllara kadar giden bir tarihî süreci kapsamaktadır. Asıl mevzuat anlamında ilk muhtarlık uygulaması 1864 Teşkilatı Vilayet Nizamnamesi’nin çıkmasıyla başlamış ve daha sonra geliştirilmiştir.

Mahalle muhtarlığı, Osmanlı Dönemi’nde önemli bir birimdir ve 1864 Nizamnamesi’nde mahalle muhtarlığı ilk kez ifade edilirken orada “Laakal 50 haneyi iştigal eden bir yerleşim birimine mahalle denir.” tanımıyla ortalama 500 nüfuslu bir mahalle olarak öngörmüş ve bunu devam ettirmiştir. Daha sonraki dönemde, özellikle cumhuriyet döneminde mahalle yönetiminin kaldırıldığını -on yıl kadar- ve en son 1944 yılında 4541 sayılı Kanun’la yeniden mahalle kurulması sağlandığını ve zaten 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu’yla da köy yönetimlerinin oluşturulduğunu bilmekteyiz.

Köy muhtarlıkları Türkiye’de mahalle muhtarlıklarına nazaran daha oturmuş ve önemli bir mahallî idare birimi olarak karşımıza çıkmakla birlikte, aslında köy muhtarları, merkezî yönetimin köydeki aynı zamanda en önemli ajanı konumundadır. Köyde devleti temsil etmesi açısından da önemlidir.

Bugün, yani 2009 yılına geldiğimizde, pratikte, muhtarlarımızın en önemli sorununun, benden önceki konuşmacının da ifade ettiği gibi, özlük sorunu olduğunu, bunun süratle çözülmesi gerektiğini özellikle ben de vurgulamak istiyorum.

Bunun yanında, köy muhtarlarımızın, yeni çıkan yasalarla birlikte, Belediye Yasası ve diğer yasalarda yapılan değişiklikler ve Birlik Yasası’nın çıkarılmasıyla birlikte ve KÖYDES uygulamalarıyla birlikte muhtarların encümen üyeliklerine seçilmesi ve sadece KÖYDES projeleri değil, bunun yanında süt birliği, arı üreticileri birliği, sulama birlikleri gibi muhtelif birliklerde de muhtarlarımızın görev almış olması, muhtarlık müessesesini çok daha önemli kılmaktadır.

Bunun yanında, muhtarın kendi köyünün, âdeta bir mülki amiri sıfatıyla köyde olan her türlü işi, faaliyeti, yatırımı görüp gözetmesi şeklinde de köy muhtarlığının önemi 2009 itibarıyla daha bir önem arz etmektedir.

Mahalle muhtarlıkları, benden önce konuşmacının yine değindiği gibi, sadece bazı kayıtların, evrakların tasdik merci olmanın ötesinde, bir mahallelilik kültürünün geliştirilmesi anlamında önem arz etmekte ve bunu sağlayıcı önlemlerin de yine öncelikle bahsetmiş olduğum 4541 sayılı Yasa’da değişiklik yaparak sağlamak mümkün olabilecektir. Bütün bunlara kafa yormamız gerekiyor bizim. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 yılına giden vizyonunda, sürecinde hepimize çok büyük görevler düştüğünün idrakindeyiz, farkındayız ancak tartışmaların, kavgaların Türkiye Cumhuriyeti’nin sükût etmesine yol açacak mahiyette olmaması hepimiz için önem arz etmektedir. Burada birleştirici olmamız gerekiyor; bütünleştirici olmamız gerekiyor; yıkıcı her türlü fikre, akıma kapalı olmamız gerekiyor; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarına saygıyı ilke edinmemiz gerekiyor. Bu konuda eksikleri olanlar varsa bunları süratle düzeltmeli ve Türkiye’yi bir yağma, talan ve bozgunculuk alanı hâline getiren kesimlerle mücadeleyi yüce Meclis yapabilmelidir. Bunun dışında, Türkiye, kendisini koruyacak birtakım güç merkezlerini bir bir kapattığı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

97 konuşma daha · 3 Haziran 2009

97 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook