Gündemdeki çalışma konularına ilişkin
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 67. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Mart 2005 · 1.207 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bihlun Tamaylıgil (CHP), 8 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜNDEMDEKİ ÇALIŞMA KONULARINA İLİŞKİN); konuşma 1.207 kelime.
Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “Gündemdeki çalışma konularına ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2005-03-08-gundemdeki-calisma-konularina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, 8 Mart Kadınlar Gününün tüm Türk kadınlarına ve dünya kadınlarına kutlu olmasını diliyorum ve mücadelenin, her başlıkta, kadın-erkek birlikte yürütüleceğine inancımı tekrar vurgulamak istiyorum.
İlgili önergeyle ilgili tarihçeyi biraz hatırlatmakta fayda görüyorum açıkçası; çünkü, bundan yirmidört ay önce bu önergeyi gündeme getirdiğimizde ve sıralamalarda üst noktalara taşındığı zaman büyük bir hassasiyet oluşmuştu. Özellikle bu durumdan mağdur olan pek çok vatandaşımız, Avrupa'nın pek çok ülkesinden, yazılı, sözlü, telefonla veya gelerek bizlerle beraber oldular, mağduriyetlerini anlattılar.
Daha sonraki süreçte, hatırlayalım, 2004 yılının mayıs ayına geldik ve mayıs ayının ortalarında, sizlerin de kabulüyle Meclis gündemine alınarak, görüşülmesi gündemdeydi. Ancak, o günkü Grup Başkanvekili Sayın Çelik, geldiler, dediler ki: "Bir hafta süre verin, biz de bu yönde bir çalışma yapacağız. Söz veriyorum, bir hafta sonra bu araştırma önergesi görüşülecek." Bir grup başkanvekilinin sözü her zaman çok değerlidir; ama, bu değere saygı göstererek, verilen sözün gerçekleşmesini beklemekse, bence biraz hata oldu; çünkü, o günden bu güne neredeyse bir yıl geçti ve bugüne geldik. Bu konuda pek çok başlık kendini gösterdi, mağdurların sayısı gittikçe arttı; mağdurlar sesini duyuramadı, dernekler kurmaya başladı. Bizim görevimiz, bu mağdurların sesine kulak vermek, çözüm yolunu oluşturacak her türlü yasama faaliyetini yerine getirmektir.
Şimdi, bakıyorum, biz bunları dile getirirken, acil eylem planında değerli hükümetimizin ortaya koymuş olduğu bir madde var, verilen süre de üç ay. EDP-26 maddesinde deniliyor ki sayın arkadaşlarım: "Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, suiistimal edilmeden sermaye piyasasına katılımı sağlanacaktır." Bu ifade değerli hükümetin acil eylem planında ortaya koyduğu bir hedef. Üç ay değil, neredeyse ikibuçuk seneyi doldurduk; ne yapıldı bu konuda?
Diğer taraftan, yine Meclis çatısı altında kurulmuş, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını araştırmak üzere faaliyet gösteren bir komisyon vardı. Bu komisyonun da raporu yayımlandı. Bu raporun 143 ve 144 üncü sayfalarına lütfen bir göz atın. Burada "karşılaşılan diğer sorunlara ilişkin öneriler" başlığında, 8 inci madde diyor ki: "Yurttaşlarımızın dinî duygularını istismar eden bazı şirket ve holdingler, yüksek kâr payı vermek vaadiyle, vatandaşlarımızın mağduriyetine sebep olmuşlardır. Bu konuda, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, ilgili kurum ve kuruluşlarca yeterince bilgilendirilmeleri gerekmektedir." Bakın, burada da altı çizilen bir başlık. Peki, biz bu konuyu bütünüyle ele almakta neden duruyoruz, neden ele almıyoruz?
Geçtiğimiz yıllarda, bankacılık faaliyetleriyle ilgili bir sorun oldu; orada da bir araştırma önergesi verdik; sizlerin de yoğun katılımıyla, bu araştırma önergesi gündeme geldi, görüşüldü, oylandı, geçti ve önemli bir şekilde malî piyasalarla ilgili -sadece olayın özelinde değil- araştırmalar yapıldı; ama -nedendir bilmiyorum- tabiî, onun raporu da sekiz ay geçmesine rağmen, hâlâ görüşülmedi.
Oradaki ince altbaşlıkları da bugünkü gündemde irdelemek istemiyorum; ama, biz, bu konuda da bu mağduriyeti yaşayan insanların bize ulaşan seslerini dile getirmekte kararlıyız, bu kararı sizlerin de yürekten paylaştığına inanıyorum aslında arkadaşlarım; çünkü, pek çoğunuzla bunu görüştüm, pek çoğunuz da bu konuda büyük bir üzüntü duyduğunuzu dile getirdiniz.
Şimdi, yıllar önce Almanya'ya gitmiş, Avusturya'ya gitmiş, Fransa'ya gitmiş, Belçika'ya gitmiş yüzlerce, binlerce, milyonlarca vatandaşımız var. Bu kişiler, bulundukları ortamlarda birtakım, sözüne, inancına, ona olan bağlılığına, birlikteliğine güvendiği kişilerle karar almış, demişler ki "benim ülkem büyük bir yatırım, işsizlik içinde; ben ülkeme yardımcı olayım, bu ülkemdeki yatırımlara kaynak aktarayım. Bu iyi niyetle ve güvendiği bu birtakım başlıkları kullanan kişilerle beraber, paramı ülkeme yolluyorum diye tercih göstermişler. Sonrasında ne olmuş, denmiş ki sen paranı yatır, biz sana kâr payı vereceğiz, kurulan şirketlerle elde edilen kâr payından sen de faydalanacaksın, senin yörendeki halkın da faydalanacak, orada işsizlik kalkacak, ülke kalkınacak. Peki, sonuç ne olmuş; bir saadet zinciri oluşmuş. Kâr payını ödemek için Ahmet'ten, Mehmet'ten... Sonuçta, zincir öyle bir yere gelmiş ki, artık halka kopmuş ve bu insanlar mağdur duruma gelmişler.
Sonra, bakıyorsunuz, bu toplanan paralarla ne yapılmış; Türkiye'nin büyük otomobil fabrikası, Türkiye'nin helikopteri, Türkiye'nin motosikleti, ağır sanayi başlıkları altında yatırım hedefleri ortaya çıkarılmıştır. Ne var ortada?!.. Gidin, dolaşın Konya, Karaman, o bölgeyi; tabelalar, tabelaların altında sadece kuşların uçtuğu boş tarlalar. Bu mudur insanlara yön biçmek?! Bu mudur o insanların hedeflerini, bu duygularını kullanarak, bunlarla gelecek hedefini oluşturmak?!
Diğer taraftan, Sermaye Piyasası Kurulunun, geçtiğimiz yıllarda, bu konunun üzerine giderek, pek çok suç duyurusu olmuş, davalar açılmış, bunlarla ilgili takip olmuş; ama, nereye varılmış?.. Çünkü, yasal eksiklikler var. O yasal eksikliklerin bir an önce tamamlanması lazım.
Bir diğer başlık: Burada bir samimî bakış açısını görmek lazım. Bakın, sayıları 10'larla -100'e yakın- ifade edilen şirketler bu holdingler. Bu holdinglerin içerisinde, bir devlet, otorite denetimini istemeyen yaklaşım ortada. Bu kişilerin vermiş oldukları paranın karşılığındaki ortaklıklarını belgeleyen belgenin ne anlama geldiği bile şu an net olarak belli değil; hisse senedi midir, kâr ortaklığı belgesi midir, onun hukukî yapısı bile yok. Artı, üstüne üstlük, ortaklığının değerini bilmiyor kişiler. Değerini bilmesi için gitmesi gereken piyasa, bu tür halka açık şirketlerin hisse senetlerinin işlem gördüğü Türkiye'deki İstanbul Menkul Kıymet Borsasıdır. Buraya gittiği zaman, bu hisselerin fiyatı oluşur ve buranın ortağı olan kişi de, ortaklık değerinin ne olduğunu bilir; ama, bu şirketlerin ortakları ne demektedir; en büyük fon kullanan bir tanesinin yönetim kurulu başkanı "borsa kumarhanedir" demektedir. Türkiye ekonomisine bugüne kadar 27-28 milyar dolar katkıda bulunmuş olan bir borsaya "kumarhane" diyen bir kişi, kendisi, topladığı bu fonları yok etmiş, ondan sonra da, gidip, borsaya kumarhane demektedir. Bir tanesi, çıkıp "bunun üstüne su için" demektedir.
Biz, inançlarıyla veyahut tercihleriyle yatırımını yapmış kişiyi bu derece mağdur edenlere hesap verdiremeyecek kadar güçsüz müyüz sevgili arkadaşlarım?! Bu güç, bu Meclisin çatısı altında yok mudur arkadaşlarım?! Yoksa, gücü kullanmakta başka faktörler mi etkin olmaktadır da, bu gücü kullanmak için elimizi oynatmaktan tedirginlik duyuyoruz?.. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Şimdi, burada, bakınız, bir irade kullanan hükümet var, Meclis var; tespitini yapmış. Bizler, bu konuda, bütün detaylarıyla, sermaye piyasası faaliyetleri açısından hangi sakıncaları var, fon toplarken neler yapılmış, fon toplama yöntemleri neler olmuş, buraya transferleri nasıl gerçekleşmiş, bu transferlerden sonra bu paralar nasıl kullanılmış, bu paraların kullanımından sonra bugün gelinen nokta nedir; bu şirketlerin içindeki ortakları daha ortaklık hakkını doğru dürüst elde etmeden, bu içerideki varlıklar satışla yok edilmektedir; bunların peşinde olup, bunları takip etmekten niye çekiniyoruz?
Diğer taraftan, bankacılık sistemi, finans sistemi için bir dengeli yapı oluşturacağız derken, neden, ama, neden bu konuda çekingen davranıyoruz? Diğer taraftan baktığımızda, bu yasal çalışmalarla ilgili süreç işlemeye başlayacak; işte, Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu ve diğerleri... Değerli arkadaşlarım, biz, milyonlarca kişiyi, milyarlarca euroya varan bu paraları ve bunların yok edilmesini gözümüz kapalı seyredemeyiz. Biz, bankaları hortumlayan, o hortumladıktan sonra da, ne yazık ki, 20 banka hortumlanmış; bir tanesi de hortumlanmış; ama, diğerlerinin mağdurları herhangi bir zarar görmezken, sizin hükümetiniz zamanında bir tane ortaya çıkan İmar Bankası mağdurlarını da mağdur etmeye devam ederken, bugün, biz, yine, mağdurluğu devam eden, farklı bir başlıktaki Türk vatandaşının hakkını korumak için sizlerden burada oy istiyoruz.
Bu araştırma komisyonu kurulsun istiyoruz. Bu araştırma komisyonuyla yapılanlar doğruca tespit edilsin, gerekli yasal düzenlemeler Meclis iradesiyle ortaya konulsun ve bundan sonra, biz, 1 milyar dolar için ulusal bağımsızlığımızı bile sorgulatacak para ararken, milyarlarca dolar, milyarlarca euro para sahibi olan Türk vatandaşının önünü tıkayan bu tür engellerin sebeplerini ortadan kaldırarak, Türkiye'de yatırım yapılabilecek bir güven ortamını oluşturmamız gerekiyor. Bu yönde, bu araştırma önergesinin açılması yönünde sizlerin desteğini özellikle rica ediyorum.
Bundan sonra, bizi arayan kişilere, biz sizin arkanızdayız, her yönüyle mücadele edeceğiz diyeceğiz; ama, burada reddedilmesi, bu kişilerle olan mücadele sürecimizi bitirmeyecek. Biz, her noktada onların hakkı için mücadele edeceğiz. Bu mücadelede de, ben, sizlerin destek olacağınızı bilerek, yalnız kalmayacağıma inanıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun efendim.
BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla)- Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 8 Mart 2005