İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 123. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türk silahlı kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı birleşmiş milletler güvenlik konseyi kararı ve 880 sayılı tbmm kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında unıfıl harekatının bir yıl daha uzatılması hakkında

Behiç Çelik

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 123. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Haziran 2010 · 950 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Behiç Çelik (MHP), 24 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ UNSURLARININ 1701 SAYILI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ KARARI VE 880 SAYILI TBMM KARARIYLA TESPİT EDİLEN İLKELER KAPSAMINDA UNIFIL HAREKATININ BİR YIL DAHA UZATILMASI HAKKINDA); konuşma 950 kelime.

Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Türk silahlı kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı birleşmiş milletler güvenlik konseyi kararı ve 880 sayılı tbmm kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında unıfıl harekatının bir yıl daha uzatılması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 123. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2010-06-24-turk-silahli-kuvvetleri-unsurlarinin-1701-sayili-birlesmis-milletler-g (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Haziran 2010 tarih 2657 sayılı Başbakanlık Yazısı Eki Bakanlar Kurulu Prensip Kararı doğrultusunda Anayasa’mızın 92’nci maddesi uyarınca, Lübnan’da barışın sağlanması ve işlevlerin yerine getirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının anılan ülkede kurulu UNIFIL Birleşmiş Milletler geçici görev gücü bünyesinde icra etmekte olduğu görevlerine 31 Ağustos 2010 tarihinden itibaren bir yıl daha devam etmesine dair izin talebi için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, genelinde Orta Doğu ve özelinde Lübnan, Mısır, İsrail deyince akla hemen çözümsüzlük, şiddet, kan, katliamlar gelmekte, içine gireni de girdabına çekerek boğmaya başlamaktadır.

Dört yüz bir yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Orta Doğu, tarihinin kaydettiği en sakin barış asırlarını yaşamış, huzur ve sükûn dönemini idrak etmiştir. Osmanlı egemenliğinin ortadan kalkmasıyla birlikte Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya kaos ve karmaşa ortamına girmiş ve hâlâ kan ve göz yaşının aktığı coğrafyalar olarak insanlığın önündedir.

2 Kasım 1917’de İngiliz Hükûmetince Yahudilerin Filistin’de bir yurt kurmalarını sağlayan meşhur Balfour Deklarasyonu açıklanmıştır. Bu tarihten sonra bölgeye akın akın gelen Yahudi gruplar yerleşmeye başlamışlardır. 1947 yılında Filistin topraklarının bir bölümünün Birleşmiş Milletler kararıyla kendilerine verildiğini iddia ederek taksim etmeye başlayan Yahudiler, 1948 yılında bağımsız İsrail devletini ilan ediyorlar ve söz konusu bölgede bitmeyen kavga böylece başlamış oluyor. Tarihi okumak, anlamak, dersler çıkarmak, ikaz etmek bir aydının, devleti ve milletine karşı sorumluluk duyan herkesin önemli bir görevidir. Millî bekaya dönük tehditlerin iyi anlaşılması için Balfour Deklarasyonu sonrasında döndürülen dolapların farkında olmak gerekmektedir. 1916 Sayks-Piko Anlaşması, İngiliz ve Fransızların gizli Orta Doğu paylaşım planıdır. Adı “barış” olan Paris Konferansı, Orta Doğu ve Osmanlı coğrafyasının işgal, himaye, nüfuz alanlarını belirlemiştir. İlaveten, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson’ın şer planı da yedi düvelin malumudur.

İşte, bugün “Acaba malum güçler Türkiye için ne gibi hazırlıklar yapıyorlar?” bunu sorgulamamız gerekir. Türkiye’nin parçalanması, bölünmesi yönünde hainane projelerini hayata geçirmek için aktivitelerini artırırken, devlet kendisine yönelen bu tehdidi ne ölçüde algılayabilmektedir? Yoksa uyuyor muyuz? Yoksa yerli iş birlikçilerin gemi azıya aldıkları bir dönemde miyiz? Türkiye’de Türklere Filistinli muamelesi yapacak sapkınlar mı türetiliyor? Bu soruların cevabını aklımızın bir köşesinde yüz yıl önceki ihanet kumpası çerçevesinde tutuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Filistin, İsrail, Lübnan bölgesi Orta Doğu’nun kalbinde kıtalar arası bir düğüm noktasıdır. Semavi dinlerin ve uygarlıkların merkezi, beşiğidir. Aynı zamanda, petrolün ve doğal gazın çıktığı ya da doğal gaz ve petrolün çıktığı alanların hemen yanı başındadır. İsrail-Arap kavgasının çözümsüzlükleri burada bölgeye damgasını vurmaktadır.

Bu ihtilafın bir ikincil boyutu İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmalardır. Lübnan aslında farklı inanç gruplarının, dinlerin, etnik grupların dehşet dengesi içinde bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu coğrafyada tıpkı Gazze’de olduğu gibi “İmdat!” çığlıkları yükselmiş, iş birlikçilerin, ajanların, operasyonların, terörün, cinayetlerin merkezi hâline gelmiştir.

Dört yıl önceki burada başlayan Hizbullah-İsrail savaşı İsrail için bir anlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır. İlk kez İsrail, Lübnan’da kendini karşılayacak bir direnişin acı tadını da tatmış oluyor. Daha önce belirttiğimiz gibi yerleşim birimleri ve Beyrut da İsrail saldırıları sonucunda altyapısıyla birlikte çökmüş ve ülke 4 milyon nüfusuyla harabe hâline dönmüştür. 1 milyon insan evini barkını terk etmiştir.

Bu yıkıma rağmen Lübnan sınırının İsrail için ölümcül etkilerinin olacağı endişesi muhtelif çevreleri rahatsız etmiş ve acil çözüm yoluna gidilmesi yönünde diplomatik faaliyetlere hız verilmiştir. Girişilen çabalar sonucunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 11 Ağustos 2006 günü, bahsettiğimiz kararını alarak çatışmayı durdurmuştur. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücünün bölgede kuvvetli temsili istenirken, otuza yakın ülkenin katılımı sağlanmış ve birliklerin Güney Lübnan’daki önceden belirlenmiş olan tampon alana yerleşmesi sağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü temel olarak bölgede çatışmanın durdurulmasını, İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesini de sağlamış olacaktır. Bu arada İsrail’in sınır güvenliği de sağlanmış olacaktır. Ayrıca, ek olarak, 1701 sayılı Karar’ın tüm yönleriyle uygulanmasını sağlayacak olan UNIFIL’e, mevcut görev yönergesine ek görevler de bu vesileyle tevdi edilmiştir. Doğal olarak en önemli görevi, çatışmaların durdurulmasını gözlemlemek, sağlamak, İsrail kuvvetleri Lübnan’dan çekilirken, Lübnan silahlı kuvvetlerinin Mavi Hat boyunca olan bölgeler dâhil, bütün Güney Lübnan’a konuşlanmasına nezaret etmek ve destek vermek, bu konudaki faaliyetlerini İsrail ve Lübnan hükûmetleriyle koordine etmek, sivillere insani yardım ulaştırılmasında ve yerlerinden olmuş kişilerin gönüllü ve güvenlik içinde geri dönüşlerine yardımcı olmak, tampon bölgenin oluşturulması için atılacak adımlarda yine Lübnan ordusuna yardımcı olmak, Lübnan Hükûmetinin talebi üzerine Lübnan’ın sınırlarının ve diğer giriş noktalarının silah veya bağlantılı maddelerin girişine karşı güvenlikli hâle getirilmesine yardımcı olmak; bunun yanı sıra UNIFIL, birliklerinin konuşlu bulunduğu alanlarda ve yeteneklerinin elverdiğini değerlendirmesi hâlinde, operasyon sahasının çatışma amaçlı faaliyetler için kullanılmamasını sağlamak üzere gerekli bütün tedbirleri almak ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi görev yönergesi altında yürüttüğü faaliyetleri engellemeye dönük teşebbüslere güç kullanarak karşı koymaya, Birleşmiş Milletler personelini, tesislerini korumaya ve personelin, insani yardım çalışanlarının güvenliğini ve hareket özgürlüğünü teminat altına almaya, ani fiziki şiddet tehdidi altında bulunan sivilleri koruyama yetkili kılınmıştır. Temel amacı Lübnan ve İsrail arasındaki istikrar ortamının sürmesine katkıda bulunmak olan Birleşmiş Milletler Görev Gücünün temel işlevi, Lübnan Hükûmetinin egemenliğinin tüm ülke sathında tesisinde ve Güney Lübnan’daki güvenlik sorumluluklarını yerine getirmesinde Lübnan ordusuna yardımcı olmak olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1948, 1956, 1967 ve 1973 savaşları bölgede İsrail’in galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Bu meyanda, İsrail’in Mısır ve Ürdün’le anlaştıkları da görülmektedir. Fakat 1987-1992 arasında Filistin’in intifada hareketi amacına ulaşarak İsrail’in Filistin’i tanımasını sağlamıştır.

Sonuç olarak 1994’te özerk Filistin devleti ilan edilmiştir ama hâlâ çözümsüzlük her sahada kendini hissettirmektedir. İsrailli devlet adamlarından Şimon Peres şöyle diyor: “Eğer İsrail ve Filistin meselesi çözülürse dünyada çözülemeyecek mesele yoktur.” Böyle diyor Peres. İsrail’in çözümsüzlüğü ne kadar istediğine de bu vesileyle Şimon Peres vurgu yapmış oluyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Başkan; şimdi, burası Genel Kurul ve arkadaşlarımız burada sanki kahve köşesindeymiş gibi sohbet ederek burada konuşulan meseleyi âdeta sabote ediyorlar. Ciddiyete davet ediyorum. Konuşacak olanlar dışarıya çıksın.

AGÂH KAFKAS (Çorum)Önüne bak sen, kimin ne yapacağına sen karar veremezsin!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa)Ayıp! Ayıp!

BEHİÇ ÇELİK (Devamla)Buranın kuralları var. Buranın kuraları var Sayın Kafkas.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 24 Haziran 2010

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook