İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 60. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

Cavit Torun

Diyarbakır Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 60. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Şubat 2004 · 554 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cavit Torun (AK Parti), 28 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 554 kelime.

Cavit Torun (AK Parti, Diyarbakır). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cavit-torun-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CAVİT TORUN (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısıyla ilgili olarak kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yıllardan beri ülkemizin biriken sorunlarının kaynağı olarak gösterilen kamu yönetimi, uzun yıllardan beri siyasetçilerin hep şikâyet ettiği alanların başında gelmiş ve özellikle seçimler sırasında tüm siyasî partiler, kamu yönetiminin hantallığından söz etmişler ve iktidara geldiklerinde bunu değiştireceklerini halkımıza deklare etmişlerdir.

Türk kamu yönetimi sistemi, çok merkeziyetçi, formalitelere bağlı ve gizliliği esas alan bir yapıya sahip bulunmaktadır. Yetkilerin hemen tamamı merkezde toplanmış bulunmakta, taşrada görev yapan en üst düzeydeki görevliler dahi, inisiyatif kullanma hakkına sahip bulunmamaktadırlar. Örneğin, bir ilköğretim okulu müdür veya müdür muavininin atanması dahi, ancak merkezin verdiği kararla mümkün olmaktadır. Böyle bir iş için, yüzlerce insan kapımızı çalmaktadır.

Toplum düzeninin kesintisiz olarak işlemesi ve kamunun ortak ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretilip halka sunulması, ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla büyük önem kazanmıştır; ancak, ulus devletler de, hemen her devirde, mütecanis özellik taşımadıklarından, bölünme korkusuyla, tüm yetkilerin ellerinde toplanmasına büyük özen göstermiş ve neredeyse, vatandaşlarının nefes alıp vermelerini kontrol edecek duruma gelmişlerdir. Hemen herkesin bir dosyası merkezde vardır ve özellikle vatandaşlarının siyasî yönelimlerinin bilincinde olmayı, merkez kendisine bir vazife bilmiştir. Böyle bir durum, kişiyi, özgür ve saygın birey olmaktan çıkarıp, devletin tebaası haline getirmiştir. Kişilik gelişimi yönünden problem yaşayan vatandaşlarımız, başkalarının oyuncağı olmaktan kurtulamamışlardır.

Kamu Yönetimi Reform Tasarısıyla, merkezin gücünün, bir anlamda, yerel erklere devri konusundaki çalışmalarda ortaya çıkan maraza, bugün olmasa yarın, yürütme erkini eline geçirme düşüncesinde olan kişilerin hak ve yetkiler konusunda uğrayacaklarını sandıkları güç kaybıdır. Varsın, biz güç kaybına uğrayalım; yeter ki, halkımız kazansın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin içerisinde bulunduğu kamu yönetim biçiminden memnun olduğunu söyleyen tek bir Allah'ın kulu aramızda bulunmuyor. Hemen herkes, bu yönetim biçiminin sakıncalarını vurguluyor ve acilen tedbir alınmasını istiyor. Bu yönetim biçiminin şeffaf olmadığı, katılımcı niteliğinin bulunmadığı, düşük maliyetle yüksek bir performans sağlamadığı, etkinliğinin az olduğu, insan haklarına saygılı davranmadığı, belirsizliği ve ayırımcılığı azaltacak biçimde hukuka dayanmadığı ve kamu hizmetlerinden güdülen amacın öngörülebilir niteliğinin bulunmadığı, herkes tarafından vurgulanıyor ve kabul ediliyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yukarıda saydığım kriterleri aştığımızda, kamu adına görev yapan süjelerin hiçbir çalışmasından vatandaşların haberi olmamakta ve vatandaşlar, verdikleri vergilerle görev yapan bu görevlilerin, bırakın saygısına, sürekli biçimde hışmına maruz kalmaktadırlar. Halk, kendisiyle ilgili kararların alınmasında asla söz sahibi değildir. Bir yere hastane yapılıp yapılmayacağına büyükler karar vermekte ve birçok yere siyasî saiklarla yapılan yatırımlar, akıl almaz bina mezarlıkları faaliyete geçmeden yıkılıp gitmektedir veya bir yerin köprü ihtiyacı Ankara'dan giden elemanlarca incelenip karara bağlanmaktadır.

Şimdi, soruyorum, Diyarbakır'ın Çermik İlçesini bilmeyen Tekirdağlı bir kamu görevlisi, yapılan talep üzerine Ankara'dan kalkıp buraya giderek, nasıl bir ihtiyacın varlığına ve yokluğuna karar verecektir?! Diyarbakır ile Adıyaman komşu illerdir; ancak, birbirleriyle fizikî anlamda irtibatları bulunmuyor. Fırat Nehri, bu iki ili birbirine neredeyse hasım yapmış. Bu iki ilin bağlantı ilçeleri olan Çermik ile Gerger halkı, kırk senedir kendilerine anlatılan masalla uyutuluyorlar. Ben, bu masalı, onbeş aydır ete kemiğe büründürmeye çalıştım; ancak, hâlâ bir arpa boyu yol alabilmiş değilim, nerede kaldı Fırat'ı geçem... Peki, bu neden böyle; çünkü, Diyarbakır İlinin batı illerine mesafesini 175 kilometre kısaltacak olan köprünün yapımı için Ankara karar verecek. Ankara, ancak gözünün önünde olanlara karar veriyor. Bahsetmiş olduğum köprünün yüzlercesi Ankara İlinin çevre yolunda var iken, Gerger ile Çermik için gerçekten elzem olan köprünün yapımı meselesi tam bir arapsaçına dönmüş bulunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

96 konuşma daha · 28 Şubat 2004

96 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook