Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.: 565)
Manisa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 28. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Aralık 2010 · 955 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Arınç (AK Parti), 8 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.: 565)); konuşma 955 kelime.
Bülent Arınç (AK Parti, Manisa). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.: 565)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 8 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-arinc-23-2010-12-08-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-s-s-565-3 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, Sayın Akkuş bir eski sayın bakandan ve onun konuşmasından bahisle, benim bu konudaki bilgilerimi soruyor. Sayın Abdüllatif Şener’le siyasette çok eskiden beri arkadaşlığımız var ama aynı Kabinede birlikte görev yapmadık. Dolayısıyla müşahhas olarak o Kabinede beraber bulunmadığımıza göre, ne demek istediği konusunda bir bilgiye sahip değilim ancak bu iddiasında neyi kastettiğini ben de merak ettiğim için, dün akşam bir haber kanalında, bir televizyon kanalında üç saate yakın süreyle yaptığı konuşmayı merak etmiştim. Burada nöbetçi olduğum için takip edemedim ama görev verdim, arkadaşlarım onun kasetini bana getirdiler, izledim, daha önceki iddialarından bir kelimeyle bile bahsetmediğini gördüm. Dolayısıyla, Kabineden niçin ayrıldığı konusunda kendisi de somut bir bilgi vermemiş durumda. Ben bunun değerlendirilmesini arkadaşlarımızın takdirine bırakıyorum.
Sayın Uzunırmak, biraz evvelki konuşması içinde geçen cümleleri konuştular. Kamu görevlileri tanımı, 6’ncı madde ile yeni bir tanıma kavuşmuştur ve zenginleşmiştir içeriği. Sayın Köylü’nün biraz önce bahsettiği gibi, eskiden 1 milyonsa bu rakam, 2 milyonu bulmuştur çünkü 6’ncı maddede bu geçici süreyle görev yapanları da âdeta neredeyse kapsamaktadır.
Sayın Dibek ve bazı arkadaşlarımız, aslında İç Tüzük’ün ilgili maddesi gereğince sadece istişare amaçlı sorular soruyorlar. Ben bunları cevaplandırmaktan kaçınmam ama konumuzla doğrudan ilgili değil. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve bunun hukukta iki başlılık içerisinde bize ne getirip götürdüğü konusunda basında da yayınlanan sözlerim oldu. Bunu bir kenara bırakıyorum ancak şu anda, bildiğim kadarıyla, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulan, görüşülen, hâkim ve savcılar hakkında eğer tazminat davası açılacaksa bunun ilgili kuruma açılması konusunda bir teklif var. Bu teklifin içeriğini bilmiyorum, Komisyon görüşmelerini takip etme imkânım olmadı ancak eminim ki bu Komisyondaki görüşmeler sırasında da mesele hem Anayasa’ya uygunluk veya aykırılık hem de içeriği konusunda eleştirilecektir. Ancak hizmet kusuru sebebiyle zaten kanunlarımızda bağlı bulunduğu kuruma dair karar alınması veya dava açılması, idarenin de bu konuda rücu etme imkânı vardır. Bu konu teklif içerisinde nasıl bağdaştırılıyor, doğrusu, ayrıntısına sahip değilim.
Sayın Yaman, bakanlık teftiş kurullarının görevi ihmal veya kötüye kullanma suçlarından dolayı bu kanunun çıkmasını takiben yeterli bir inceleme yapılıp yapılmayacağını sordular. Teftiş kurullarının görevleri devam ediyor ve bu görevlerini, umarız ki yerinde ve yeterince yapacaklardır. “Sadece disiplin soruşturmasıyla ilgili mi kalacak?” dediler. Kanun’daki bu yetkiler devam ediyor. Disiplin bakımından, idari bakımdan ve cezai bakımdan ne yapılması gerekiyorsa umarım ki bunlar yapılacaktır.
Sayın Tankut, bir önceki maddeyle ve şimdiki maddeyle bağlantılı olarak “Memurlar, siyasetin -siyasetçilerin daha doğrusu- etkisinde kalarak mı bu suçları işliyorlar?” dedi. Doğrusu, buna kesinlikle hayır diyemem ama kesinlikle evet de diyemem. Olabilir ki bazı kamu görevlileri, siyasetçilerin, şu veya bu siyasi düşünceye mensup olan insanların, ellerinde yetki bulunduranların veya bulundurmayanların etkisinde kalabilmiş olurlar ama bunu tespit edecek bir veriye sahip değiliz.
Sayın Vural, 2006, 2007, 2008 yıllarında açılan davaları rakamlar olarak verdi. Bunları da sanıyorum ben daha önceki konuşmamda vermiştim. “Yolsuzlukla mücadelede bir başarısızlık söz konusu mu ki bu sayılar arttı?” buyuruyorlar. Bir defa, eskiden dört madde hâlinde düzenlenen bir Ceza Kanunu düzenlemesi tek maddeye indirgendi ve bu sebeple sayı artmış olabilir. Ancak, 2 milyon kamu görevlisi düşünürseniz, açılan dava sayısı bir yılda 12 bin civarında ise, bunun yüzde 60’ı beraatle sonuçlanıyorsa, geri kalanı orantıya vurduğumuz zaman çok büyük bir nispet olmadığını düşünebiliriz.
Biraz önceki konuşmalar içerisinde, bir arkadaşımız soru sormuştu. Ben, Adalet Bakanlığından bu konuyu acilen istedim. Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinden şu anda cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayılarını, ismini hatırlayamayacağım bir arkadaşımız merak etmişti. Aldığım rakamı söylüyorum değerli arkadaşlar: Şu anda, 257’nci maddeden ceza hükmü yemiş 20 tane hükümlü var, sadece 20 tane. 7 tane tutuklu var. 4 tane de hüküm özlü kişi var yani dosyası bozulmuş veya Yargıtay aşamasında. Toplam 31 kişi şu anda cezaevinde bulunuyor.
Yine bir rakama ulaştım; Sayın Hamit Geylani, dün yaptığı konuşmada, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan kişilerin sayısını çok ciddi bir şekilde değerlendirmişti ve bu hepimizin dikkatini çekmişti. Ama, konuşma notlarına baktım, son yedi yılı içeren bir değerlendirme yapmış. Yine arkadaşlarımızın bilgisine sunmak için söylüyorum: Bu hafta itibarıyla yani pazartesiyi esas alarak, şu anda Türkiye’de 371 cezaevinde toplam 121.952 kişi bulunmaktadır. Bunların 64.035’i hükümlü, 35.540’ı tutuklu, 21.377’si de hüküm özlüdür yani Yargıtay aşamasında bozularak veya henüz görülmemiş davaları itibarıyla. Dolayısıyla tutuklu ve hüküm özlüyü topladığınızda hükümlü sayısından daha aşağı durumdadır. Bunu her şekilde değerlendirebilirsiniz ama tutuklu bulunmaların istisna olduğunu ve tutukluluk sürelerinin uzamaması gerektiğini, kanunda bu ölçüde verilen yetkinin kötüye kullanılmaması gerektiğini ben de arkadaşlarımla birlikte her zaman savunuyor ve ifade etmek istiyorum.
Sayın İçli “657 sayılı Kanun’un 48’inci maddesini tadil ediyor musunuz?” diye sordu. Böyle bir niyetimiz yok yani kanunun içeriğinden ve uygulanmasından böyle bir tadil anlamı çıkarılmamalı diye düşünüyorum.
Sayın Işık, çok teşekkür ediyorum, hem biraz evvel yaptığı konuşmadan hem de verilen cezalar konusunda. Bu konuda -kusura bakmayın- elimde yeterli bir maddi rakam yok. Onu temin ettiğimde kendilerine ve Meclisimize ayrıca bilgi vermek istiyorum. Yalnız, biraz önceki konuşmasında Sayın Kılıç açıklama yapmış olmakla birlikte, hepimizi rahatsız eden bir konuya dikkatinizi çekmek isterim. Başkanlığım döneminde de daha sonrasında da Meclis Genel Kurulunda, grup toplantı salonlarında ve kulislerde yasama materyali dışında hiçbir şey dağıtılmaması gerekir fakat geçtiğimiz dönemlerde bir arkadaşımız memleketinin sarımsağını getirdi, hem grup toplantısında hem Meclis kürsüsüne koydu. Bir tanesi “Benim bal kabağım çok güzeldir.” dedi, onu dağıtmaya kalktı. Bir başkası kamyon kamyon karpuz, kavun getirdi, onu dağıtmaya kalktı. Bir başkası halı getirdi, onu dağıtmaya kalktı. Dönemimde yazı yazdım gruplara ve bunu yasakladım. İç Tüzük teklifi de verdim “Genel Kurulda, grup salonlarında ve diğer yerlerde -yani bizim yasama çalışması yaptığımız yerlerde- yasama materyali dışında hiçbir şey dağıtılmamalıdır.” diye. Dolayısıyla, arkadaşımız dikkat çekti yani Halk Ekmeğin veya Sayın Büyükşehir Belediye Başkanının göndermiş olabileceği ekmek veya bir başka şeyin Meclis içerisinde dağıtılmasını şık bulmadığımı, doğru bulmadığımı, yanlışlıklara yol açabileceğini hatırlatmak isterim. Keşke bir İç Tüzük değişikliği yapsak ve yasama belgeleri dışında, Genel Kurul ve diğer mekânlarda herhangi bir şey dağıtılmasına engel olsak diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, teşekkür ederim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 8 Aralık 2010