İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 58. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

Bihlun Tamaylıgil

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 58. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Şubat 2004 · 1.202 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bihlun Tamaylıgil (CHP), 26 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.202 kelime.

Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2004-02-26-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 26 ncı maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz tasarının kapsamına alınmadan önce ve özellikle 59 uncu hükümet döneminde, özerk idarî otoriteler ya da bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumlar olarak adlandırılan kuruluşlar, gündemdeki yerini sürekli olarak korumuştur. 2003 yılı içinde bu kurumlara yönelik bir tasarı hazırlanmış, uzun süre tartışılmış ve şu an beklemektedir.

Düzenleyici ve denetleyici kurumlar ya da özerk idarî otoritelerin kuruluşundan işleyişine, verimliliğinden yurt dışındaki uygulamalara kadar geniş bir perspektifte bakılması gerekir. Özerk kurumların ortaya çıkış nedenleri incelendiğinde bunların üç temel başlıkta toplandığını görmekteyiz. Bu nedenlerin ilki, devletin klasik işleyişinin günümüz toplumunun ihtiyaçlarına tam olarak yanıt vermez duruma geldiği noktada, klasik devlet yapısının iş yapış şekillerine alternatif olarak belli sektörlerin işleyişine ilişkin devletin düzenleme ve denetleme görevinin, siyasetten uzak ve ilgili sektörde uzmanlık kazanmış kadroların oluşturacağı dinamik ve bağımsız bir yapılanma tarafından yerine getirilmesi gereğini doğurmaktadır.

İkinci neden, Anayasada düzenlenmiş olan bazı temel hak ve özgürlükler ile bankacılık, sermaye piyasası işlemleri gibi bazı ekonomik etkinliklerin kaynak kullanımı ve ekonomik verimliliği artıracak bazı mekanizmalara ihtiyaç duyar hale gelmiş olmasıdır.

Üçüncü neden ise, özelleştirme uygulamaları ile faaliyetten çekilmiş olduğu bazı sektörlerde, devletin, denetim, gözetim görevini yerine getirmesinin sağlanmasıdır. Ülkemizde de, 1980 yılından sonra bazı bağımsız kurullar, kurumlar örnekler olarak ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde idare hukukunun bağımsız otorite olarak tanımladığı üst kurullar, kendi özel kanunlarında belirlenen görev ve yetkileri idarî ve malî özerklik içinde kullanan, faaliyet gösterdikleri ekonomik ve sosyal alanda düzenleme, gözetim, denetim, yaptırım yetkileri bulunan ve ayrıca, kendi alanlarında danışmanlık yapma, uyuşmazlık çözme işlevleri bulunan kurumlardır. Bir kurumun özerkliği, kurumsal yapılanmasında ve karar alma mekanizmalarında bağımsız hareket etmesine bağlıdır. Burada bağımsızlıktan anlaşılması gereken, bu kurumların karar alma yetkisi bulunan kurulları ile tüm personelinin her türlü siyasî baskı, etki ve telkinden arındırılmış bir statü taşıması gereğidir. Ancak bu şekilde, bu kurumlar, siyasî baskı ve yönlendirmeden uzak bir şekilde, kendilerine verilen düzenleme ve denetleme yetkisini kullanabileceklerdir.

Bağımsızlık dile getirilirken, kime karşı bağımsız olunacaktır; bu başlıkları iyi belirlemek gerekiyor. Bu karşılaştırdığımız bağımsızlık noktaları, siyaset, sektörel bağımsızlık, diğer bürokratik kurumlardan bağımsızlık, medyadan bağımsızlık, uluslararası kurum ve örgütlerden bağımsızlıktır. İşte, bağımsız kurulların kamu idarî yapısı içerisinde oluşan yerinin, bu değerlendirmeler ışığında sağlanacak bağımsız karar alma olgusunun ortaya konulmasıyla işleyişini sağlıklı yerine getireceği unutulmamalıdır.

Tasarının 26 ncı maddesinin gerekçesinde, özerk idarî otoritelerin merkezî idareyle olan ilişkilerinde ne bağlı kuruluşlara ne de ilgili kuruluşlara benzediğinden hareketle, bu kuruluşlar, üçüncü bir kategori olarak "ilişkili kuruluşlar" şeklinde adlandırılmaktadır.

Özerk kurum oluşumunun başlıca gerekçelerinden biri, uzmanlığı ve hesap verebilirliği olan bir kurum oluşturmak olmalıdır. Böyle bir uzmanlık gerektiren kurumsal yapılanımda, burada çalışacak kişilerin siyasî baskıdan uzak, işin gerektirdiği uzman kimliğe sahip olmaları gerekmektedir; dünyadaki gelişmeleri izleyecek ve kararlarını buna göre vereceklerdir. Özerk kurumlar, ne derece kurumsal bir yapıya kavuşursa, görevlerini ne derece iyi yerine getirirlerse ve kamuoyuna saygın bakış açısını kazanırlarsa, o ölçüde güçlenirler ve siyasî yapıya karşı o ölçüde bağımsız olabilirler. Bu noktada en önemli faktör, kurumlara atanan kişilerin taşımış olduğu niteliklerin üstünlüğü olacaktır; ancak, bunun yerine, genelde sizin tercih ettiğiniz kriter olan, sadece dili yakın, düşüncesi paralel kişileri yeterli görmek temel nitelik olmamalıdır.

Bu özerk kurulların yönetimi oluşturulacak. Peki, bu yöneticilerin kurul üyeliği sonrasındaki çalışma hayatları nasıl düzenlenecek? Bugün bu konuda çağdaş yaklaşım, bu tür kurullarda çalışanların görevleri bitince başka bir bürokratik göreve getirilmemesi ya da politikaya atılmamaları yönündedir. Bunun dayanağıysa, kurulda görev yapan bir kimsenin, süresi dolduktan sonra, gerek bürokratik gerekse bir politik beklentiye girerek, politikacı karşısında özerkliğini koruyamayacağıdır.

Daha önce hazırlanan, bağımsız, düzenleyici ve denetleyici kurumlar hakkında kanun tasarısı kamuoyunda uzun bir süre tartışılmıştır. Görüşmekte olduğumuz tasarı, bir çerçeve yasa olarak nitelendirildiğine ve bunun bir başlangıç olduğu dile getirildiğine göre, diğer konularda olduğu gibi, denetleyici kurullarla, düzenleyici kurullarla ilgili olarak da yeni bir yasa tasarısı gündeme gelecek demektir. Peki, bu ilişki derecesi, ilişkili kuruluşlarda nasıl belirlenecektir, hangi bakış açısı etkin olacaktır; bu noktada önemli bir iki başlığa dikkatinizi çekmek istiyorum.

8 Kasım 2002; o dönemde Sayın Başbakan, AKP Genel Başkanı sıfatında ve kendisi, kurullara bakış açısını şöyle dile getiriyor: Hormonal büyüme içinde olan üst kurulları sistemde tutmanın anlamı olmadığını vurguluyor ve kamu harcamalarında tasarrufu başlatacaksak, bakanlıkları tasfiye edeceksek, hormonal büyüme içinde olan kurulları bu yapı içinde tutmanın anlamı yok diyor.

Diğer taraftan, Sayın Bakanımız, geçtiğimiz yıl, bir bağımsız düzenleyici kurumlar seminerinde konuşma yapıyor ve bu konuşmada diyorlar ki, "bağımsız düzenleyici kurullar, ülkemizde birçok alanda ve birçok kez olduğu gibi bir dayatma ve zorlama sonucu oluştu." Bugün, ilişkili kuruluş olarak tanımlanacak bu kurumların oluşumunda yapılacak olan yasal çalışma da bu düşüncenin hâkimiyeti ne kadar olacak; yoksa, uluslararası normlar ve ilkelerde özerkliğin sağlandığı bir yapılanım mı ortaya çıkacak? Bu yaklaşımın, sayın hükümetin üst kurullara bakış açısını özetlediğini düşünüyorum. Bu noktadan baktığımızda, hükümetin esas görüşü ve IMF'ye verilen taahhütler bir arada düşünüldüğünde, bu çerçeve yasaya dayanılarak hazırlanacak olan düzenlemenin ne olacağı da şekillenmektedir.

26 ncı maddede yer alan ilişkili kuruluş tanımı, ileride, bağımsız idare otoritelerini de herhangi bir kamu kurumu ya da bakanlık yapısına dönüştürmenin yolunu mu açacaktır? Siyasetin bu kurumlara da müdahale etmesi, kararlarda ve kadro yapısında siyasetin etkili olmasının sağlanması, tasarruf ya da IMF taahhütleri görüntüsü altında mı gerçekleşecektir? Bu, yalnızca, eski tarz siyaset anlayışının uygulanmasında, üst kurulların araç olarak kullanılması anlamına mı gelecektir?

Değerli arkadaşlar, size, gelin, bir örnek vereyim. Dün, Sayın Başbakan, medya temsilcileriyle yaptığı toplantıda, Kıbrıs konusunda sansür uygulanmasını istedi. Böyle bir zihniyet, bunu yazılı medyadan isteyebilecek gücü kendinde görüyorsa, malum bu yasayı, RTÜK'ü siyasî erkle ilişkilendirip, ulusal ve yerel tüm televizyonlara talimat verir gibi haber seçtirilebilecek veya sansür uygulanabilecektir.

Tasarıda, kurumların Sayıştay denetimine tabi tutulması gibi bir maddeye yer verilmiş; ama, aynı zamanda, Sayıştayın da, temsilci gönderebileceği kurullara atanabileceği söylenmekte. Bir kurumun, başka bir kurumun hem yönetiminde hem de denetiminde yer alması mümkün müdür?

Diğer taraftan, bir çerçeve yasa hazırlandı ve bu çerçeve yasa, peşpeşe gelecek diğer yasalarla doldurulacak ve siz, uzun zamandır Sayın Müsteşarın bu konularla ilgilenmediğini söylüyorsunuz kamuoyuna arkadaşlar. Bu içi doldurulacak -ki, en önemli kısmını oluşturan- kısmını hazırlayan ve sunan, Sayın Müsteşarımızdır.

Ancak, ben, burada, bir noktayı, büyük üzüntü duyduğum bir noktayı da dile getirmek istiyorum. Biraz önce, zannedersem 24 üncü madde görüşmeleri sırasında, AKP Grup Başkanvekili Sayın Eyüp Fatsa, bu konuyu müsteşar aşamasına indirdiğimizi ve bunu anlatamadıklarını dile getirdi. Anlatırken de öyle bir fıkrayla örnek verdi ki, teşbihte hata olmaz değil, teşbihte çok büyük bir hata yaptı. Ben, bu fıkrayı burada tekrarlayamıyorum; çünkü, bu, bürokrasinin en büyük makamına -bu makamda oturan kişiye olan eleştiriler farklıdır; ama- o makama yapılmış olan böyle bir teşbihin esef uyandıracak bir sonucudur. Ben, bunu, tekrarlamaktan, gerçekten, tekrarlamaktan çok büyük üzüntü duyuyorum.

Çerçeve yasa olarak yansıtılan görüşmekte olduğumuz tasarı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Tamaylıgil.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla)...ve buna bağlı düzenlemelerin gerekçelerinin altında, aslında, ülke yönetimini istenilen konuma getirmek mi amaçlanmaktadır?

Aslında, yapılması gereken, diğer konularda olduğu gibi, özerk kurullar konusunda da, ileride hazırlanacak kanunî düzenlemelerin, açık ve şeffaf bir yaklaşımla, toplumun ilgili tüm kesimlerinden gelen uyarıları dikkate alarak, kamuoyunun görüşlerine daha fazla dikkat gösterilerek, toplumun yararına olacak şekilde hazırlanmasının gerçekleştirilmesi yönünde olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, yasalar, katılımcı demokrasinin gerektirdiği ilkelerle hazırlanmalıdır. Bunu önemsemeyen, dayatmacı, tüm değerlendirmelere kulak tıkayan, anayasal yapıyı dikkate almayan bir yaklaşımla, yasamanın başarısının ortadan kaldırılacağı unutulmamalıdır.

Bu hassasiyet içerisinde ilgili taslağı değerlendirmenizi diler, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

56 konuşma daha · 26 Şubat 2004

56 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook