İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 101. BİRLEŞİM · SALI

20 mayıs 2005 tarihli milliyet gazetesinde yer alan alternatif ermeni konferansı adlı haberle ilgili

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Mayıs 2005 · 1.126 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 20 MAYIS 2005 TARİHLİ MİLLİYET GAZETESİNDE YER ALAN ALTERNATİF ERMENİ KONFERANSI ADLI HABERLE İLGİLİ); konuşma 1.126 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “20 mayıs 2005 tarihli milliyet gazetesinde yer alan alternatif ermeni konferansı adlı haberle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-05-24-20-mayis-2005-tarihli-milliyet-gazetesinde-yer-alan-alternatif-ermeni (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 6 ncı maddeyle ilgili olarak, ben de düşüncelerimi ifade etmek isterim. Tabiî, eğer fikrimizde bir yanlışlık varsa, bunu değiştirebilmeyi de içimize sindirebiliyorsak, karşılıklı olarak birbirimizi ikna ederiz; ama,bir fikriinadı içerisindeysek, kim ne söylerse söylesin, yine herkes bildiğini okur. Onun için, eğer bu 6 ncı maddeyle ilgili düzenleme nereden çıktı, nasıl oldu tarzındaki bir düşünceyi tartışacaksak, olup bitenlere bakmak lazım.

Türkiye'de, terör olaylarını yaşadığı günden bu tarafa, çok değişik hükümetler döneminde, bazen tek parti hükümeti döneminde, bazen koalisyonlar döneminde, bunun içerisinde, sağ ve sol partilerin birlikte koalisyon yaptığı dönemler de dahil olmak üzere, müteaddit defalar, pişmanlık yasası, topluma kazandırma yasaları çıkarılmıştır. Bu yasaların özünde de, her defasında, bu insanlar şu veya bu sebeple suç işlemiş olsalar dahi, tekrar bir pişmanlık içerisinde iseler, bunları topluma kazandırmamız lazım; devlet böyle bir atıfet müessesesini çalıştırsın istenmiştir. Bunun sonucu olarak da, evet pişman olduysa, bu pişmanlığın da bir şekilde gösterilmesi gerekir. Nitekim, Ceza Kanununda da pek çok maddeyle ilgili olarak, insanlar hangi saikle suç işlerse işlesin, bir pişmanlığı varsa, vicdanî bir rahatsızlık duymuş ve o işten dolayı bir nedamet hali söz konusu ise, cezalarında indirim yapılıyor.

Şimdi, burada da getirilmek istenen şey şu: Netice itibariyle, cezaevinde hükmü kesinleşmiş olan birisi "ben, bu işlerden dolayı pişman oldum; ama, benim karıştığım, bildiğim birkısım olaylar var, birkısım bilgiler var, birkısım belgeler var, birkısım suç aletleri var; bunları, ben göstermek istiyorum" diyor. Bu, isterse, kendi içindeki örgüt çatışmasından olabilir veya başka türlü taahhütlerin yerine getirilmemesinden olabilir veya vicdanî sebeplerden dolayı olabilir; ne olursa olsun, birkısım faili meçhul, geçmişte yaşanmış cinayetlerin, suçların aydınlatılması açısından da bu bilgiler faydalı olabilir. Bunların ortaya çıkarılabilmesi adına, bu kişinin hâkim teminatına bağlı olarak cezaevinden dışarıya çıkarılması söz konusudur.

Şimdi, burada, farkında olmadan değerli arkadaşlarımızın düştüğü bir çelişkiyi de ifade etmek istiyorum. Şimdi, biz, Ceza Kanununu, Ceza Usul Yasasını, İnfaz Yasasını büyük ölçüde hâkim teminatına, hâkim kararına bağlamadık mı?! Hatta, zaman zaman, bizden bazı arkadaşlarımızın, maksadını aşar bir tarzda, yargıya güven meselesiyle ilgili olarak söylediği bir iki beyan üzerinden nasıl fırtınaların kopartıldığını ve buna karşılık da "siz yargıya güvenmiyor musunuz" diye, bu kürsüden müteaddit defalar konuştuğunuzu ben hatırlıyorum.

Şimdi, bu kararı cezaevi müdürü vermiyor; işte, hep çok güvendiğiniz ve çok güvendiğimizi ifade ettiğimiz yargı karar verecek. Filanca konuya geldiği zaman yargıya güven, böyle bir konuya geldiğinde infaz hâkimine güvenmemek!.. O zaman, gelin, buradan şunu söyleyin: Biz, asliye hukuk hâkimlerine güveniyoruz, sulh ceza hâkimlerine güveniyoruz; ama, infaz hâkimlerine güvenmiyoruz deyin; gelin, bunu burada da bir söyleyin; yargıya nereye kadar güvendiğinizi, nereye kadar güvenmediğinizi de bir tescil edelim.

Şimdi, gayet açık, burada deniliyor ki; evvela, kişinin rızası, arkasından ilgili makamın talebi üzerine hâkim karar verecek ve buna karşı da itiraz imkânları var, ve sairleri var; eğer, hâkim falan devreden çıkmış olsaydı, bunu anlamak mümkündü.

İkinci arz edeceğim husus: Komisyon çalışmalarında, Adalet Komisyonu Sayın Başkanının, sizlerin katkısıyla ne kadar demokratik bir usul ve üslup içerisinde çalıştığı ortadadır. Burada, herkesin katkısına açık bir müzakere süreci sürdürülüyor. Hepimizin isteği, arzusu, en iyi şekilde yasaları çıkarmaktır; ama, bakın, Türkiye çok değişiyor. Bugün burada yaşadığımız bir olay var; hem muhalefet partisinden değerli bir milletvekili hem bağımsız bir milletvekili hem de İktidar Partisinden milletvekili bir arkadaşımızın yaptığı gündemdışı konuşmalar var. Biz, özgürlüklerden yanayız; ama, bundan, dört ay evvel, beş ay evvel, bu ülkenin ilim adamlarıyla, profesörleriyle "Türkler soykırım yapmıştır" tarzında bir toplantının bir Türk üniversitesinde yapılacağını birisi söyleseydi, biz bunları katiyen kabul edemezdik, havsalamız almazdı. İktidar-muhalefet, bu yalandır diye çaba gösterirken, milletin ve bu çabaların arkadan hançerleneceğini birisi beş ay evvel bu kürsüden söylemiş olsaydı, hiçbirimiz bunu tahayyül bile edemezdik. Hatta, şimdi ne diye tartışılıp duruluyor; bu 305 inci madde, bakınız, bununla ilgili hep aleyhte yazılar yazılıyor. Boğaziçi Üniversitesindeki toplantıdan sonra, acaba, bu, millî yararlarla ne kadar bağdaşıyor, böyle bir maddeye ihtiyaç var mı yok mu, herkesin düşünmesi lazım. Onun için, Türkiye gibi süratli değişen bir ülkede, bazen üç ay evvel, dört ay evvel öngöremediğiniz bir problem çıktığında, elbette, bunu, açık yüreklilikle burada tartışacağız, konuşacağız, bir kanun çıkarmak gerekiyorsa da çıkaracağız; bundan daha tabiî bir şey yoktur; bu meclisler bunun için vardır, değişen ihtiyaçlara, değişen şartlara göre kanunları gözden geçirecek, değişmesi gerektiği şekilde de değiştirecektir. Onun için, ben, aslında, bu konuların daha rahat bir ortamda daha uzun bir zaman içerisinde konuşulmasını çokda arzu ederim; ama, Türkiye gerçeklerini gözardı ederek bir düzenleme yapılamadığını, yapılmaması gerektiğini, eğer bir eksiklik varsa, nereden çıkmış bu eksiklik... Çünkü, bu eksiklikler şuradan çıkıyor: Bu tasarılar yasalaştıktan sonra aradan beş ay, altı ay bir süre geçti. Hatırlarsanız, biz, bir yıl demiştik bu yasaların yürürlüğü için, geçiş süreci olarak bir yıl. Tatbikatçılarla konuşuldu, ilgili kurumlarla konuşuldu, yargı müesseseleriyle konuşuldu, bunun altı ay olması istenildi. Bu altı aylık süre zarfında hep ifade etmeye çalıştık ki biz, cumhuriyet savcılarıyla ve ceza hâkimleriyle değerlendirme toplantıları yapıldı. Bu ihtiyaçlar, o değerlendirme toplantılarında dile getirildi. Yasa yürürlüğe girdikten üç ay sonra, dört ay sonra, biz, zaten bu değerlendirme toplantılarını yapacaktık, yine de yapacağız.

Biz, mayıs sonunda düşünüyorduk; şimdi 1 Haziranda gireceği için eylülde tekrar yapacağız. Tabiatıyla, uygulamaları gördükçe bu değişiklikleri yaparız ve ilk defa da olmuyor. İsterseniz, bunu bugün söyleyeyim, yarın da tartışacağımız yasalar var. Ceza Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tam 65 defa değişmiş. Hadi, biz aceleye getirdik, biz bu işleri yeteri kadar tartışamadık. Peki, geçmişte bu 65 değişiklik nereden çıkmış? Niye, 65 defa Ceza Kanununda değişiklik yapılmış?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Kaç yılda?..

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Peki, Ceza Muhakemesi Yasası kaç defa değişmiş; en az 32 defa değişmiş.

Demek ki, hadi, biz bugün aceleye getirdik, vesaireye getirdik. Bu acelenin ne anlama geldiğini, müteaddit defalar ben de bu kürsüden izah ettim. Yani, Türkiye'nin önünde on sene zaman vardı da biz on güne mi sıkıştırdık?!

Şimdi, bakın, Borçlar Kanununu, Türk Ticaret Kanununu gönderdik. Birinin arkasında beş yıllık çalışma var, öbürünün arkasında yedi yıllık çalışma var. Süre verdik, buyurun yazın dedik, ne diyorsanız dedik. Üstelik, daha taslak halindeyken sizin grubunuza da gönderdik, üstelik Adalet Komisyonu üyelerimize de gönderdik. Önümüzde zaman olan noktada, her türlü katkıyı alacak imkânı vermeye çalıştık; ama, şunu da biliyoruz, bakın, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunuyla ilgili olarak bu kadar süre vermiş olmamıza rağmen, daha, şu ana kadar dişe dokunur iki tane de katkı gelmemiştir. Hep bunu söyleyip duruyorum; sivil toplum örgütleri filan deyip çoğul ifadeleri kullanınca çokça katkı filan da olmuyor. Keşke, bu tasarılar, teklifler bize gelmese de, biz de hiç olmazsa sonunda bir mazeret bulsak demeye getiriyorlar.

Onun için, birbirimizi anlayarak, Türkiye'nin sıkıntılarını, Türkiye'nin zorluklarını anlayarak... Ben sizi anlıyorum; ama şunu da kabul etmeniz lazım ki, Türkiye'nin bugün karşılaştığı zaman sıkıntısı, bu hükümetten kaynaklanmıyor. 1963'ten beri Türkiye, Avrupa birliği yolunda yürümeye gayret ediyor. Son kırk yılın meselesini son dört aya, son iki yıla, son ikibuçuk yıla çıkarırsanız, zaman sıkışıklığı bu hükümetin değil, Türkiye'nin sıkışıklığıdır. Bunun da bilinmesini bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 24 Mayıs 2005

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook