Dünya insan hakları münasebetiyle
Diyarbakır Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 10. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Aralık 2002 · 539 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cavit Torun (AK Parti), 13 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA İNSAN HAKLARI MÜNASEBETİYLE); konuşma 539 kelime.
Cavit Torun (AK Parti, Diyarbakır). “Dünya insan hakları münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cavit-torun-22-2002-12-13-dunya-insan-haklari-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CAVİT TORUN (Diyarbakır)Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin pek değerli milletvekilleri; Dünya İnsan Hakları Haftası münasebetiyle, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bir üyesi sıfatıyla görüş ve düşüncelerimi açıklamak üzere gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Günümüzde insan hakları denilince, insanların hür ve bağımsız bireyler olarak doğuşlarıyla birlikte elde ettikleri bölünmez, parçalanmaz, devredilmez ve onlara sıkı sıkıya bağlı haklar olarak anlamamız ve bu anlayış doğrultusunda her türlü ihlale karşı koymamız anlaşılmalıdır.
İnsanlar hayatları boyunca yine kendileri gibi insan zannedilen yaratıklar tarafından baskıya, zorlamaya ve işkenceye maruz kalmışlardır. İnsanlık tarihi bu tür haksız muamelelerin akıl almaz misalleriyle doludur. İnsanlık tarihi boyunca hemen her cinsten insan, kendi hemcinsleri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmış ve insanlık tarihi bu çirkin davranışlar sebebiyle çok acı günler yaşamıştır.
İşkenceyi, Türk Dil Kurumu, bir kimseye maddî ve manevî olarak yapılan ağır eziyet veya düşüncelerini öğrenmek amacıyla uygulanan eziyet olarak tanımlamış bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna göre, işkence, insanlıkdışı ve onur kırıcı muameleyi içermektedir. Doktriner görüşlere göre, işkence, maddî ve manevî ceza ve ıstırap verici hareketler, gayri insani muameleler, insan duygusunu ve kişiliğini önemli ölçüde inciten fiiller, namusa ve şöhrete yahut haysiyete ağır suretle tecavüz teşkil eden hareketler olarak tanımlanmıştır.
Anayasamızda "kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz" denilmekte ve buna benzer yasal düzenlemeler Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve ceza yasalarımızda da bulunmaktadır.
Yüce Meclisimizin görüşmeye başladığı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesinde, Türk Ceza Kanununun 243 üncü maddesini ihlal sebebiyle verilen cezaların ertelenemeyeceği ve paraya çevrilemeyeceği konusundaki düzenleme, hükümetimizin olaya yaklaşım tarzını ortaya koyması bakımından takdire şayan bir gelişme olmuştur. Esasen, CMUK'taki "ifade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi, iradeyi bozan bedenî ve ruhî müdahaleler yapılamaz, kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez. Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler, rıza olsa dahi, delil olarak değerlendirilemez" hükmüne rağmen, hemen her vakada, sanıkların ciddî manada işkenceye maruz kaldıklarını ifade etmeleri, yasak sorgu yöntemleriyle beyanlarının alındığını açıklamaları yabana atılmamalıdır. Burada iki şık vardır: Ya bizim insanlarımızın tümü yalan söylemekte veya kolluk güçlerimizin icraatlarında ciddî manada sakatlık bulunmaktadır.
Avrupa Birliğine uyum yasaları hükümetimiz tarafından Yüce Parlamentoya sevk edilirken, öncelikle, işkence yapanlar hakkında verilecek olan cezaların paraya çevrilemeyeceği, başka bir tedbire dönüştürülemeyeceği ve ertelenemeyeceği hususunda yasal düzenleme getirmesini, ülkemizde bugüne kadar işkencenin ve işkencecilerin aldığı mesafeyi ifade etmesi bakımından çok önemsiyorum.
Sayın Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyin, bu ülkede sıfır işkencenin hükümetimiz tarafından gerçekleştirileceğini söylemesi ve bu insanlık ayıbına son verileceğinin açıklanması büyük sevinç yaratmıştır. "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" felsefesi, hepimizin üzerinde özenle durması gereken insanlık onurunun en önemli göstergesidir.
Bu konuda ciddî eksikliklerimiz vardır. Emniyet kayıtlarıyla, kolluk güçlerinin 15 maddede işaretlenen zaaflarını burada belirtmek istiyorum. Bu kayıtlar resmî kayıtlardır, dikkatlerinize sunuyorum. Zaman zaman bireysel boyutta da olsa emniyet kayıtlarıdır bunlar:
"Soruşturmalar neticesinde işkence ve kötü muameleden dolayı personelimiz kusurlu bulunabilmektedir. Bunların sebepleri şunlardır:
1- Olayların bir an önce aydınlatılması yönünde yönetici baskısı.
2- Kamuoyu baskısı.
3- Ceza infaz kurumlarına ve adalet mekanizmasının işleyişine olan güvensizlik.
Düşünebiliyor musunuz, emniyet güçlerimiz adalet mekanizmasına hiçbir şekilde güvenmiyormuş.
4- Teknolojik yetersizlik.
5- İş yoğunluğu.
6- Çalışma...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
7 konuşma daha · 13 Aralık 2002