İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 43. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s. sayısı: 55)

Cevdet Erdöl

Trabzon Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 43. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Aralık 2007 · 2.161 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cevdet Erdöl (AK Parti), 27 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜTÜN MAMULLERİNİN ZARARLARININ ÖNLENMESİNE DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S. SAYISI: 55)); konuşma 2.161 kelime.

Cevdet Erdöl (AK Parti, Trabzon). “Tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s. sayısı: 55)”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cevdet-erdol-23-2007-12-27-tutun-mamullerinin-zararlarinin-onlenmesine-dair-kanunda-degisiklik-ya (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA CEVDET ERDÖL (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçmiş Kurban Bayramı’nızı tebrik ediyorum. Yeni yılınızı kutlarken, 2008 yılının tüm ülkemize, insanlığa huzur, barış, bereket ve sağlık getirmesini temenni ediyorum.

Bugün, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 88’inci yılı ve aynı zamanda İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un da ölüm yıl dönümü.

Bu anlamlı günlerin yanı sıra, bugün çok üzücü bir olayla da karşılaştık. Maalesef, dost ve kardeş Pakistan’da, Sayın Butto menfur bir cinayete, suikasta kurban gitti ve yanında pek çok kişi de maalesef yaşamlarını yitirdiler. Ben, dost, kardeş Pakistan halkına başsağlığı diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Bugün, çok önemli iki kanunun birisini komisyonumuzda görüştük, birisini de şimdi Genel Kurulda görüşmeye başlıyoruz. Değerli arkadaşlar, bu önemli kanunlardan birisi, halk arasında tinerciler olarak bilinen… Tiner ve diğer yapıştırıcıların ilköğretimde, ortaöğretimde ağırlıklı olmak üzere kullanımına tahdit getiren bir kanunu komisyonumuz kabul etti, yakında, inşallah yüce Meclisimize gelecektir, onda da, desteklerinizi şimdiden beklediğimizi belirtirim.

Çok önemli, gerçekten koruyucu halk sağlığı tedbirleri bakımından yapılması gereken en önemli kanun olduğunu düşündüğümüz tütünle ilgili kanun hakkında grubumuz adına görüşlerimizi belirtmek isterim.

Bizler, tabii, bu kanuna neden ihtiyaç duyduğumuzu düşünürken, nereden başladığımızı da mutlaka hatırlamamız gerekiyor. Bizler, hastanede yatan hastalara doktorların lüzum ettiği kadarıyla sigara reçete edebileceği bir anlayıştan, bugün, insanlara çok zararlı olduğu ve birçok alanda kısıtlama getirilmesinin gerekli olduğu bir anlayışa geldik. Yani, 1934’teki çıkan kanunu, biz, hastalara sigara reçete edilebileceğine dair kanunu bu kasım ayında hep birlikte kaldırdık. Dolayısıyla, bu kanunda da bazı şeyler çok irdelemeyince belki aklımıza yatmıyor gibi gelebilir ama bunun mantığını ve neden buna ihtiyaç duyulduğunu biraz sonra Genel Kurula arz edeceğim efendim.

Kanun değişikliğinin bir sağlıkla ilgili önemli yükümlülükleri var, getirileri var, bir de uluslararası sorumluluğumuz bakımından, uluslararası anlaşmalarla bizi bağlayan, yapmamız gereken hükümler ve yükümlülükler var. Sağlık olarak bir hekimin görevi insanların sağlığını korumaktır. Şöyle baktığımız zaman, şu anda ve önümüzdeki yirmi yıl içerisinde insanları en çok öldürecek olan hastalıklar kalp, damar hastalıkları. İkincisi kanserler. Peki, bunları engelleyelim, önleyelim mi? Önleyelim. Nasıl önleyeceğiz? Engellenebilir, önlenebilir sebeplerin birincisi sigara, bütün bilim adamlarının söylediği bu. O zaman demek ki bundan başlamak gerekiyor. Bizim yapmak istediğimiz de zaten bu. Sadece kalp, damar hastalıkları, felçler vesair değil, aynı zamanda uyuşturucuyla da direkt bağlantısı var sigaranın. Yani, dünyada uyuşturucu kullanan bütün herkes, yüzde 99,9’u öncesinde içiciliğe sigarayla başlıyorlar. Dolayısıyla, uyuşturucu bataklığının asıl membaı da sigara. Sigarayı önlemedikten sonra uyuşturucuyla mücadele etmek, bataklık yerine sivrisinekle mücadele etmek gibidir. Onun için… Sadece bu mu? Yangınlar mesela, ev yangınlarının da orman yangınlarının da yüzde 50’si sigaraya bağlı. Bu, bilimsel bir gerçek, ama ekonomik yangın daha fazla, insanlar ceplerinden bir sürü parayı -ki, ülkemizde yaklaşık 20 milyar doları- havayı kirletmek için kullanıyoruz. Bu çok ciddi bir problemdir değerli arkadaşlar.

Sigaraya bir başka hastalık gözüyle baktığımız zaman, görsel yolla, özentiyle bulaşan bir bulaşıcı hastalık olarak da bunu görebiliriz. Mesela, bir çocuk, önce anne, babasını görüyor sigaraya bulaşıyor, daha sonra okulda öğretmenini görüyor, hastanede doktorunu görüyor, siyasetçiyi görüyor, sporcuyu, sanatçıyı görüyor, televizyonda görüyor, İnternet’te görüyor, gördükçe bulaşıyor. İşte, bu, elektronik yolla da bulaşabilen bulaşıcı bir hastalık, bununla da sebebini hissederek ve bilerek buna göre mücadele etmemiz lazım.

Uluslararası yükümlülüklerine baktığımız zaman, 2003 yılında, Dünya Sağlık Örgütü, Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni imzaya açtı. 2004 yılında Sayın Profesör Recep Akdağ, Sağlık Bakanımız, New York’ta bunu Türkiye adına imzaladı ve bu, Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Daha sonra, 2004 Aralıkta biz bunu Meclisimizden -bu uluslararası anlaşmayı- kanunlaştırarak geçirdik ve 2006 yılının ocağından itibaren, imzalayan bütün ülkelerde yürürlüğe giren bir uluslararası anlaşma oldu.

Yine, uluslararası anlaşmalar ve uluslararası deklarasyon, yeni bin yılda doğan her çocuğun kalp, damar hastalıklarına yakalanmadan altmış beş yaşına kadar yaşamasının sağlanmasını emrediyor amir bir hükmü olarak. Yani, bunu kabul ediyoruz. Bunun için de gerekli tedbirleri almamız lazım diyoruz. Bunun için, 2006 yılında Sayın Başbakanımızın imzasıyla, tütün mamullerinin nasıl önlenebileceğine, çocukların nasıl korunabileceğine dair bir genelge yayınlandı ve yine 2007 yılında Ulusal Tütün Kontrol Programı’nı 12 Aralıkta Sayın Başbakanımız, Sayın Sağlık Bakanımız ilan ettiler. Gerçekten Türkiye için dönüm noktası bunlar.

Yine, biz, Türk Kardiyoloji Derneğinin öncülüğünde, Sayın Sağlık Bakanımızın verdiği direktifler doğrultusunda, ulusal kalp sağlığı politikasını çalıştık ve burada da gördük ki, bütün bilim adamlarının söylediği, kalp, damar hastalıklarını engellemek için birinci sebep olarak bilinen sigarayla mücadele etmek gerekiyor. Yine, bunu, 25 Aralık 2007’de Avrupa Kalp Sağlığı Deklarasyonu’na imza koyan değerli bilim derneklerimiz de bunu Sağlık Bakanlığımızla birlikte açıkladılar.

Bu kanunu çıkarmak için niye bunu amaçladık, niye uğraştık? Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi henüz yayınlanmamışken, özellikle mahalle aralarında gençlerimize ve çocuklarımıza tek tek satılan sigaraları acaba engellersek nasıl olur diye. Çünkü, çoğu insan, çoğu çocuk, çoğu genç okuldan gelirken veya giderken bir sigara alıyor bakkaldan, ona belki daha fazla para veriyor, ama bakkalın da işine geliyor bu, çocuğun da işine geliyor. Annesine, babasına yakalanmıyor, okulda öğretmenine yakalanmıyor ve oradan bir bulaşıyor. Bulaştıktan sonra alışıyor, alıştıktan sonra alışkanlık ve nihayet onu o tatmin etmemeye, başka alışkanlıklara, kötü alışkanlıklara sürüklemeye başlıyor. İşte bunu engellememiz lazım. Bunu düşündük ve televizyon yayınlarında şu gün ayda doksan dakika, çocukları, insanları sigaranın zararlarından, tütünün zararlarından korumaya yönelik yayın yapmak gerekiyor. Fakat, bakıyoruz ki, gece üçte, dörtte, iki buçukta yapıyorlar bu yayınları. Bunu nasıl engelleriz diye çalışmaya başladık. Pek çok bürokrat arkadaşım, pek çok Sağlık Bakanlığının bürokratı, Adalet Bakanlığının bürokratı çalıştık, derken, işte, bahsettiğim biraz önceki süreci Sağlık Bakanımız başlattı ve amaçlarımız baktık ki örtüşüyor, her şey birbirine denk ve bundan sonra, bu kanun teklifini uzun uğraşlardan sonra huzurlarınıza getirmiş olduk.

Gördüğüm şudur ki -ben yaklaşık yirmi altı yıllık hekimim, beş yıldır da Meclisteyiz milletvekili olarak- yapmış olduğumuz sağlıkla ilgili -koruyucu hekimlik bakımından- bütün düzenlemelerden bu tütünle ilgili yapacağımız bu kanun daha değerli, daha halkın sağlığını koruyucu daha fazla özelliklere sahip.

Yani burada yaptığımız en önemli iş, demek ki, bir kere, bulaşmasını önlemek -tütünün bu içicilik bulaşıcılığını engellemek- teminini güçleştirmek ve başlayan insanların bırakmasını teşvik etmek, kolaylaştırmak. Yaptığımız aslında budur, bütün dünyanın da yapmış olduğu budur, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği de budur.

Bunun için, tabii, sadece ceza vermek yeterli değil, mantık da ceza verme üzerine kurulu değil zaten. Esas itibarıyla, eğitim yapmamız gerekiyor, insanları eğitmemiz, buna inandırmamız gerekiyor, bunun zararlı bir şey olduğuna inandırmamız gerekiyor. Yoksa bu, sadece “yasak” kavramıyla geçiştirilecek bir kanun değil. Onun için, bizim, kesilen cezaların bir kısmının Sağlık Bakanlığına bir kısmının Millî Eğitim Bakanlığına bırakılmasını istememizin gayesi de, bu eğitim faaliyetini bu iki bakanlığımız el ele vererek yapabilsin diye. Yani yoksa, biz “yasak” kelimesine karşıyız bu kanunda, bu, “özgürlüklerin paylaşımı” demek lazım. Ben hep öyle söylüyorum: Özgürlük, sigara içmek de bir özgürlüktür, ama temiz hava solumak da bir özgürlüktür. Hiçbir kimsenin, kendi çocuğu bile olsa, onu kanser ve kalp, damar hastalığı riski ile karşı karşıya bırakmaya hakkı yok, velev ki doğmamış bir bebek olsun, anne karnında bir bebek olsun. Onun için, buna bu yönüyle bakmak lazım.

Türkiye’nin peki ödediği bedel nedir? Yani yaklaşık 20 milyar dolar yıllık bedelden bahsetmiyorum. Günde 300 kişi beklenenden erken ölüyor. Peki, 100 bin kişi ediyor yıllık, 100 bin! 10-15 bin pasif içici beklenenden erken ölüyor, 5-6 bin de çocuk, masum yavrular ölüyor, sakat kalıyor, özürlü kalıyor.

Peki, ben size şunu sorarım: Her gün 300 kişi herhangi bir stadyumda kavga etse, bırakın Allah korusun ölmesini, burnu kanasa, ikinci gün yine 300 kişi kavga etse burnu kanasa, üçüncü gün yine öyle olsa, dördüncü gün hangimiz o statta maç oynanmasına müsaade edebiliriz, ederiz, etmemiz mi gerekir veya? Dolayısıyla, buna bu gözle bakmak lazım. Türkiye’ye olan bedeli çok ağır. Bir paket sigaranın ekonomiye bedeli 7,2 dolardır, uluslararası hesaplamaları budur.

Bir başka şey söyleyeyim: Mesela, elinizde bir parfüm, böyle sıka sıka geziyorsunuz. Çocuklar var. Ama, biliniyor ki bu parfüm kanser yapıyor. Öyle bir parfüm olsa, hanginiz çocuğunuzun yanında bu güzel kokulu parfümü sıktırmak ister? Hiç kimse. E, peki, böyle çok da güzel kokmayan -kötü kokar demeyeyim de, sigara içenleri üzmeyelim- bir şeye niye o zaman -kanser yapıyor aynı zamanda- biz zevk diye bakıyoruz, zevkim var diye başkalarını riske ediyoruz, başkalarının hayatını riske ediyoruz? Bu hakkı nereden buluyoruz kendimizde? “Pasif içici” dediğimiz, içenin değil de yanında içilen kişinin zarar görmesidir. Demek ki, çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Sırf zevkle bunu izah edemeyiz. Çünkü, biz, görüyoruz, hep misal veriyoruz, sırf zevk alıyor diye okulların yanından giden insanlara “bu zevk alıyor, bu süratli gitsin” diyor muyuz? Onlara tahdit koyuyoruz, “okul var burada, çocuklar var” diyoruz, “yavaş gitmeniz gerekir” diyoruz. Dolayısıyla, bu zevki de bir anlamamız lazım. Ama, hiçbir zevk insan sağlığından değerli değil.

Değerli milletvekilleri, tekrar altını çizerek söylüyorum, hiçbir zevk insan sağlığından değerli değil. Bir hekim olarak bana böyle geliyor ve ayrıca, hele çocuklar için… Bir çocuğun değeri asla tartışılamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir zevk, bir çocuğun, bir masum yavrunun gülümsemesi kadar zevkli değildir. Onun için, buna bu gözle bak… “Efendim, ben gördüm, benim Mehmet Amcam seksen yaşında, ama hâlâ fosur fosur sigara içiyor, ama hiçbir şey olmuyor.” Olabilir. Yani, yaklaşık 20 kişi Boğaz Köprüsü’nden atlamış ve şimdiye kadar sağ kalmış, hangi yakınınıza siz “Boğaz Köprüsü’nden atlayın da, sağ kalma ihtimaliniz vardır.” dersiniz? Bunun mantığı yok. İlme kılıç çekilmez arkadaşlar. İlim böyle diyor. “Bu, kapalı yerlerde yasaklanmalıdır.” diyor.

Değerli arkadaşlar, peki, en çok sıkıntımız şu olacak, söylenen: Cezalar uygulanabilir mi? Cezalar uygulanabilir, ama farklı farklı. İçene ceza farklı, içirene farklı, üreten firmalara farklı, bir de bu yayıncılara farklı farklı. Bunların cezaları kanunda açık açık yazılmıştır. Bunların neler olduğu belli. Ama, kapalı yerler yanında, açık olan yerlerde bir yere istisna getiriyoruz, ki açık alanlarında da yasak diyoruz: İlköğretim ve ortaöğretim kurumları. Çocuklarımıza ne kadar değer verdiğimizi buradan anlayabilirsiniz, hedefimizin ne olduğunu buradan anlayabilirsiniz. Diyoruz ki: Öğretmen öğrencisine kötü örnek olmasın. Doktor hastanede hastasına kötü örnek olmasın. “Ben içiyorum, ama sen içme.” Hiç kimse inanmaz buna, bir hekim olarak önce ben bunu söylüyorum. Bir hekim olarak benim demem lazım ki: “Ben sigara içmiyorum, siz de içmeyin.”

Dolayısıyla, burada bir diğer konu da: Efendim, şimdiye kadar uygulanmadı, kamu görevlileri filan, bu uygulanmasa ne olur, ne yapılır? Getirdiğimiz kanunda, eğer kamu görevlisi cezayı uygulamıyor ise ona ait de cezai tedbirler ve disiplin hükümleri uygulanıyor. Dolayısıyla, cezayı uygulamayana da ceza uygulanacak. Bu işi biz sıkı tutuyoruz bu sefer.

Burada, cezalar Kabahatler Kanunu’na göre verilecek. Belediye encümenine, belediye zabıtasına, mahallî mülki amire, Tütün-Alkol Piyasası Denetleme Kuruluna verilen yetkiler var, RTÜK’e verilen yetkiler var, genel kolluğa verilen yetkiler var vesair. Yani, cezaların nasıl verileceği tadat edilmiş. Bu, 4207 sayılı, bir önceki, mevcut, değiştirmeyi düşündüğümüz Kanun’la karıştırılıyor. O Kanun’daki mantık ceza vermeyi değil, caydırmayı öngören bir kanun mantığıydı. Yani, kişiye, sigara içene gelecek, diyeceksiniz ki: “Burada sigara içme.” Bir daha söyleyeceksiniz, bir daha söyleyeceksiniz. Olmadı, polisi çağıracaksınız, o onu oradan uzaklaştıracak. Olmadı, valiye haber vereceksiniz, vali ceza kesecek. Yani, bu, ceza kesmekten ziyade caydırıcılık mantığıyla kurgulanmıştı. Ama görevini yaptı mı? Yaptı. Bugün otobüslerde sigara içilmiyorsa, bugün uçaklarda sigara içilmiyorsa bu Kanun’a borçluyuz. O zaman, biz bu borcumuzu bir eda edelim, diyelim ki: Bu Kanun’u hazırlayanlara biz müteşekkiriz toplum olarak. Bunlar: Değerli dostumuz, bir hekim olan, eski milletvekilimiz Doktor Ahmet Feyzi İnceöz’ü burada hatırlamadan geçemeyeceğiz. Eski Sağlık Bakanlarımızdan Sayın Bülent Akarcalı’yı anmadan geçemeyeceğiz. Aynı şekilde, o dönemin Adalet Komisyonu Başkanı, çok değerli milletvekilimiz, şimdi partimizin Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya’yı anmamız gerekiyor. Kanun’u imzalayan, Cumhurbaşkanı olarak imzalayan Sayın Süleyman Demirel’i de anmamız gerekiyor. Çünkü, marifet iltifata tabi. Bizim, arkadaşlarımızın bu iyiliklerini ve değerli büyüklerimizin yaptıklarını anlatmamız gerekiyor.

Peki, bu kanun buraya gelirken nasıl hazırlandı, onun için de bir iki kelam yapmam gerekiyor. Bu kanunu biz hazırlarken arkadaşlarımızla birlikte hazırladık, ben hepsinin emeğine teşekkür ediyorum. Çok bürokrat arkadaşımız yardım etti, tek tek saymak, belki unuttuğum olursa olmaz, onun için hiçbirini saymayayım diyorum, hepsine teşekkür edeyim. Yalnız, Sedat Pekel ve arkadaşları vardı, Cumhuriyet Halk Partisinin Balıkesir Milletvekili. Şimdi bunu anmasak olmaz. O arkadaşımız da geçen dönem kanun teklifi verdi ve biz komisyonda bunları birleştirecektik. Bir de Adana Milletvekili Atilla Başoğlu arkadaşımızın verdiği teklif vardı. Bunları birleştirecektik, fakat Sedat Pekel Bey, kanunun, kırk beş gün içinde komisyonda görüşülmediği gerekçesiyle, komisyondan Genel Kurula inmesi için önerge verdi, Meclis Başkanlığımıza dilekçe verdi ve biz komisyonda bunu ayırmak durumunda kaldık. Ama, gene de bizim bunu, bu kadirşinaslığı göstermemiz lazım, anmamız lazım.

Değerli arkadaşlarım, 22’nci Dönemde, biz, Sağlık Komisyonuna gelen bu kanunda alt komisyon kurduk. Kocaeli Milletvekilimiz Nevzat Doğan arkadaşımız burada çok çalıştı, bunu ve diğer arkadaşlarımızı hatırlamamız gerekiyor. Adalet Komisyonunda alt komisyonu yöneten Recep Özel arkadaşımızı, Isparta Milletvekilimizi anmamız gerekiyor ve Komisyon Başkan Vekilimiz ve şu anda burada oturan Hakkı Köylü arkadaşımızı anmamak olmaz. Ama, her şeyden önce, Adalet Komisyonundan bunun bir bütün olarak, delinmeden ve iyi bir şekilde çıkmasını sağlayan şu andaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız -o zaman Adalet Komisyonu Başkanıydı- Sayın Köksal Toptan’ı burada ismen zikretmek isterim. Her şeyden önce, o dönemdeki Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekillerini ve gruptaki tüm üyelerini, Anavatan Partisi Grubunu, Grup Başkan Vekillerini ve üyelerini burada bir kadirşinaslık olarak anmak istiyorum, çünkü hepsi desteklediler; açık ve net söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi ve Anavatan Partisi Grup Başkan Vekilleri çok istekli olarak bu kanunun çıkmasını arzu ettiler, ama, geçtiğimiz dönem, 22’nci Dönemde bunu başaramadık. Şimdi, eminim ki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve Grup Başkan Vekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve Grup Başkan Vekilleri ve Demokratik Toplum Partisi Grubu ve Grup Başkan Vekilleri ve elbette ki AK Parti Grubu ve Grup Başkan Vekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 27 Aralık 2007

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook