5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)
Manisa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 47. Birleşim · 5. yasama yılı · 5 Ocak 2011 · 1.778 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Arınç (AK Parti), 5 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 5683 SAYILI YABANCILARIN TÜRKİYE'DE İKAMET VE SEYAHATLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:492)); konuşma 1.778 kelime.
Bülent Arınç (AK Parti, Manisa). “5683 sayılı yabancıların türkiye'de ikamet ve seyahatleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:492)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 5 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-arinc-23-2011-01-05-5683-sayili-yabancilarin-turkiye-de-ikamet-ve-seyahatleri-hakkinda-kan-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Manisa)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Gruplarımızı temsilen değerli arkadaşlarım konuştular, şahsı adına arkadaşımız konuştu. Konuşmaları not ettik. Gerek Anayasa Komisyonumuzda yaptığımız çalışmalarda, bugün de tümü üzerindeki görüşmelerde arkadaşlarımızın tasarı üzerindeki önerilerini ve eleştirilerini saygıyla karşılıyoruz ve bunlardan yararlanacağımızı ifade etmek istiyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili kanun, bildiğiniz gibi, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’dur ve 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. On altı senedir bu Kanun üzerinde bir yenileme yapmak gerekiyordu çünkü Anayasa Mahkemesi bazı maddelerini iptal etmişti, yeri doldurulamamıştı; yirmiye yakın bu Kanun üzerinde değişiklikler yapılmıştı ve yayın teknolojisindeki hızlı değişim de yeni terminolojileri bu Kanun’a kazandırmayı gerektiriyordu. Aynı zamanda, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde 2007 Aralık ayında Avrupa Birliği Resmî Gazetesi’nde yayınlanarak yürürlüğe giren ve Avrupa Birliği Sınır Ötesi Televizyon Direktifi’ni değiştiren Avrupa Birliği Görsel İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi hükümlerinin de esas alınarak bir düzenleme yapılması gerekiyordu.
Doğrusu, bir seneyi aşkın bir zamandır kanun tasarısı üzerinde çalıştık. RTÜK’le, uzmanlarla birlikte çalıştık. Aynı zamanda, paydaş kuruluşlarla, radyo-televizyon yayıncılığı yapan sivil toplum örgütleriyle ve meslek kuruluşlarıyla birlikte çalıştık, onların da önerilerini Kanun’a yansıtmaya gayret ettik.
Dolayısıyla, huzurunuza getirdiğimiz tasarının önemli bir boşluğu dolduracağını ve bugünün terminolojisi ve Anayasa Mahkemesinin görüşleri, kanundaki boşlukları tamamen giderecek bir temel düzenleme olduğunu ifade etmek istiyorum.
Bizim burada yapmak istediğimiz: Sektörün sorunlarına çözümler bulmak istiyoruz. Radyo ve televizyon yayıncılığı konusunda sektörde önemli talepler, istekler ve sorunlar var. Bunlar düzenlememiz içerisinde yer aldı.
Yetki karmaşasını ortadan kaldırıyoruz. Yayın denetimi konusunda RTÜK’ü daha etkin kılan, yayın sektöründe de rekabeti artıran bir içerikte olmasına gayret ettik.
Aynı zamanda, dünyayla paralel şekilde sayısal yayıncılığa geçişin hukuksal altyapısının oluşturulmasını da arzu ettik.
Önemli birkaç konuyu vaktinizi almayacak şekilde arz etmek istiyorum.
Yapacağımız iş on altı senedir yapılamayan bir konudur, o da karasal ortamda yayın lisanslarının verilmesidir. Maalesef, bugüne kadar yayın kuruluşlarının lisanslanması bir türlü sağlanamadı ve buna bağlı olarak lisans ücretleri ve tahsis edilen kanal ve frekansların kullanım ücretleri de tahsil edilemedi. Çok kısa bir süreden bahsetmiyorum, maalesef on altı yıldan bu yana bu yapılamamıştır ve mutlaka artık düzenlenmesi gerekmektedir. Tasarıyla, yayın kuruluşlarının karasal yayın lisansına sahip olmaları, lisans ücretlerinin, kanal ve frekans kullanım ücretlerinin tahsil edilmesi amaçlanmaktadır.
İkinci önemli konu: Sayısal yayıncılığa geçişi mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Artık, dünyayla paralel olarak karasal sayısal yayıncılığa sorunsuz geçmek mecburiyetindeyiz. Bu çerçevede, geçici düzenlemeyle, bir yıllık süre içerisinde sayısal frekans ihalesi ve tahsislerinin yapılmasını, tahsis tarihinden itibaren üç yıl süreyle de analog televizyon ve sayısal televizyon yayınlarının paralel olarak sürdürülmesini öngörmekteyiz.
Üçüncü konu, medya sahipliği ve yabancı sermayenin tekrar düzenlenmesidir. Bu yürürlükte bulunan medya sahipliğine ilişkin hükümler sektör gerçeklerine ve Türkiye'nin hedeflerine uygun bulunmamaktadır. Bu bakımdan, sahiplik konusu yeniden ele alınarak düzenlenmiştir. Esasen, biraz önce konuşmalarını yapan değerli Ayhan Sefer Üstün arkadaşımız ve Sayın Hasan Sönmez, Alt Komisyondaki çalışmaları sırasında kanundaki bu önemli düzenlemeleri biraz önce konuşmalarıyla da takdim ettiler. Bu konuda, radyo ve televizyon sahibi olmakla ilgili sınırlamalar daraltılarak netleştirilmiş, tekelleşmeyi engellemek üzere karasal ortamda en fazla dört kuruluşun ortak olması öngörülmüş, ayrıca sektörel gelirden alınabilecek paya yüzde 30’la sınırlama getirilmiştir. Yayın kuruluşlarında yabancı sermaye oranı yüzde 25’ten yüzde 50’ye yükseltilmektedir.
Dördüncü önemli konu, Elektronik Haberleşme Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle 3984 sayılı Kanun’da buna paralel olarak düzenleme yapılmasıdır.
Önemli bir konu: TRT yayınları da RTÜK denetimine alınmaktadır.
Kamu ve özel yayın kuruluşlarının ayrı kurallara ve denetime tabi olması, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde yapılan tarama sürecinde eleştirilmiş ve bu durumun özel yayın kuruluşları açısından haksız rekabete neden olduğu değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu bağlamda 3984 sayılı Kanun’un ilk halinde olduğu gibi TRT’nin denetiminin de RTÜK tarafından gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.
Yeni yayın teknolojilerinin hukuksal alt yapısını hazırlamak istiyoruz. Tasarı ile IP TV, HDTV gibi yeni yayın teknolojileri ile ilgili belirsizlikleri ortadan kaldıracak açılımlar getirilmekte ve isteğe bağlı hizmetler düzenleme altına alınmaktadır. Bu alana ilişkin düzenlemelerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu yetki ve düzenlemeleri de saklı tutulmaktadır.
Koruyucu sembol sistemi ve öz denetim hükümlerini de kanunun içerisine koymaktayız.
Üst Kurul bu dönemde önemli konuları hayata geçirdi: Bunlardan birisi, Koruyucu Sembol Sistemi; birisi, SKAAS Projesi; bir diğeri, İzleyici Temsilciliği; bir diğeri, Görsel-İşitsel Medya Etik İlkeleri ve diğer çalışmalar. Bunlar bir onayla ve bir kararla devam ediyor ancak tasarıda uygun yerlerde bunlar kurumsal hâle getirilmektedir. Bu çerçevede şu anda kontrolsüz bir şekilde yürütülen rating ölçümleri, bu ölçümleri yapacak şirketlerin Üst Kuruldan izin alması, şirketlerin ölçümlerinin de denetlenmesi sağlanacaktır.
Yayın ilkelerini yeniden düzenliyoruz. Yayın ilkeleri, Avrupa Birliği Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi esas alınarak yeniden düzenlenmektedir. Burada yapılan düzenlemede radyo ve televizyon yayınları ile isteğe bağlı hizmetlere uygulanacak ilkeler ayrı ayrı düzenlenmektedir.
Cevap ve düzeltme hakkını yeniden düzenliyoruz. Basın Kanunu’na paralel olarak yeniden bu konuda önemli bir hükmü koyduk. Burada ilgili tarafa, mahkemeye başvurmadan önce yayın kuruluşundan cevap ve düzeltme hakkının kullandırılmasını isteme imkânı da sağlanmaktadır.
Önemli bir konu: Yayın kuruluşlarının reklam beyanlarından alınan yüzde 5 Üst Kurul payı sektörün de beklentisi doğrultusunda yüzde 3’e düşürülmektedir. Bildiğiniz gibi, sadece ulusal televizyonlar değil, bölgesel ve yerel televizyonlar da Türkiye’de yayıncılık yapmaktadır. Reklam payı ve buradan kesilen miktarın gerçekten yüksek olduğu ve sektörün ayakta durabilmesi için bu payın düşürülmesi gerektiği tarafımızdan da kabul edilmiştir.
Müeyyide sisteminin yeniden düzenlenmesini getiriyoruz. Konuşmalarını yapan arkadaşlarımızın pek çoğu, ister komisyonda ister burada, yayınlardaki şiddet unsurunun âdeta taştığını, fışkırdığını söylemektedirler. Buna benzer pornografiyle ilgili, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayınlarla ilgili pek çok şeyler de hepimizin eleştirilerine haklı olarak muhatap olmaktadır. Mevcut müeyyide sistemiyle bunları önlemek veya bunları cezalandırmak mümkün değildir. Bizim kanunen elimizde olan imkân, yayına girmeyen bir konu hakkında karar vermek mümkün değil ama yayınlanan bir eser veyahut da bir dizi, belgesel, haber, bunlar konusunda gerek şikâyetlerle gerek resen yapılan inceleme sonucunda öncelikle müeyyidelerde uyarıdan, özür dilemeden başlayarak bir kademe uygulanmaktadır. Oysa çok vahim, herkesin tüylerini diken diken eden, herkesin infialine, nefretine yol açabilecek pek çok konularda bu sırayı takip ettiğiniz zaman ve yargı sürecini de hesapladığınızda maalesef dizi bittikten aylarca, belki de birkaç yıl sonra bu konu gündeme gelebilmektedir.
Şu anda, mevcut kanun tasarısıyla, kademeli müeyyide sisteminden vazgeçilerek yayın ilkeleri, toplumsal etkileri ve sonuçları bakımından sınıflandırılmış ve buna göre idari yaptırım öngörülmüştür. Tasarıda getirilen müeyyide sistemine göre, ihlalin niteliğine göre Üst Kurul idari para cezasıyla birlikte idari tedbir niteliğinde program durdurma müeyyidesi de uygulayabilecektir. Ayrıca, kuruluşların gelirine orantılı idari para cezası öngörülerek ceza adaleti de sağlanmıştır.
Bir önemli konu, son olarak arz ediyorum: Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde yayın içeriklerinde Avrupa eserlerine de yer verilmesi sağlanmakta ve belli oranda tüm yayınlarda yerli yapıma yer verilmesi zorunluluğu getirilmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 3984 sayılı Yasa’nın da 5’inci maddesinde belirtildiği üzere, “Radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek amacıyla, özerk ve tarafsız bir kamu tüzelkişiliği niteliğinde…” bir organdır. Pek çok üst kurul gibi, düzenleyici, denetleyici kurullar gibi kurulmuştur.
Bir Başbakan Yardımcısı olarak, Devlet Bakanı olarak bu Kurulla ilişkim “ilgili bakan” sıfatıyladır, bana doğrudan bağlı bir kurum değildir Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. Sermaye Piyasası gibi, BDDK gibi, diğer, Tütün Üst Kurulları gibi, vesaireler gibi, EPDK gibi, bunlarla bir bakanın ilgisi nasılsa, ben de siyasi anlamda, sorulara cevap verme noktasında, Kurumu bütçesiyle temsil etme noktasında görev ifa ediyorum.
Bunu şunun için söylüyorum: Geçmişten bu yana Üst Kurul üyesi bir arkadaşımız hakkında pek çok şey yazıldı ve söylendi, bunun hâlâ görevine devam ediyor olması da eleştirildi. Bu, Kanun’un 9’uncu maddesinden kaynaklanan bir konudur; üyeler teminat altındadır eğer görevden alınması gerekiyorsa da 9’uncu madde bunun Üst Kurul içerisinde nasıl gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Bir bakan olarak ya da Hükûmet olarak, şu veya bu kişi hakkında görevden almak veya göreve getirmek gibi bir görevimiz ve yetkimiz bulunmamaktadır.
Bildiğiniz gibi, Üst Kurulun üyeleri Genel Kurulda yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partilerin oy oranlarına uygun olarak bir kontenjan dâhilinde seçilmektedir. Şu anda 9 üyenin 6 üyesi AK PARTİ kontenjanından, 2 üyesi Cumhuriyet Halk Partisi kontenjanından, 1 üyesi de Milliyetçi Hareket Partisi kontenjanından burada seçilmektedir.
Bu yöntem eleştirilebilir ama bu, Anayasa değişikliğiyle ortaya konulabilecek bir konudur. Dolayısıyla, mevcut sistem içerisinde üyelerin nasıl seçildikleri, görevlerini ne şekilde yapacakları, görevden alınmalarının ne şekilde mümkün olacağı, tamamen Üst Kurulun yetkisinde bulunmaktadır. Ben bir ilgili kurum olarak, bu Kurumun, hem bu kanunu hazırlayan, bütçesinde onu temsil eden, bazı konularda da önüme getirilenleri imzalayan bir bakan konumundayım. Dolayısıyla efelik yapmaya, şunu neden şöyle yapmadın, bunu neden almadın, vermedin konusunda eleştiri getirmeye artık bundan sonra gerek yok diye düşünüyorum.
Bir diğer konu da: Sayın Mengü pek çok eleştirileri içerisinde bir konuyu söylediler, ben de size takdim etmek üzere önemli buldum. Yani “Kadrolaşma ihtiyacı içindeler.” diyor. Hayır, böyle bir hazırlığımız yok. “İrticai yayınlar yapılır, bunlar önlenemez.” diyorlar. Böyle bir şey yok. Yayın ilkeleri, göreceksiniz, titizlikle uygulanabilirse zaten bunlar kesinlikle mümkün değildir. Müstehcenlik ve pornografi konusunda çok bilimsel açıklamalar getirdiler, doğrusu ben o kadarını bilmiyordum. Ama müstehcen yayın dediğiniz şey Türk Ceza Kanunu içerisinde de yer alan bir husustur. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu’ndaki bir hükmü bunun içerisine koymanın yasalar dışı veyahut da uygun olmayan bir tercih olduğunu doğrusu kabul etmiyorum. “Hükûmet veya Hükûmetin yetkilendirdiği bir bakan istediği yayını durdurabilecek.” diyor. Bunun için mevcut kanunda da olan ama üzerinde özenle çalışarak yeni tasarıya koyduğumuz maddeyi okumak istiyorum. Bu 7’nci maddedir: “Savaşlar, terör amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğü esas olup yayın hizmetleri önceden denetlenemez ve yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamaz. Ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir.” Maddenin üçüncü fıkrası: “Bu şekilde alınacak kararlar aleyhine açılacak iptal davaları -yani yayıncı kuruluş tarafından düşünelim- doğrudan Danıştayda açılır. Danıştay bu davalara öncelikle bakar ve karara bağlar, yürütmeyi durdurma talepleri varsa kırk sekiz saat içerisinde karar verir.” Yani öyle hâller zuhur edebilir ki Hükûmet buna müdahale etmek ihtiyacını duyabilir, bu kararı verir. Bizim örnek aldığımız pek çok Avrupa ülkesinde de bu hüküm vardır. İkincisi de bu karara karşı Danıştaya gidilir ve yürütmeyi durdurma hakkında karar istenirse, kırk sekiz saat içerisinde bu konuda bir karar verilecektir. Dolayısıyla, hukuka aykırı bir düzenleme olduğu kanaatinde değilim ama takdir Genel Kurulumuzundur.
Değeri arkadaşlarım, Sayın Hasip Kaplan’ın da bazı konuşmalarını not almıştım. Ağca konusu TRT’yle ilgilidir. TRT’nin denetlenmeyişinden bahsetmişlerdi, bu kanunda onu getiriyoruz. Yönetmelikten bahsettiler. Onu, belki sorularınız içerisinde cevaplandırabilirim. Polisten destek alınacak olması, dizi filmlerin uzunluğu ve ekranlardan şiddet fışkırıyor olması… Olumlu eleştirilerden hep beraber istifade edeceğimizi tekrar arz etmek istiyorum.
Ben, Anayasa Komisyonunda da arkadaşlarımızın pek çok önergelerine olumlu yaklaştığımızı, kanunun bütünlüğünü bozmayacak şekilde, amacımıza eğer uygun bir noktada ise bunu rahatlıkla kabul edebileceğimizi ifade etmiştim. Burada da siyasi partilerimizin, milletvekillerimizin verecekleri önergelere olumlu yaklaşım içinde bulunacağız, yeter ki üzerinde uzun zamandır çalıştığımız ve bir bütünlük içerisinde korunmasını gerekli bulduğumuz tasarımıza katkı sağlamış olsun.
Ben, tüm siyasi partilerimize ve Sayın Genel Kurula, Sayın Başkana saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
66 konuşma daha · 5 Ocak 2011