İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk ticaret kanunu (s.s.96)

Bekir Bozdağ

Yozgat Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 22. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Kasım 2008 · 2.212 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bekir Bozdağ (AK Parti), 26 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK TİCARET KANUNU (S.S.96)); konuşma 2.212 kelime.

Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Türk ticaret kanunu (s.s.96)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2008-11-26-turk-ticaret-kanunu-s-s-96 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün başlattığı görüşmelerle ve bundan sonra gerçekleştireceği görüşmelerle tarihî oturumlara, tarihî görüşmelere sahne olacaktır. Zira, Türk Ticaret Kanunu gibi temel bir kanunu yeniden yapmak, yeniden düzenlemek, yasalaştırmak ve ülkemizin hizmetine sunmak gibi üstün bir görevi ifa edecektir. Neden derseniz, önemini izah sadedinde birkaç şey ifade etmek isterim:

Bir defa, ilk Türk Ticaret Kanunu, cumhuriyet dönemi için, 29 Mayıs 1926 tarihinde kabul edilmiş ve 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girmiştir. Ancak bu Kanun’un genel hükümleri nereden alındı diye baktığınız zaman genel hükümlerin 1882 tarihli İtalyan Ticaret Kanunu’ndan alındığını görüyoruz, ortaklıklara ilişkin hükümlerin ise Almanya ve Fransa Ticaret Kanunlarından bir nevi iktibas edildiğini görüyoruz. Yani melez bir kanun, yani karma bir kanun. Oradan buradan toparlanarak yapılmış ve Meclisimizde yasalaştırılmış bir kanun.

İkinci Türk Ticaret Kanunu hâlen yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu. 1956’da yasalaşıyor ve 1957’de yürürlüğe giriyor. Bu Kanun’u büyük hukukçu Hirsch Başkanlığında bir heyet hazırlıyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu Kanun’u yasalaştırıyor. Ama bu Kanun’a ruhunu veren, fikrini veren, rengini veren, bu Kanun’un özünü, esasını tayin eden de yine dünya hukukunda büyük yeri olan Alman asıllı bir hukukçu. O yönüyle de ayrı bir özellik taşıyor. Ama şu anda huzurlarınızda bulunan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, tamamıyla bu ülkenin yetiştirdiği insanların, bu ülkenin yetiştirdiği beyinlerin, milletimizin oluşturduğu bilimsel gücün, Yargıtayımızın, mahkemelerimizin oluşturduğu içtihat arenasının ve buralarda oluşan bilgilerin, tecrübelerin, hasılı bize ait birikimlerin dünyada yaşanan değişme ve gelişmelerle bütünleşmiş bir şekilde bir tasarıya dönüşmesi, bir rapora yansıması ve yüce Meclisin huzuruna gelmesidir. Bu yönüyle çok önemli bir adımdır, çok önemli bir değişimdir. Kanun da bize ait, bize öz olan damgaları vurduğumuz bir kanundur. Ben bu vesileyle bu kanunun tasarı taslağının hazırlanmasında ve daha sonraki aşamalarında görev yapan Bilim Komisyonunun değerli üyelerine, başta Ünal Tekinalp Hocam olmak üzere bütün üyelerine, Adalet Bakanlığımız ve diğer kuruluşlardan katkı veren bütün uzmanlara, siyasi partilerimizin değerli milletvekillerine ve bu konuya katkı veren herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum çünkü önemli bir mesai, önemli bir ürün ortaya konmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir soruyu sormak lazım: Neden Türk Ticaret Kanunu’nu değiştirme zarureti hasıl oldu, üçüncü ticaret kanununu yürürlüğe koyma gereği duyduk? Acaba Kanun’da kısmi değişiklikler yaparak, bazı maddeleri değiştirerek, diğerlerini koruyarak bunu yapma imkânı olur muydu olamaz mıydı? Buna bakmak için, buna doğru cevap vermek için dünyada ticaret hukuku alanında yaşanan bütün gelişmeleri, ekonomik alanda, siyasal alanda yaşanan değişimleri çok yakın takip etmek lazım. Türkiye 1950’lilerin mantalitesiyle ticaret yapan bir ülke olmadığı gibi, dünya da artık o günün mantalitesiyle hareket eden bir dünya değil. Ekonominin daha da serbestleştiği ve ekonomik alanda sınırların âdeta tamamen kalktığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla, kuralların ulusal olmaktan uluslar üstü bir yapıya doğru gittiği bir noktada, dünyadaki bütün ülkelerin kendi kanunlarını, değişen, gelişen şartlara uydurma noktasında önemli çabalar gösterdiklerini görüyoruz.

Örneğin, Almanya 1950’den sonra, 1965’te, 1985’te, 1993’te, 1998’de, 2001’de, 2004 ve 2005 yıllarında önemli değişiklikler yapmış, köklü reformlar yapmış. 1930’dan sonra yapılan toplam değişiklik sayısı otuz adet.

Şimdi, bakıyorsunuz, Avusturya’nın ticaret kanunu 1897 tarihli ama 1954’ten sonra, 1960, 1967, 1981, 1991 ve 1993 yıllarında köklü reformları, köklü değişimleri kendi ticaret kanununda yaptığını görüyoruz.

Fransa’ya bakıyorsunuz, 1966, 1967, 1994, 1999, 2000 ve 2001 yıllarında ticaret hukuku alanında, bu konuyu ilgilendiren hukuk mevzuatında önemli değişimleri, önemli dönüşümleri yaptığını, gerçekleştirdiğini görüyoruz.

İngiltere’nin 1973, 1975, 1977, 1983, 1985, 1986, 1998 ve 1999 yıllarında kendi ticaret hukuku alanında çok önemli mevzuat değişikliğine gittiğini görüyoruz.

İtalya’da, başka dünya ülkelerinde de yine bu alanda büyük ve köklü değişimlerin yapıldığını, reformların gerçekleştirildiğini görüyoruz.

Peki, dünyada bunlar yapılırken Türkiye’de ticaret hukuku alanında hangi köklü değişiklikler, reformlar yapıldı diye baktığınızda, ticaret hukuku alanında köklü hiçbir değişikliğin, hiçbir reformun yapılmadığını görüyoruz. Birtakım değişiklikler yapılmış ama işin esasını değiştiren, Türkiye'nin gelişen dünyadaki serbest ekonomi, ticaret anlayışı ve bu alanda oluşan yeni hukuk yapılarına uyumunu sağlama noktasında köklü bir değişimin yapılmadığını görüyoruz. İşte bu kanunun huzurlarınıza geliş sebebi, dünyada yaşanan ama Türkiye'nin 1950’lerden sonra yaşanan süreçte Almanya, Fransa, Avusturya, İtalya, herkes değişimi görüp, bu değişime ayak uydurmak için gereğini yaparken bugüne kadar bu gereği yapamamış olan Türkiye'nin bu gerekliliği yerine getirme zaruretinin bir sonucudur bu.

Öte yandan Avrupa Birliği süreci ayrı bir olay. Dünyanın değişik bölgelerinde meydana gelen ekonomik birliktelikler, ekonomik oluşumlar ayrı bir olay, bunların yarattığı uluslararası ve uluslar üstü hukuk ve bunları başka ülkelere veya kendilerine üye ülkelerin uyma zorunluluğu gibi ortaya koyduğu kabuller ve ticaretin aldığı şekil, Türkiye'nin de bu alanda yaşanan değişimleri görme zaruretini ortaya koymuştur.

Öte yandan İnternet, elektronik ortamdaki iletişim ve çağın getirdiği birtakım yeni teknolojik ve bilimsel kolaylıkların ticaret hukuku alanına yansıması gereği de ortadadır. Hem vatandaşın doğrudan denetimi, şirketleri yakın takibe alması, kontrol etmesi, her şeyiyle, bunlarla ortak olan veya bunlarla ilişki içerisinde olan veya ilişkiye girmek isteyenlerle hem Türkiye içinde hem de Türkiye dışında bütünüyle bu alanı bilgi çağının gerekleriyle donatma gereği de ortadadır ama bu gereklere rağmen, köklü bir değişiklik yapılamamıştır. Ne zaman? 1999 tarihine gelindiği zaman, o zamanki Hükûmet bir karar alıyor –ben, onun için bu kararı alanlara da teşekkür ediyorum- bir Bilim Komisyonu oluşturuluyor, Sayın Ünal Tekinalp Hocamızın Başkanlığında bu Komisyon çalışmalarına başlıyor 1999 yılından itibaren. 3 Kasımda seçim oluyor AK PARTİ Hükûmetleri iktidara geliyor. Devlette devamlılık esastır, yapılan iş doğrudur, bir ihtiyaç görülmüştür ve bu ihtiyaca çare aramak ve bunun gereğini yapmak üzere de bir komisyon kurulmuştur. Onun için, biz bu Komisyonun devamı yönünde karar aldık ve bu Komisyon değişmedi, çalışmalarını devam ettirdi ve sonuçta, Komisyon hazırladığı tasarı taslağını Adalet Bakanlığına sundu. Adalet Bakanlığı, bu tasarı taslağını kamuoyunun bilgisine açtı, tartışmaya açtı; ilgili kişilere, kurumlara, kuruluşlara, üniversitelere, sivil toplum örgütlerine, hasılı bu konuyla uzaktan yakından ilgili olan herkese ve her kesime bu tasarı taslağı gönderildi ve bunlardan gelen görüşlerin, eleştirilerin titizlikle incelenip değerlendirildiğini görüyoruz. Bundan daha ilerisi yapılıyor, görüş serdeden kişiler, ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri çağrılmak suretiyle Komisyon huzurunda bu konular birlikte müzakere ediliyor, birlikte tartışılıyor, birlikte karara bağlanıyor. Tabii, hepsinde uzlaşma olduğu söylenemez ama her şey göz önünde yapılıyor.

Daha sonra, yine 2005 yılında Başbakanlığa sunuluyor, hükûmet tasarısı hâline dönüştürülüyor, 15/11/2005’te Meclis Başkanlığına sunuluyor. Adalet Komisyonu, görüşmelere başladıktan sonra da bir alt komisyon kuruyor. Bu konu teknik bir konu, bu konunun uzun uzun müzakere edilmesi lazım, değerlendirilmesi lazım. Alt komisyon, altı aya yakın bir süre çalışma yapıyor. Yine, alt komisyon çalışmaları sırasında da tasarı, ilgili kişi, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütleri, herkes ve her kesimin görüşüne gönderiliyor ve onların görüşleri, eleştirileri talep ediliyor, gelenler değerlendiriliyor ve tasarıya yansıtılmaya çalışılıyor. Öte yandan, alt komisyon çalışmaları sırasında da yine kurum, kuruluş, sivil toplum ve ilgili kesimlerin temsilcilerinin de orada olduğunu görüyoruz.

Adalet Komisyonu sürecinde de yine aynı tartışmaların aynı usul içerisinde yapıldığını ve konunun üzerinde büyük bir uzlaşmanın, büyük bir tartışmanın, büyük bir görüş birliği arayışının olduğunu görüyoruz ve bunun neticesi de Komisyon tasarıyı kabul ediyor belli değişiklikler yaptıktan sonra. Ancak seçim nedeniyle bu tasarının kanunlaşması bu döneme kaldı.

Şimdi, bu döneme gelince de yine Adalet Komisyonundan geçtiği hâlde biz diğer siyasi partilerimizle de görüşerek, onların değerli grup başkan vekillerinin de görüş ve kanaatleri doğrultusunda Komisyon haricinde, her partiden arkadaşımızdan, birer arkadaştan oluşan bir komisyon kurduk. Bizim bu kanunda olmazsa olmazımız yok, çünkü teknik bir konudur, siyasi renklerin, siyasi görüşlerin aksettirileceği bir kanun değildir. Bu konu konuşulsun, tartışılsın, ortak öneriler varsa biz bu önerileri kabul etmeye hazırız dedik ve nihayet bu çalışmalar yapıldı. Şu anda elimde, elli beş tane ortak öneri hazırlandı. Yine burada ortak öneriler kabul edildiği takdirde yasalaşacaktır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Ne ortağı ya? Ortak öneri falan yok. Komisyon üyeleri burada Sayın Başkan.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Ben bunları şunun için anlattım: Bu tasarı, bu rapor buraya bugünden yarına gelmiş değil. 1999’dan beri süren bir çalışma. Tabii daha öncesinde doktrinin, üniversitelerin, yargı çevrelerinin oluşturduğu kanaatler, görüşmeler, birikimler, tecrübeler, bütün bunlar değerlendirildiğinde…

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Sayın Bozdağ, geçen dönemden bahsediyorsunuz, 22’nci Dönemden.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)…huzurlarınıza gelen somut metin büyük bir çabanın, büyük bir emeğin, büyük bir uzlaşma arayışının ürünü olarak gelmiştir, pek çok farklı görüş buraya yansıtılmaya çalışılmıştır.

Ancak Türk Ceza Kanunu görüşmeleri yapılırken de burada konuşuldu. Tabii, doktrinde kanunların hazırlanmasında komisyonda çalışan bilim uzmanlarıyla, bilim adamlarıyla bunun dışında olanlar arasında da bir rekabet oluyor. Tabii, bu, tartışmaları farklı bir boyuta götürüyor. Ama ben eminim, doktrinde yapılan tartışmaların hepsi faydalı tartışmalardır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Bekir Bey, ortak öneride kimin imzası var?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Hepsinin kendine göre haklı yönleri, eleştirilen yönleri vardır. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarında bunlardan istifade edecektir muhakkak, birini tercih edecektir, bu yasalaşacaktır. Belki isabet edecektir, belki etmeyecektir ama iyi niyetli olan bu tartışmalara açıklık getirmek ve bunlardan istifade etmek de bizim en önemli görevlerimizden bir tanesidir.

Bir diğer husus: Değerli arkadaşlar, AB uyum sürecinde Türkiye'nin yerine getirmek zorunda olduğu birtakım yükümlülükler var. Biz bu yükümlülüklerin de bilincindeyiz. Sadece biz değil, bizden önceki hükûmetler de bunun bilincinde hareket etti ve birtakım değişiklikler, çalışmalar yaptı. Türk Ticaret Kanunu da yasalaştığı takdirde bu yönde de büyük bir uyumun gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ticaret Kanunu’nda yapılan değişikliklerin AB müktesebatıyla hiçbir ilgisi yoktur demek mümkün değildir. Müktesebatla ilgili boyutu vardır, zira hükûmet tasarısının 70’inci ve 71’inci, 69’uncu sayfalarına baktığınız zaman orada bu uyum çerçevesindeki yönergelerin, tüzüklerin, tavsiyelerin, açıklamaların, raporların olduğunu ve bunların tek tek sayıldığını ve bunların da bu Ticaret Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğini görüyoruz. Bunlar müktesebatın kendisidir, ilkesi falan değil. Müktesebatın kendisiyle bir uyum gayreti vardır, bir uyum çabası vardır, bu da doğru bir şeydir.

Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, Türk Ticaret Kanunu’nu değiştirmek, Türkiye'nin ticaret hukuku mevzuatı alanındaki hukuk hafızasını yok etmek, bunu yok saymak anlamına gelmez. Böyle bir şeyi kabul ettiğimiz takdirde, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizim hiçbir yasal değişiklik yapmamamız lazım. Biz geçmişte Medeni Kanun’u baştan sona değiştirdik, medeni hukuk hafızamızı mı yok ettik? Biz geçmişte Ceza Kanunu’nu baştan sona değiştirdik, ceza hukuku hafızamızı mı yok ettik? Biz cumhuriyete geçtiğimizde pek çok kanunu değiştirdik, o alandaki hukuk hafızamızın tamamını mı yok ettik? Hayır, öyle bir şey yok. Yeni bir gelişme, yeni bir değişme, yeni bir değişim zarureti var, bunu hukukumuza yansıtacağız. Bu bizim hukuk hafızamızı yok etmez, yapsa yapsa hukuk hafızamızı güçlendirir, hukuk kültürümüzü zenginleştirir, bizim birikimimizi artırır. Bunu böyle değerlendirmek yanlış olur. Yargıtay içtihatlarını değiştirecektir, değiştirmek zorundadır. Çünkü yeni mevzuat, yeni bir hukuk geliyor onu değiştirecek ama hukukun, ticaret hukukunun bütün müesseseleri ortadan kaldırılmış değil, özü değiştirilmiş değil. Bütün içtihatları kaldırın, yeniden sıfırdan başlayın diye bir şey yok. O içtihatların rehberliğinde, ondan istifade ederek, yeni anlayışı da görerek ve bu anlayışı da içtihada yansıtarak Türk ticaret hukuku mevzuatını geliştirmek bizim görevimizdir. Ben yargıçlarımızın bu birikime, bu bilince sahip olduğuna inanıyorum. Cumhuriyetin başında ayrı bir hukuk sisteminden, modern hukuk sistemine geçerken başarıyla bizim bunu yargı camiamız uyguladı. Daha sonra yapılan köklü hukuk değişikliklerini, reformları da bizim yargı camiamız büyük bir başarıyla uyguladı. Bu değişikliği de yine büyük bir başarıyla uygulayacaktır.

Diğer bir husus değerli arkadaşlar, burada çok söylendi: “Bu kanunun yürürlüğe girmesi Borçlar Kanunu’yla birlikte olmalıdır. İkisi ayrı ayrı olursa bunun işlemesinde aksaklıkları vesairesi olacaktır, bu da büyük bir sorun yaratacaktır.” Elhak doğru. Biz de böyle düşünüyoruz. Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu birlikte yürürlüğe girmelidir ve birlikte de yürürlüğe girecektir. Biz bugüne kadar bunu hep böyle söyledik, bunun aksini söylemedik. Meclis, bu kanunu kabul ettiği takdirde yürürlük tarihi ona göre ayarlanacaktır ve bu arada Borçlar Kanunu oylarınızla kabul edildiği takdirde her ikisi beraber yürürlüğe girecektir.

Bakın, Türk Ticaret Kanunu’nun 1’inci maddesi, hem meri Ticaret Kanunu’muzun 1’inci maddesi hem de tasarıdaki, şu anda görüşmekte olduğumuz Adalet Komisyonunun kabul ettiği metindeki 1’inci maddesi aynen şöyle : “Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır.” diyor. Eski metinde sadece fark şu: “Parçası” ifadesi yerine “ayrılmaz bir cüzüdür” diyor.

Şimdi, peki, Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu birbirinin ayrılmaz birer parçası olarak görülüyor mu? Doğru mu? Doğru.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Öyleyse buralarda yapılan köklü değişikliklerin birlikte yürürlüğe girmesi gerekir mi? Gerekir. Doğrusu da budur. Ama bakıyoruz, Türk Medeni Kanunu 2002 yılında yürürlüğe giriyor. Peki, Türk Ticaret Kanunu bunun ayrılmaz bir cüzü mü? Cüzü. Aynı tarihte yürürlüğe girdi mi? Girmedi. Peki, Borçlar Kanunu Medeni Kanun’un ayrılmaz bir cüzü mü? Evet, elhak doğru, öyle. Peki, Borçlar Kanunu o zaman Medeni Kanun’la birlikte yürürlüğe girdi mi? Girmedi. O zaman burada “Bunu siz yürürlüğe koyduğunuz zaman bu bütünlük bozulur.” diyenler dün Medeni Kanun’u yürürlüğe sokarken bu zarureti niye düşünmediler? Orada düğme yanlış iliklendi. Beraber olması lazımdı, biz bunu söylüyoruz.

Onun için biz düğmeyi ikinci defa yanlış ilikleme niyetinde değiliz ve diyoruz ki AK PARTİ olarak: Biz Borçlar Kanunu ile beraber Türk Ticaret Kanunu’nu birlikte yürürlüğe koyacağız ve bunların arasındaki uyumu tesis ederek, bütünlüğü sağlayarak koyacağız. Çünkü bunları hazırlayan komisyonlar… Bunları deruhte eden bakanlık bir bakanlıktır. Komisyonlar farklı da olsa, bilgi alışverişi, görüş alışverişi, aynı şeyi, aynı hedefi gerçekleştirme gayretleri nedeniyle burada iyi bir çalışma vardır, iyi bir ahenk vardır, iyi bir uyum vardır. Biz bu ahengin, bu uyumun bu yasalara yansıyacağını düşünüyoruz ve yansıdığına da inanıyoruz. Ticaret Kanunu’nda bu vardır, Borçlar Kanunu’nda da bu yapılmaktadır. İnşallah yarın, önümüzdeki günlerde kastım, Borçlar Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği zaman orada önemli değişimlerin, önemli uyumların hem de Türk Ticaret Kanunu ile uyumlu bir şekilde yapıldığını hep beraber göreceğiz. Neden? Çünkü, yapan komisyon bir. Neden? Çünkü, bu işin motoru Adalet Bakanlığı, aynı bakanlık. Neden? Çünkü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

92 konuşma daha · 26 Kasım 2008

92 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook