2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Manisa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 32. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Aralık 2010 · 5.903 kelime · yaklaşık 30 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Arınç (AK Parti), 14 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 5.903 kelime.
Bülent Arınç (AK Parti, Manisa). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-arinc-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Birinci tur görüşmeler üzerinde Hükûmet adına açıklama yapmak üzere söz aldım.
Söz alan parti gruplarına ait milletvekillerimizi ve şahısları adına konuşan değerli arkadaşlarımı kutluyorum. Kendileri önemli konulara temas ettiler. Bazı notlar aldım. Bunların bir kısmını şimdi, bir kısmını da sorular kısmında cevaplandırmaya çalışacağım.
Bildiğiniz gibi, bugün Başbakanlık bütçemiz var, Vakıflar Genel Müdürlüğü var, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü var, RTÜK Başkanlığımız var ve Bakanlığımla doğrudan ilgili olmayan diğer kurumlar var. Ben, bu bütçeler üzerinde sizlere sadece önemli gördüğüm birkaç bilgiyi vermek üzere sözlerime başlıyorum.
Başbakanlık bütçesi üzerinde: Türkiye, 2009 yılı başından bu yana yürütmekte olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği çerçevesinde, 2010 Eylül ayında Konseyin Dönem Başkanlığını üstlenmiştir. Türkiye, 2009-2010 yıllarını kapsayan hâlihazır Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği çerçevesinde, 2009 Haziran ayında da Konseyin Dönem Başkanı olmuştu. Bu defaki Dönem Başkanlığımız, Birleşmiş Milletlerin 65’inci Genel Kurul genel görüşmelerinin ve “Binyıl Kalkınma Hedefleri” doğrultusunda katedilen mesafenin gözden geçirilmesine dönük zirvenin gerçekleştiği döneme rastlaması bakımından da özel bir önem taşımıştır. 2020 yılına girmeden Türkiye'nin en az bir kez daha Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine aday olmasını hedefliyoruz. Bugünün dünyasında her ülkenin çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politikasının olması artık kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Türkiye’nin hedefi, aktif ve gerçekçi bir dış politika çizgisini yakalamak ve sürdürmektir. Bu kapsamda Avrupa Birliği üyeliği için samimi çaba gösteren de, Kıbrıs’ta çözüme evet diyen, Afganistan’da NATO görevi sürdüren de, İspanya’yla Medeniyetler İttifakı Projesi’ni yürüten de aynı Türkiye’dir.
Türkiye, hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir, olması düşünülemez, bugün izlenen dış politikanın istikameti de budur. Türkiye’nin, belli bir bölgeye, belli bir meseleye saplanıp kalmış bir dış politika anlayışı yoktur. Türkiye olarak her bölgeye, her ülkeye, her soruna barış ve dostluk zemininde aynı sıcak ve akılcı bir yaklaşım içindeyiz.
Başbakanlık olarak genel hedeflerimize değindikten sonra, Başbakanlık merkez teşkilatının 2011 yılı bütçe teklifi ve 2009 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarıyla, teşkilatın görev ve hedefleri hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum.
3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’a göre Başbakanlık merkez teşkilatı, Müsteşar ve beş Müsteşar Yardımcısının yönetiminde, ana ve yardımcı hizmet ve danışma ve denetim birimleri olmak üzere toplam yirmi bir birimden oluşmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık olarak 2011’le 2015 yılları arasında odaklanacağımız stratejik amaçlar şunlardır:
Ulusal ve uluslararası stratejilerin belirlenmesinde ve politikaların uygulanmasında kurumun etkinliğini artırmak.
Vatandaşa daha hızlı, kaliteli ve güvenilir kamu hizmeti verilmesini sağlamak.
Şeffaf, hesap verebilir, verimli ve etkili çalışan bir kamu yönetiminin gerçekleştirilmesine öncülük etmek.
Karar alma süreçlerine toplumsal unsurların ve bireylerin katılımına imkân veren dönüşümü sağlamak.
Kurumsal kapasiteyi geliştirmektir.
Başbakanlığın yukarıda zikredilen amaç ve hedeflerine ulaşabilmesi için 2011 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nda teklif edilen toplam ödenek tutarı 5 milyar 115 milyon 222 bin Türk lirasıdır. 2010 yılı toplam ödeneği 4 milyar 3 milyon 750 bin liraydı. Yıllık artış oranı yaklaşık yüzde 28’dir.
Bütçe artışının temel nedeni, Başbakanlık bütçesinin transfer tertibinden yardım alan kuruluşlara yapılan aktarma tutarlarının yükselmiş olmasıyla, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak ve sorunlarına çözüm üretmek, soydaş ve akraba topluluklarla sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bu topluluklara yönelik faaliyetler yürütmek amacıyla kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının Başbakanlık transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar arasına dâhil edilmiş olmasıdır.
Başbakanlık bütçesinin transfer tertibinden yardım alan kuruluşların teşkilat kanunlarında kuruluşların gelirleri arasında Başbakanlık bütçesine konulacak ödenekler de belirtilmiştir. Cari ve sermaye transfer tertiplerine konulan bu ödenekler Başbakanlık bütçesinin büyüklüğünü önemli oranda etkilemektedir. Bu kalemlerin bütçe toplamı içindeki oranı yaklaşık yüzde 88 düzeyindedir.
Başbakanlık bütçesinden ödenek transferi yapılan kuruluşlar: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, GAP İdaresi Başkanlığı, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Araştırma Merkezi, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığıdır.
2011 yılı bütçe teklifinde 4 milyar 492 milyon 299 bin lira olan yukarıdaki on iki kuruluşa hazine yardımı ve sermaye transferi olarak ayrılmıştır. 2010 yılında söz konusu rakam 3 milyar 512 bin 301 bin liraydı. Bu kalemlerdeki artış geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 28 olarak gerçekleşmiştir. Miktar olarak en büyük transfer yükseköğrenim öğrencilerinin çağdaş ve güvenilir barınma, beslenme, kredi, burs hizmetleriyle, öğrenimlerine sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle kişisel gelişimlerine destek olmak amacıyla ve sosyal devlet yaklaşımıyla hareket eden Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne ayrılan 2 milyar 408 milyon 437 bin liradır. Transfer tertiplerindeki miktar hariç tutulduğunda, Başbakanlık merkez teşkilatı 2011 yılı bütçe teklifi 622 milyon 923 bin liradır. Bu miktar 2010 yılında 491 milyon 449 bin liraydı. Dolayısıyla 2011 yılı bütçe teklifi 2010 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 26,75 oranında artmıştır. Biraz önce bahsettiğim kuruluşlara yapılan transferler hariç tutulduğunda, 2010 yılı Başbakanlık toplam ödenek teklifinin yüzde 29 küsuru yatırım, yüzde 13 küsuru personel, yüzde 48,72’si cari giderler, yüzde 8,9’u transferlerden oluşmaktadır. Başbakanlık bütçesindeki artış, tüm arşiv binalarının bir aya toplanmasını sağlayacak millî arşiv sitesi inşaatı için yatırım bütçesine 150 milyon lira ödenek ayrılmasından kaynaklanmaktadır.
2009 mali yılı kesin hesabıysa transferler dâhil toplam 2.540.172.641 liraya ulaşmıştır. Bu miktarın yüzde 2,5’u olan 63.774.010.000 personel gideri, yüzde 15,34’ü olan 389 milyon küsuru cari giderlerden, yüzde 4 küsuru olan 122 milyon yatırımlardan, yüzde 77,32’si 1.964.174.000 lira transferden oluşmaktadır.
Başbakanlık bütçesi hakkındaki bu bilgilerden sonra, Başbakanlık merkez teşkilatının yürüttüğü bazı faaliyetlere kısaca değinmek istiyorum. Başbakanlığın temel işlevlerinden birisi hükûmet programının hayata geçirilmesinde gördüğü koordinasyon vazifesidir. Kamu kesimindeki düzenleme, iş ve işlevlerin Hükûmet önceliklerini yansıtmasıyla bu öncelikler çerçevesinde tutarlılığın sağlanması Başbakanlığın gözettiği hususlardır. Bu kapsamda devlet ve millet ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla gereken düzenlemeler vakit geçirilmeden yapılmaktadır. Avrupa Birliği müktesebatının devralınmasına ilişkin düzenlemeler de buna dâhildir. Bu kapsamda aralık ayı itibarıyla çeşitli konulara ilişkin 1.125 adet kararname sonuçlandırılmış, 174 adet kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Resmî Gazete, devletin işleyişi ve hükûmetlerin icraatı açısından önem taşıyan her türlü düzenlemenin yayımlanarak kalıcı belge ve dayanak hâline dönüştürüldüğü bir tür kamusal hafızadır; arşivlerden farklı olarak herkesin bilgisine ve erişimine açıktır. Mevcut arşivlerdeki saklama koşullarının zorluğu, istenilen gazetenin bulunması için emek ve maliyet yüksekliği, günümüzde teknolojide alınan mesafe ile özel ve kamu kurumlarının talebi 1920 yılından bugüne tüm Resmî Gazete arşivinin elektronik ortamda hizmete sunulmasının gerekçelerini oluşturmaktadır.
7 Ekim 1920 tarihinden 26 Haziran 2000 tarihine kadar yayımlanmış Resmî Gazete’lerin elektronik ortama aktarılması ve fihristinin çıkartılarak kullanıcıların hizmetine sunulması amaçlanmaktadır. Yaklaşık 1 milyon sayfa ve altı yüz doksan üç cilt tutan Resmî Gazete’lerin elektronik ortama aktarılması, tarayıcı yoluyla bilgisayara aktarılması, okunması ve düzeltilmesi işlemleri için 2009 yılında gerekli çalışmalar tamamlanmış olup, e-Resmî Gazete ve donanım alımı işi ihalesi yapılmıştır. Proje, en geç bu yılın sonuna kadar tüm kullanıcıların hizmetine sunulacaktır. Böylece, büyük bir ihtiyaca cevap verilmiş olacak ve Resmî Gazete’lerin orijinal nüshalarına erişimi sağlanmış olacaktır.
Yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kodifiye edilen mevzuat, Başbakanlık İnternet sitesinde yer alan Mevzuat Bilgi Sistemi’ne aktarılmaktadır. Mevzuat Bilgi Sistemi ücretsiz olarak kullanıcıların hizmetine sunulmaktadır.
Değerli milletvekilleri, arşivlerimizin eşsiz kültürel zenginliğini gerek yurt içinde gerekse yurt dışında ilgililere sunmayı ve bu zenginliği dünyaya tanıtmayı, Türkiye'nin dış politikadaki tezlerini tarihî belgeler ışığında, bilimsel temelde desteklemeyi, yerli ve yabancı kamuoyunu aydınlatmayı hedeflemekteyiz. Arşivlerimizle ilgili bu hedeflerimiz doğrultusunda arşivlerden en ileri düzeyde yararlanılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Özellikle Osmanlı arşivleri sayı ve ilmî değer itibarıyla büyük ehemmiyete sahip olmasına rağmen, evrakları tek ve sağlıklı bir merkezde depolayacak, tasnif, restorasyon ve araştırma hizmetleri gibi birbirleriyle ilişkili ve bu maksada matuf hizmetler için kullanılacak arşiv mekânlarına sahip değildir. Bu durumu düzeltmek için İstanbul’da beş ayrı alanda dağınık hâlde bulunan arşiv ünitelerini bir araya toplamak ve arşivcilik ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek maksadıyla modern bir millî arşiv sitesinin yapımına başlanmıştır. Millî arşiv sitesinin 2011 yılında tamamlanması öngörülmektedir. Bunun gibi yatırımlarla arşivlerimizi hizmet sunum kalitesi ve erişebilirlik açısından dünyanın gelişmiş ülke arşivleriyle rekabet edebilecek bir düzeye getirmek için çalışmalarımız tüm hızıyla devam etmektedir.
Kamu kesiminde yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak idari iş ve işlemlerin sadeleştirilmesi ve kalitesinin artırılması yoluyla vatandaşlarımızın hayatının kolaylaştırılması odaklandığımız konulardan birisidir. Kamu kesiminin bütününde teknolojik imkânları ve özellikle “e-devlet” uygulamalarını önemsiyor ve etkili kullanmaya gayret ediyoruz. Vatandaşlarımızın ve iş sahiplerinin hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik olarak çabuk sonuç verecek tedbirlere ağırlık veriyoruz.
Sayın milletvekilleri, Başbakanlık olarak vatandaş odaklılık ilkesinin hayata geçirildiği öncü hizmetler de sunmaktayız. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) Projesi’yle bilişim ve iletişim teknolojilerine dayanan bir halkla ilişkiler uygulamasıyla müracaatlar her zaman ve her yerden yapılabilmektedir. BİMER kamusal iletişimi hızlı biçimde sağlarken, coğrafi uzaklığı da ortadan kaldırmış, vatandaşlarımız seslerini ülkenin en ücra köşesinden Ankara’ya duyurma imkânına kavuşmuştur. 2011 yılında BİMER sisteminin altyapısı güçlendirilecektir.
Vatandaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına insan haklarıyla ilgili konularda bilgi, materyal ve rehberlik desteği sağlanmış, böylece insan haklarına ilişkin olarak vatandaşlarımızın bilinç düzeyinin artırılması için her türlü destek verilmiştir. İl ve ilçe insan hakları kurullarının etkinliğini ve sivil toplum kuruluşlarının insan haklarıyla ilgili çalışmalara katılımını artırmayı hedeflemekteyiz.
Türkiye'nin barışı destekleme ve koruma harekâtına katılımı kapsamında gerçekleşebilecek giderler karşılığında da 246,2 milyon ödenek ayrılmıştır. Bu harekâtlar uluslararası alanda Türkiye'nin katıldığı sivil ve askerî faaliyetlerdir. Bu kaynağın kullanımı, Dışişleri Bakanlığıyla koordinasyon tesis edilerek Başbakanlığın oluruyla gerçekleşmektedir.
Avrupa Birliğinden sağlanan mali yardımlar çerçevesinde 2011 yılında Başbakanlık Teftiş Kurulunca “Yolsuzlukla Mücadele Politika ve Uygulamalarının Koordinasyonunun Güçlendirilmesi” ve Kamu Görevlileri Etik Kurulunca “Kamuda Etik Kültürünün Geliştirilmesi” isimli projeler yürütülecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken Başbakanlık merkez teşkilatının 2011 yılı Bütçe Kanunu ile 2009 yılı Kesin Hesap Kanun Tasarılarına ilişkin görüşmelerine katkılarınız ve gösterdiğiniz ilgi için gerek Sayın Başbakanımız gerekse şahsım adına teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Vakıflar, Radyo Televizyon Üst Kurulu ve Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüyle ilgili sunuş konuşmalarımı bu şekilde yapmak istemiyorum. Biraz önce konuşmalarını yapan ve değerli katkılarda bulunan milletvekili arkadaşlarımızın temas ettiği konulara cevap vermek suretiyle belki o bütçeleri de konuşmuş olacağız.
Sayın Bülent Baratalı konuşmasında, her zaman olduğu gibi, olumlu, pozitif bir yaklaşımda bulundu. Vakıflarla ilgili olarak gerek Komisyonda gerek Komisyon dışında da her zaman uyarıcı ve destekleyici konuşmalar yapıyor, kendisine teşekkür ediyorum.
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi, geçtiğimiz yıl Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetiminde belli vakıfların iştirakiyle kurulan iki üniversitedir. Bu üniversitelerin kanunları Meclisimizden çıkmıştır. Bu Vakıflar Kanunu’nun 52’nci maddesinde üniversite kurulmasının kanuni dayanağı da bulunmaktadır.
Sayın Baratalı’nın söz konusu ettiği konu önemli bir konudur çünkü ecdadımızın sadece fakirlerin ve yoksulların karşılıksız olarak tedavi görmesi amacıyla bağışladığı bu hastanenin ne duruma geldiği bir tartışma konusu olmuştur. Hatta bu kanunlarla ilgili olarak, bildiğim kadarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Anayasa Mahkemesine de bir müracaatı bulunmaktadır.
Ben sadece açıklamak için şu bilgiyi veriyorum. Vakıflar Meclisi kararımızda Bezmiâlem Valide Sultan’ın vakfiyesi doğrultusunda yüzde 20 oranında, fakir ve garip hastalara çağın gereklerine uygun, ücretsiz teşhis ve tedavi şartı getirilmiştir. Bu aynen devam etmektedir.
Bezmiâlem Vakıf Gureba Hastanesinin kurulacak üniversiteye mülkiyetinin devri söz konusu değildir, sadece intifa hakkı verilmiştir.
Yine, Vakıflar Meclisi kararımızda, bu üniversitelerde okutulacak öğrencilerden yüzde 20 oranında, ihtiyaç sahibi ailelerin çocukları için tam burslu olarak okutulması şartı da bulunmaktadır. Bezmiâlem Vakıf Gureba Hastanesi şu anda üniversiteye bağlı araştırma ve uygulama hastanesi olarak hizmete devam edecektir.
Bildiğiniz gibi, ikinci vakıf üniversitemiz de Fatih Sultan Mehmet Üniversitesidir, geçtiğimiz günlerde akademik eğitim yılına başlamıştır.
İzmir ve Manisa’da yapılan bazı vakıf çalışmalarında, daha doğrusu restorasyonlarda yolsuzluklar saptandığı ve bununla ilgili olarak neler yapıldığı söz konusu edilmiştir. Bu konuda da Sayın Baratalı haklıdır. Ancak şunu öncelikle söylemeliyim, kendisi de her zaman takdir etmiştir: 2003 ve 2009 yılları arasında, bizim, İzmir’de yaptığımız restorasyon çalışmaları tam 71 adettir. Bunun içerisinde Urla, Tire, Selçuk, Ödemiş, Menemen, Menderes, Konak, Karaburun, Bergama, Çeşme’de bulunan camiler, külliyeler, mescitler, hanlar ve diğerleri bulunmaktadır, 71 adet. Şu anda da tam 4 tane restorasyon devam etmektedir, bunlardan birisi Hisar Camisidir, Hacı Mehmet Ağa Camisidir ve diğerleridir.
Aynı şekilde Manisa’da 2003-2009 yılları arasında 41 adet eser restore edilmiştir, şu anda da 6 tanesinin restorasyonu devam etmektedir.
Görüldüğü gibi kapsamlı bir çalışma yapılmaktadır ve bu da halkımız tarafından takdirle karşılanmaktadır.
2004 ve 2008 yılları arasında, yani benim Bakanlık görevime gelmeden önce, bir vesileyle, 38 adet proje temini, 41 adet restorasyon, 23 adet işle ilgili müşavirlik hizmetinin mevzuata ve restorasyon tekniklerine uygun olarak yapılmadığı, bu tespitler üzerine de bizzat Genel Müdürlük tarafının -18 Mayıs 2007- talimatıyla inceleme ve soruşturma çalışmaları başlatılmıştır, daha sonra da bu, soruşturmaya dönüştürülmüştür. Olayların üstünün kapatılması veya raporların rafa kaldırılması söz konusu değildir. Bu konuda hassasiyetinizi paylaşıyoruz ve takipçisiyiz. İnceleme ve soruşturma çalışmaları 2009 yılında tamamlanmış olup bu çalışmalar sonucunda 1 personelin sözleşmesi feshedilmiştir, Bölge Müdürü dâhil 6 personel hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur, 2 personel hakkında disiplin yönünden işlem tesis edilmiştir; fazla ödeme olarak tespit edilen 8 milyon 909 bin 872 liranın ilgili personel ve yüklenicilerden tahsili için tazmin yönünde işlemler başlatılmıştır. Toplam 30 adet firma ve kişi de kamu ihalelerine girmekten yasaklanmıştır.
Manisa Demirci Yakup Çelebi Camisi, Manisa Kula Emre Camisi, Urla Denizli Camisi, yanlışım yoksa, Kemeraltı Camisi ve Merkez Çorakkapı Camilerinin onarımları tamamlanmış ve kabulleri de bitmiştir. Hâlihazırda ibadete açık olan camilerle ilgili bir problem söz konusu değildir.
Vakıf kültür varlıklarının projelerinin hazırlattırılması ve restorasyonlarının gerçekleştirilmesi işlevi Vakıf Kültür Varlıkları İhale Yönetmeliği’ne göre gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede, ihaleler de Genel Müdürlüğümüz İnternet sitesinde yayınlanarak yeterli katılım ve rekabetin sağlanmasına azami gayret sarf edilmektedir. İhaleler açık ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, ihalelerde restorasyon işini üstlenecek yüklenicilerin seçiminde tecrübe ve deneyimlerini gösteren iş deneyim şartı, restorasyon işinde işin başında belirli bir süre deneyimi olan mimarların bulunma şartı getirilmiş, bu noktada seçici davranılmaktadır.
Bir sorunuz da İstanbul’da Kaptanı Derya Halil Paşa Camisi’nin ne olduğu konusudur. Bu konuda daha evvel sizlere cevap verilmiş olması gerekir. Bir yazılı cevap var. Bununla vaktimi geçirmeyeyim. Size ayrıca takdim edeyim müsaade ederseniz.
Değerli arkadaşlarım, vakıf taşınmazlarının tespit ve belgelenmesi çalışmalarında teknolojinin elverdiği en son bilişim altyapısına sahibiz. Hâlihazırda taşınmazlarla ilgili tüm bilgi ve belgeler dijital ortama aktarılmış olup, geliştirilen yazılım sistemleriyle, taşınmazlar dijital ortamda takip edilmektedir. Bu çerçevede Coğrafi Bilgi Sistemi, Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi, Vakıf Bilgi Yönetim Sistemi, Vakıf Taşınmazları Yönetim Sistemi ve Sanat Eserleri Bilgi Yönetim Sistemiyle bilişim altyapımız tamamlanmıştır. Bu konularda bir eksikliğimiz bulunmamaktadır.
Sayın Baratalı konuşmaları sırasında Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak da bir iki konuya temas etti. “Yurt dışı görevlere iletişim fakültesi mezunlarının atanması gerekirken, neredeyse ilköğretim mezunu kişiler atanmaktadır.” Bu doğru değildir. Yurt dışına atama veya geçici görevlendirmeyle tayin edilenlerin tamamı üniversite mezunudur. Bizim kanun hükmünde kararnamemize göre iki yıllık süre yeterli olmasına rağmen, yurt dışına görevlendirilenlerin tamamı, Genel Müdürlük emrinde en az beş yıl çalışanlardır.
Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün bulunmadığı şeklindeki sözleri… Bunları geçtiğimiz günlerde yapılan bazı toplantılarda da dile getirmiştim. Basın Kanunu’muz yazılı basınla ilgili, RTÜK de radyo ve televizyon yayıncılığıyla ilgili konuları düzenlemektedir. Şüphesiz, şu anda haklarında dava açılmış ve bu davalar sebebiyle mahkûmiyet kararları alınmış, cezaevinde veya cezaevine girmek üzere olan basın mensubu arkadaşlarımızın bulunduğu bir vakıadır. Bu konudaki rakamlar muhteliftir. Bu rakamların içerisinde, gazeteci sıfatını taşımasına rağmen başka suçlardan, diyelim ki adi suçlardan veya terörle mücadele kapsamında kalan suçlardan da hüküm giyenler vardır sayıları az olmakla birlikte ama sanıyorum, Sayın Baratalı’nın da, hepinizin de söz konusu ettikleri, düşüncelerini ifade etmekten, yazmaktan, çizmekten, gazete çıkarmaktan dolayı cezaların alınmış olmasıdır. Basın Kanunu’muzda üç madde bunlarla ilgilidir ve genelde idari para cezası ve buna eş değerde başka yaptırımlar söz konusudur ancak Türk Ceza Kanunu’nun özellikle üç maddesi, soruşturmanın gizliliğini ihlal veya adli yargıyı etkilemeye teşebbüs ve ona benzer bir maddeyle ilgili olarak çok sayıda dava açılmaktadır. Soruşturmanın gizliliği esastır, Ceza Muhakemesi Kanunu bunu öngörüyor. Bunu esas olarak kabul edince, peki bu maddelerden dolayı ceza almak acaba keyfî mi? Muğlak olan ifadelerin yorumlanması suretiyle mi veriliyor? Acaba suçun unsurlarını daha belirgin hâle getirsek, geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir yasama çalışması gibi, bu arkadaşlarımızın mağduriyeti önlenebilir mi? Bu konuda, hem Başbakanlık Basın-Yayın hem de Adalet Bakanlığımızla ilgili çalışmalar yaptık. Çalışmalar önemli bir noktaya geldi. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin bir toplantısında, daha sonra Anadolu Ajansının bir uluslararası toplantısında da bunun ana dinamikleri üzerinde durmuştum. Suçun unsurlarını netleştiriyoruz ve ceza hadlerini daha aşağılara çekiyoruz. Böyle bir düzenleme bütçe dolayısıyla belki aralık ayı sonuna kadar gelmeyebilir ama emin olun ki herhâlde, ocak ayında bunu hep beraber gerçekleştireceğiz.
“Yerel basına ne tür destek sağlanıyor?” Hemen hemen yirmiye yakın desteğimiz var. Ücretsiz haber ajansı aboneliği yapıyoruz, yılda iki defa yerel medya eğitim semineri, İnternet sitemizden Anadolu Haberler Bülteni yayınlanıyor, yerel basına tasarım, mizanpaj gibi teknik altyapı desteği veriyoruz, Anadolu Basını Özendirme Yarışı yapıyoruz, yerel gazeteciler için mesleki gezi ve değişim programı başlatıyoruz, TRT’de yayınlanacak “Anadolu’nun Sesi” programı ile yerel medyayı ülke gündemine taşıyoruz, birtakım sosyal haklar ve basın kartında da iyileştirmeler sağlıyoruz. Vaktim bu kadar izin veriyor, müsaadenizle bu konuyu geçmek istiyorum.
Sayın Sırrı Sakık’ın konuşmasıyla bağlantılı olarak, asıl bir başka konuyu belki sözlerimin sonunda ifade edeceğim ama RTÜK’le ilgili eleştiriler yapılırken -başka arkadaşlarımızın da bu konuda eleştirileri oldu- televizyonlardaki bazı dizilerde şiddete yönlendirilme veyahut da ırkçılık yapılması, Türkiye’deki bütünlüğümüzü bozacak, bizi birbirimize düşman edecek, infiale sevk edecek ögeler bulunduğu şikâyeti yapıldı. Bu şikâyetinizde tamamen haklısınız. Maalesef bazı televizyonlarımızdaki diziler rating uğruna veya ideolojik sebeplerle bu ölçüde olabiliyor. Radyo Televizyon Üst Kurulu bu konuda resen de şikâyet üzerine de inceleme başlatıyor, rapor tanzim ediyor ve buna göre bir müeyyide uygulamasına gidiyor.
Sadece, sözünüzün arasında, konuşmanızın arasında bir “Vadi...” tam özel ismini söylemeyeyim, böyle bir diziyle ilgili olarak “Ne yapıldı?” diye sormuştunuz. Bizim şu andaki mevcut yasamıza göre önce uyarı, sonra program durdurma ve diğer müeyyideler geliyor. Yeni RTÜK Kanunu’nda suçun vahametine veyahut da işlenen -ne diyeyim- temanın vahametine göre, en ağırından başlamak üzere, bir müeyyide sistemi getirdik ama bu diziyle ilgili olarak 3 kez para cezası verilmiştir. Ayrıca, pek çok defalar da uyarı ve program durdurma cezası verilmiştir. “Hâlen devam ediyor.” derseniz aynı ögelerle birlikte, esasen bizim şikâyetimiz de budur çünkü mevcut RTÜK Kanunu’na göre vereceğiniz her müeyyide maalesef uygulanamamaktadır. En küçüğünden başlamak zorundasınız ve hepsinde yargı yolu var, kesinleşmeden de bunu infaz etmek mümkün olmuyor.
Sayın Cumali Durmuş da konuşmalarında yine RTÜK’le ilgili olarak bazı konulara temas etmişti: “RTÜK’ün 50 televizyon izleyebildiği, hiç radyo dinlemediği...” Bunlar doğru değil. Şu anda RTÜK merkezinde Sayısal Kayıt Arşiv ve Analiz Sistemi, “SKAAS” dediğimiz bir sistemle 110 televizyon sürekli izlenmekte ve kayıt tutulmaktadır. Radyolar bölge müdürlüklerinde dinlenmekte, Ankara’da 72 kadar radyo dinlenmektedir. Ayrıca, emniyet müdürlüklerinde de dinlenmektedir. 110 televizyon SKAAS kapsamında, 72 radyo yine bu kapsamda, 181 il ve ilçe yayınında da kayıtlar Ankara’ya getirilmektedir.
Yine Sayın Durmuş’un konuşmasında ifade edilen “Terör örgütü yanlısı yayın yapmak veya bu yayınlara bir şey yapılmadığı...” Bu da doğru değildir çünkü 3984 sayılı RTÜK Kanunu’nun 4/y fıkrası suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması amacını getirmektedir. 4/y maddesini ihlalden yani biraz evvel okuduğum yayın ilkelerine aykırı yayın yapmaktan 2010 yılının ilk on ayında 10 müeyyide uygulanmıştır. 2005 ile 2010 arasında ise toplam 80 müeyyide uygulanmıştır. Bununla ilgili şikâyetler de hem izleme sonucu hem de bireysel şikâyetler tarafından dikkate alınmaktadır.
İzleyicilerin televizyon yayınlarından duydukları memnuniyetsizlikler, RTÜK tarafından gerçekleştirilen televizyon izleme eğilimleri, radyo dinleme eğilimleri, kadınların televizyon izleme eğilimleri gibi farklı kamuoyu araştırmalarıyla tespit edilerek sonuçlar yayıncılarla paylaşılmaktadır. Biraz önce söylediğim yayınların şiddet kullanımını özendirici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmaması gerekir. Bunlarla ilgili 2002 ile 2010 arasında 206 müeyyide uygulanmıştır. 1 Ocak 2010’la hemen hemen geçtiğimiz ay arasında da 13 müeyyide uygulanmıştır.
Değerli milletvekilleri, bugün bütçesi olmamasına rağmen, Değerli Arkadaşımız Plan Bütçe Komisyonunda da ve her fırsatta da ileri sürdüğü –Sayın Osman Kaptan Arkadaşımdan bahsediyorum- TRT’yle ilgili bazı konuları gündeme getirdi. Ben prensip olarak, konuştuğumuz konudan farklı olanlara gerçekten Meclis Başkanımızın da bağlı olduğu İç Tüzük sebebiyle cevap vermemeyi yeğliyorum ama bu davranış devam ediyor ve bu aslında sadece TRT’yle ilgili değil, burada hazır bulunmayan, cevap vermek imkânı olmayan Anayasa Mahkemesi Başkanı gibi veya bir başka kurumun mensubu gibi, isim zikredilerek, kendilerini küçültücü bazı konuşmalar da yapılmaktadır. Bu herhâlde doğru bir şey değildir. Yani kendisini savunma imkânı yoksa, bir yerden müdahale edip “Hayır, öyle değil. Ben şunu açıklamak istiyorum.” diyebilmesi mümkün olmayan bir kişiyi burada özel ismiyle ortaya koymak doğru değil. Kanaatimi paylaşıyorum. Sayın Başkanlar da zaten bunlara azami dikkati gösteriyorlar. Ama TRT âdeta böyle vur abalıya kabilinden eleştiri konusu yapılıyor. Bu eleştirilerin bir kısmı doğru olabilir ama söze getirdiğiniz, gündeme getirdiğiniz konularda haklı değilsiniz.
Bakınız, sadece birkaç cümleyle bunu açıklamak istiyorum. TRT Genel Müdürünün şahsından hep bahsediyorsunuz. Genel Müdürlük bir kanuna kavuştu. Genel Müdürü var, Yönetim Kurulu var, Yönetim Kurulu üyeleri var. Bu Genel Müdürün göreve geldiği 23 Kasım 2007 tarihinde personel sayısı 7.500 kişiydi, bugünkü sayı, bu süre içerisinde yani üç yıldan bu yana 9 yeni televizyon kanalı açılmasına rağmen -şu anda TRT’nin 14 kanalı var- 3 yeni dergi çıkarılmasına, 5 yeni radyo kurulmasına rağmen 7.365 kişidir. Yani göreve geldiği günden daha az elemanla bugün TRT hizmetlerini yürütmektedir ve çoğu zaman söylüyorsunuz: “Ben bu kadrolarla 40 tane kanal kurarım.” Ee bunun doğru olduğu da ortaya çıkıyor. Çünkü 9 kanal bu dönemde açılmıştır. TRT Arapça’dan, TRT Şeş’ten, TRT Turizm ve Belgesel Kanalından, TRT Anadolu’dan bahsediyorum. Sizler de bunları herhâlde çok iyi biliyorsunuz.
“Yandaş” diye isimlendirilen basından 35 kişi alındığı, diğer basından hiç kimsenin alınmadığı: TRT konusunda bana sürekli sözlü ve yazılı soru önergeleri geliyor, hepsini cevaplandırıyorum. Bu konu da orada cevaplandırılmıştır ama inanın ki bu haksızlıktır. Biz, şu basın veya şu radyo veya bu televizyon veya şu gazete diye ayırt etmiyoruz. İşini iyi yapan, yayıncılıkta başarılı olan, arkasında herhangi bir şaibesi bulunmayan gazetecilerle çalışmak bizim görevimizdir ve şu anda 50’den fazla, hemen hemen basının bütün -ne diyeyim ona- her yönünden ve her tarafından arkadaşlarımız çalışmaktadır. Bunlar isim isim de daha önce soru önergeleriyle bildirilmişti. Ben, Meclis kürsüsünden isim açıklanmasını doğru bulmuyorum ama yeri geldiği ve arzu ettiğiniz zaman da bunlar açıklanabilir.
TRT’ye naklen geçiş yöntemiyle zabıt kâtibi gibi mesleklerin alındığını ama iletişim mezunlarının alınmadığını belirtiyorsunuz. İletişim fakültesi mezunlarının özellikle bu alanda yeterince iş bulamadıkları kanaatini ben de taşıyorum. Bu yüzden, bana bağlı olan kurumlarda -TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın- halkla ilişkiler ve iletişim fakültesi mezunlarının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söylüyoruz ancak biliyorsunuz ki KPSS puanı, belli bir noktaya gelince ayrıca özel bir yarışma sınavı ve arkasından mülakatla bu işler oluyor. Sadece iletişim fakültesi mezunlarına pozitif ayrımcılık tanıyarak diğer fakülte mezunlarını bunun dışında tutmanın da herhâlde doğru olmadığını düşünüyorum.
Naklen yöntemiyle TRT’ye girenlerin büyük bir kısmı iletişim mezunudur. 100’e yakın iletişim mezunu naklen geçişle alınmış, bunların da isimleri bizim tarafımızdan mahfuzdur. TRT’ye alınan basın müşavirlerinin tamamı iletişim mezunu ve sarı basın kartı sahibidir. Bu kişilerin kendi mesleklerini icra edecekleri TRT’ye gelmelerinden daha doğal bir şey olamaz.
Sayın Osman Kaptan, konuşmanızda TRT’yi “Tayyip Radyo Televizyonu” olarak nitelendirdiniz. Bu benzetme size aittir ve siz iddia ediyorsunuz ki TRT’de çalışan herkes veya TRT’ye alınan her kişi AK PARTİ Hükûmetine veya İktidarına yandaştır, onların verdiği görevleri yerine getiriyor ve onlarla birlikte hareket ediyor. Bu çok bütüncül bir kötülemedir. TRT buna müstahak değil. Bu yanlıştır. O kadar yanlıştır ki, mesela siz TRT kadrosunda olup da bazı bakanların yanında çalışan TRT çalışanlarını söylüyorsunuz ama unuttuğunuz bir gerçek var. Sayın Deniz Baykal’ın da, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da en yakınında, en azından dört beş yıldır çalışan ve onların her ikisine sizlerden çok daha yakın olan 2 görevli var, birisi Baki Özilhan, birisi de Baha Ülgen’dir. İkisi de TRT mensubudur, TRT’den maaş almaktadır ve TRT’den geçici görevle Cumhuriyet Halk Partisinde görevlendirilmiştir.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)Ne alakası var?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Çok alakası var. O kadar şeyler söylüyorsunuz ki sonunda mecbur kaldım. Bu ikisi de değerli insanlardır. Meclis Başkanlığım dönemimde Baki Özilhan’ın ne kadar dürüst, çalışkan, başarılı bir gazeteci olduğunu bilen bir insanım. Ama sanki bütün TRT çalışanları AK PARTİ’nin emrinde ve hizmetinde. Hayır. Büyük bir kurumuz biz ve bizden istenen elemanları da her partiye tahsis etme noktasında şüphesiz, milletvekillerimize veya genel başkanlara, bugüne kadar devam ettik.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Bizim talebimiz üzerine geldiler.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Sayın Baki Özilhan ve Baha Ülgen için, TRT mensubu olması, TRT’den maaş alması, geçici görevle Cumhuriyet Halk Partisinde görevlendirilmiş olması bir eksiklik değil. Ama başkaları için bulduğunuz eksikliği bu arkadaşlar için görmüyorsanız, sadece onu hatırlatmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Emsal değil Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakın…
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Eleştirileri bununla mı göğüslüyorsun?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Hayır. Lütfen… Lütfen…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)500 tane örneği var.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Ona da geleceğim, ona da geleceğim.
Bakın, Şahin Mengü salonumuzda bulunuyor. Sayın Mengü’nün değerli kızları da daha bir ay öncesine kadar TRT Türk’ün Tahran muhabiriydi.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Hayır, hayır, hayır…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Değerli arkadaşlarım…
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sizin hiçbir zaman kadronuzda olmadı, Haber One Ajansının Tahran temsilcisiydi.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Biliyorum, aynı şeyi söylüyorum ben de.
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sizin kadronuz değil ki. Sizin kadronuz değil ki Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Bakın arkadaşlar…
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sizin kadronuz değil. Bana Genel Müdürünüzün yazısı var.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Hayır, ben sorulmasa söylemezdim, niye söyleyeceğim?
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Genel Müdürünüzün yazısı var “Bizimle alakası yoktur bu personelin.” diye, hadise bu.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Elbette…
Şunu söylüyorum: TRT Türk TRT’nin kanallarından biridir. TRT Türk’e haber yayını yapan, haber akışı yapan One Ajans… Onlarca sorunuz var “Kimdir bu One Ajans?” diye. One Ajansın Tahran şubesinde muhabir olarak çalışan arkadaşımız Sayın Mengü’nün çok değerli kızlarıydı yani bunda gocunacak bir şey yok. Şimdi de başka bir özel televizyon kanalında gazetecilik yapıyor. Yani TRT cüzzamlı bir kuruluş değil, TRT ayıplı bir kuruluş değil; TRT’de çalışmak bir onur, bir şeref, ben bunu söylemek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, şu anda TRT’nin temizlik ihalesini alan firmanın çok değerli arkadaşlarımızla başka bir ilişkisi var ama sözü uzatmayacağım. Eğer elinize taş alıp da camları kırmaya başlarsanız kendi camınızın kırılma ihtimali olabilir, lütfen bu konulara dikkat edin.
TRT sizin oyuncağınız değil…
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)Sizin oyuncağınız, sizin.
RASİM ÇAKIR (Edirne)Sizin oyuncağınız da değil.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)TRT’de de, başka kurumlarda da kimlerin hangi siyasi parti mensubu olduğunu, kimlere çalıştığını az çok biliyoruz.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir)Açıklayın…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Ama lütfen herkesin, her şeyin açıklanacağı bir zeminde değiliz.
Meclis Başkanlığı zamanında “Burada kimler, kimler çalışıyor?” diye sorulduğunda ben bir çalışma yaptım. Sayın Anadol’la o zamanlar biz çok iyi görüşürdük.
RASİM ÇAKIR (Edirne)Sayın Bakan, sirkatin söylüyorsun, şecaat arz ederken sirkatin söylüyorsun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Burada her partinin genel başkanının, milletvekillerimizin, bakanlık yapmış insanların yakınları görev aldı. Bunların isimlerini az çok biliyorum, envanteri var ama bu çok doğal bir şey, bunu kötülemeye gerek yok. Sadece AK PARTİ’ye husumet içerisinde “Şu sizin bilmem neyiniz.” diye ortaya çıkarsanız bu yanlış olur.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir)Ölçüyü kaçırdın, ölçüyü.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Onun için, TRT daha düne kadar yani 2007’den öncesine kadar hakkında kitaplar yazılan, “çiftlik” diye nitelendirilen, sivil ve askerî bürokrasiden, yüksek yargıdan, siyasetten çok önemli insanların kızlarının, baldızlarının, kardeşlerinin, amcalarının iş bulduğu bir çiftlikti; bugün o şekilde değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) TRT’yi korumak zorundayız, böyle şey olmaz. (CHP sıralarından gürültüler)
RASİM ÇAKIR (Edirne)Şimdi de sizin çiftliğiniz!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Değerli arkadaşlar, siz sorduğunuz için size dönerek söylüyorum ama Genel Kurula hitap ediyorum. Söylediğiniz her konuyu araştırarak ve vicdanen düşünerek hareket etmeniz lazım. Sadece 1 arkadaşımızı, 2 arkadaşımızı göstererek bir kurumu bütünüyle kötülemek elbette doğru değil. TRT yayınlarını izlemiyor olabilirsiniz ama bugün TRT yayınlarını binlerce, milyonlarca insan izliyor. Sadece TRT Arapça kanalının 300 milyondan fazla izleyicisi var.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Bakanım, dava açılmadı mı 3 tane daire başkanı hakkında.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)TRT Şeş’in 100 milyondan fazla izleyicisi var, TRT Haber’in Türkiye'de rating’i çok yüksek. Niye bunları kötüleyelim? On dört tane kanal açmış bir kurumun bu kadar iyi faaliyetlerini görerek göz kapatmak yerine “Teşekkür ederiz ama şöyle olsa daha iyi olurdu.” demek doğru düşmez mi değerli arkadaşlarım?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Dava açıldı hakkında 3 tane daire başkanının.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)3 tane daire başkanı hakkında dava açıldı Sayın Bakanım, savcılık iddianamesi ortada.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Değerli arkadaşlarım, lütfen, ben kimseyi incitmemeye çalışıyorum ama orada bunu konuşuyoruz, burada bunu konuşuyoruz, kulise çıkıyoruz bunu konuşuyoruz. Yahu, TRT’den, şu elinize tutuşturulan kâğıttan başka bildiğiniz bir şey yok mu Allah aşkına, onu söyleyin onu konuşalım.
Ben şu kadar, bana bağlı kurumların bütçesini size sunmadım. Neden? Bunları zaten biliyorsunuz. Plan Bütçe Komisyonu… Yazıldı ve yayınlandı. Ben sadece sizin sorularınıza cevap vererek -çünkü oradaki on dakika buna yeterli olmayacak- sizi aydınlatmaya çalışıyorum ama burada bütçesi konuşulmayan bir kurumu, vur abalıya, her gün dövmeye kalkıyorsunuz; yazıktır, günahtır. TRT’den eleman gönderilmiş, Anayasa Mahkemesi Başkanının düğününde çalmışlar söylemişler. Bunun Plan Bütçe Komisyonunda cevabı verildi. Anayasa Mahkemesi Başkanı özel olarak yazı gönderdi bunu iddia eden arkadaşımıza. Bunlar kadrolu sanatçılar değil, akitli, sözleşmeli sanatçılar; bunların herhangi bir yere gidip program yapmasına engel yok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı not gönderiyor, “2 milyar 800 milyon da ödedim.” diyor. Bunu böyle sakız gibi burada her defasında çiğneyerek kendisi hazır bulunmayan bir insan için bunu bir küçültme vesilesi yapmak çok doğru değil arkadaşlar.
Bakınız, değerli kardeşlerim, burada MHP Grubu adına konuşan bir arkadaşımız, Sayın Özkan, Hükûmet olarak bizi çok yaralayıcı, çok rencide edici bir konuşma yaptı. Tutanak elimde, ikinci bir hata yapmak istemiyorum bunları okumak suretiyle. Bu tutanakları herkes alabilir, herkes okuyabilir. Eminim basın mensupları da bu tutanakları okuyacaktır. Bizi terör örgütüyle baş başa vermekle, onlarla anlaşmakla, onların başındaki adamı Başbakan veya bir başka şey yapmakla itham eden çok yakışıksız, çok çirkin bir konuşma. Bu, nereden bakarsanız bakın kabul edilecek bir konuşma değildir. Sayın Şandır ve arkadaşları da eminim yani yapılan bu konuşma sebebiyle üzülmüşlerdir. AK PARTİ Grubu adına bir arkadaşımız cevap verdi, ben de Hükûmetim adına bir cevap vermek istiyorum: Bu külliyen yalandır. Böyle bir iddia ve iftira “belki” sözleriyle geçiştirilemez ve hatta, şu eksikliği söylemem gerekir: “Bu Öcalan denen kişiyi siz gelir Meclise de sokar, Başbakan da yaparsınız.” Bu, Öcalanı’ı methetmektir aslında, Öcalan’ın propagandasını yapmaktır. Bunu söylüyorsunuz da Bengi Yıldız’ın “Sayın Öcalan” demesine niye karşı çıkıyorsunuz? O, sadece “sayın” kelimesiyle belki bu saygısını ifade ediyor, siz onu Başbakanlık noktasına kadar bile getirmeye çalışıyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu fevkalade yanlış bir şey. Bu arkadaşımız, Meclis Başkanlığı bütçesi üzerinde de konuşuyor. İç Tüzük’ün 176’ncı maddesi “Başkanlık Divanı bütçeyi sevk eder.” diyor, altında imzası olan bir bütçenin aleyhinde konuşamaz. İç Tüzük’ün 42’nci maddesi, “Komisyonda muhalefet şerhi yazmamışsa, aleyhte düşüncesini ifade etmemişse, kürsüye çıkıp aleyhte konuşamaz.” diyor. Geçen sene de bunu yaptı, bu sene de bunu yapıyor değerli arkadaşlar. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurallarını Başkanlık Divanı üyeleri eğer kullanmayacak ve onlara cesaret vereceksek biz böyle çok yanlış bir iş yaparız. O yüzden arkadaşımızın konuşması tutanakta, inşallah çıkarılmaz, bütün web sitemizde de yayınlandığı için pek çok insanın da bilgilerine mutlaka sunulacaktır.
Bir cümleyle sözlerimi toparlamak istiyorum: Şahin Mengü arkadaşımız “Örtülü ödenek rakamı başlangıçta çok küçük gösteriliyor. Bunun nedeni nedir? Bu ödenek kapsamında ne kadar harcama yapılmaktadır?” Hepimiz biliyoruz, 5018 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesinde örtülü ödeneğin tanımı yapılmış ve bu ödenekten nerelere harcama yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Kanun’da örtülü ödenek “…kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenek” olarak tanımlanmıştır.
KAMER GENÇ (Tunceli)Miktarı ne kadar?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Uluslararası ya da ulusal ölçekte meydana gelebilecek ve örtülü ödenek harcamasını gerektirecek gelişmeler önceden öngörülemediğinden, bütçe yılı başında bu ödenek için sadece tertip açılmakta, daha sonra ortaya çıkan devlet ihtiyaçlarına göre yıl içinde aktarma yapılarak harcama gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle, başlangıçta tahmin edilen bütçe ile gerçekleşen bütçe karşılaştırması bu ödenek için söz konusu değildir. Kanunla çerçevesi çizilen hususların dışında bu ödenekten Başbakanlık için yapılmış herhangi bir harcama yoktur. Başbakanlığın açıklık ve şeffaflık politikası gereğince, örtülü ödenekten yapılan harcamalar 2006 yılından beri Başbakanlık faaliyet raporlarıyla kamuoyuna açıklanmaktadır. 2010 yılında örtülü ödenekten şu ana kadar 383 milyon 170 bin 247 lira harcanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Sırrı Sakık konuşmasında önemli konulara temas etti; Meclis başkanlarını seyahatleri itibarıyla eleştirdi, Kürtçe konuşmaktan bahsetti, TRT’den ve RTÜK’ten bahsetti. Bir kısmına cevap verdim ancak şu konuyu da açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum çünkü kendileri büyük bir samimiyetle bunu söylediler. Kürtçe bir dildir, kültürümüzün önemli bir ögesidir. Ana dili olarak bunu konuşan milyonlarca insan vardır hem Türkiye'de hem bütün coğrafyada, bunu inkâr etmek akıllılık değildir. Bunu inkâr edenler otuz sene evvel, kırk sene evvel, elli sene evvel bu ülkede oldu, şimdi onların yüzüne bakan yok, kendileri de çok mahcup. Bu dil var ve yaşıyor. Bu dilin alfabesi var, grameri var, edebiyatı var, folkloru var, bunu inkâr etmek akıl kârı bir şey değil. Elbette bunu bildiğimiz için, bugüne kadar yapılan düzenlemelerle taa 2000, 2001 yılından başlayarak -o günkü hükûmeti eleştirmiyorum, doğru olanı yaptılar- Avrupa Birliği sürecinde sıfırdan başlayarak bir noktayı bir özgürlük alanı hâline getirmek istediler ama bugün, en son, bizim RTÜK’te yaptığımız yönetmelik değişikliği ile kendi ana dilinde günlük lisanını konuşan insanların yirmi dört saat televizyon ve radyo yayınına izin verildi. Komisyonda açıklamıştım, on beş tane yerel televizyon, radyo, iki tane de ulusal televizyon, Kürtçe, Zazaki, Sorani, Arami, bu dillerde yayın yapmak üzere de izin aldı. Bunlar her yerde konuşulabilir, her yerde bunun önü açık. Biz bunun da kapanmasını hiç düşünmeyiz. Sanıyorum ki hepimiz bu kanaatteyiz. Ama yapılan bir iş var. Grup toplantısında veya Meclis Genel Kurulunda Kürtçe konuşuyorsunuz. Bu Kürtçe konuşmak şu anlamdaysa belki makul olarak karşılayabiliriz: Yani “Siz bunu inkâr etmeyin, ‘bilinmeyen bir dil’ olarak da yazmayın. Bu bize hakarettir. Bu dil vardır ve işte ben onu konuşuyorum. Dünyanın gerçeği de budur.” diyorsanız ki ben öyle anlıyorum…
SIRRI SAKIK (Muş)Aynen, evet, onun için yapıyoruz.
HASİP KAPLAN (Şırnak)Aynen öyledir Sayın Bakanım.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Tamam, peki. Ama şunu söylemem lazım, ben meseleye başka bir açıdan bakacağım: Şimdi, siz burada konuşuyorsunuz, bu tutanakçılar da bunları yazıyor. Bu Meclisin hafızası bu gruptur. Benim için İşletme Yapım Müdürlüğü o kadar önemli değildi, Kültür Sanat o kadar önemli değildi ama burada bir hatayı affetmedim ve beş yıl boyunca bu tutanakçı arkadaşlar kim burada ne söylüyorsa onu zapt etmekle mükellef.
Şimdi, bu arkadaşlarımızın hiçbirisinin Kürtçe bilmediğini düşünelim.
OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)2 kişi de bilen gelsin.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Bir saniye, bir saniye… Karşılıklı tartışmayacağız. Ben kanaatimi ifade ediyorum.
550 milletvekilimiz var. Ben eminim, içinde benim de olduğum 400 arkadaşımız bu dili bilmiyor. Siz konuşuyorsunuz, çok da güzel bir şey söylüyorsunuz belki, temennide bulunuyorsunuz ama ben anlamıyorum. Anlamıyor, anlamıyor… Anlayanlar var. “Siz de keşke öğrenseydiniz.” diyebilirdiniz.
SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Bakanım ama adı “bilinmeyen dil” değil. Kürtçe konuştuğumuzu Türkiye de biliyor artık.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Bakın, ona geleceğim. Lütfen Sayın Sakık.
HASİP KAPLAN (Şırnak)Meclis Başkanlığı stenograflara yazı yazmış.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla)Arkadaşlar, bakın şunu söylemek istiyorum: Siz meseleye Kürtçe açısından bakıyorsunuz, ben başka bir açıdan bakacağım. Ben sizi anlamak istiyorum. Ben sizi nasıl anlayacağım? Türkçe konuşursanız anlayacağım çünkü siz de çok iyi Türkçe biliyorsunuz ama ben Kürtçe bilmiyorum. Bildiğim sadece “…”(x)
SIRRI SAKIK (Muş)“…” (x) (x)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) –Onun ötesinde hiçbir şey bilmiyorum ama bakın, siz oraya oturdunuz, buradan bir arkadaşımız geldi, Çerkezce konuşmaya başladı. Bu Meclisin içerisinde, ben biliyorum ki en az 20 tane Çerkezce bilen var. Sayın Önder Sav olsaydı, çıkar üç beş kelime konuşurdu. Bizim Nazım Ekren Hoca gelse buraya konuşur, Sait Açba gelse konuşur. Ben bunları biliyorum ama 500 milletvekili anlamaz bunu. Ne yapacağız? Siz de Çerkezce mi öğrenin diyeceksiniz? Gürcüce konuşan pek çok milletvekili arkadaşımız var. Sayın Ahmet İyimaya bu kürsüye gelse size de hiçbir şey söylemeden Gürcüce konuşsa…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 14 Aralık 2010