Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Kasım 2016 · 743 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ceyhun İrgil (CHP), 23 Kasım 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle); konuşma 743 kelime.
Ceyhun İrgil (CHP, Bursa). “Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 23 Kasım 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ceyhun-irgil-26-2016-11-23-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-hukmund (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=53769
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CEYHUN İRGİL (Bursa)Onu düzeltin isterseniz tutanaklardan.
ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Peki, düzeltiyorum o zaman; bu doğrulanamamış bir haber oldu, düzeltiyorum o zaman. Böyle bir yankı geldi, umarım kendisi de gelir.
Sevgili arkadaşlarım, bilirsiniz “Hapishanenin Doğuşu” adlı kitabı vardır Foucault’nun. Cezaevi konusunun en önemli uzmanlarından birisidir. Ha, zannetmeyin ki o kitapta cezaevinin tarihçesi anlatılır; cezaevinin tarihçesi anlatılmaz, aksine, iktidarın hangi güçleri var, hangi sopaları var, iktidar kendisini hangi ayaklar üzerinde var eder, bu anlatılır.
Şimdi, hemen anımsatayım size, der ki Foucault: “Modern toplum yani cezaevlerini yaratan toplum kendisini cezaevlerinde, okullarda, kışlada ve işletmede yansıtır.” der. Bu deyim, bugün herhâlde dünkünden çok daha hâkim bir şekilde önümüzde duruyor.
Arkadaşlarım konuştular, siyasi parti temsilcisi arkadaşlarım düşüncelerini ifade ettiler. Cezaevi, her zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin, aynı zamanda Türkiye’nin bir sorunu olmaya devam etti. Orada kanayan bir yara vardır. Cezaevlerimizin eski koşullarında kirlilik söz konusu idi, o kirliliğe bağlı olarak sağlıksızlık söz konusu idi. Bunlar önemli ölçüde bir çabayla düzeldi, artık “çok kirli”, “çok pis” dediğimiz cezaevleri yok yani ayaklarınızın altında farelerin dolaştığı, yiyeceklerinizin üzerine farelerin geldiği ya da böceklerin geldiği bir cezaevi yok ama cezaevi var.
Bir kez daha söylemek isterim, Foucault’nun sözüyle de “Cezaevi bir kötülüktür.” Bülbülü altın kafese koysanız, orada o “vatan” der, cezaevinde de insan “özgürlük” der; dışarıdaki bir simidi özler, bir simit yemeyi özler, dışarıdaki simitçinin sesini duymayı da özler, kendi çocuklarını kucaklamayı da elbette, kendi mesleğini ifa etmeyi de. Şimdi, ben eminim ki HDP’li 10 milletvekili arkadaşımız bu kürsülerde olmayı özlüyorlardır ve eminim ki biraz önce adından söz ettiğim 2 yazar arkadaşımız kendi bilgisayarının başına oturmayı özlüyorlardır.
Biz bugün, özellikle OHAL’in ilanının ardından ne yaptık sevgili arkadaşlar ya da OHAL bizim önümüze ne getirdi, koydu? Şimdi size bir rakam vereceğim, belki birçoğunuz biliyorsunuz: OHAL’den sonra, OHAL kapsamı içinde tutuklu olan kişi sayısı bugün 36.951. 36.951 kişi OHAL’in ilanından sonra tutuklandı. Tutuklama bir önlemdir, bütün hukukçu arkadaşlarım da bilirler, sizler de bilirsiniz, aydın insanlarsınız. Şimdi, biz neredeyse 37 bin kişiyi önlem alarak cezaevine koyarak acaba ne yapıyoruz? Yaptığımız şey nedir? Esas olan özgürlükler değil midir?
Ben yine Foucault’dan bir alıntı size yapmak istiyorum, diyor ki: “Tımarhane ve hapishane iktidarların bir sopası olmuştur.” Tımarhane ve hapishane. Orta Çağ’da da böyle, bugün de böyle. Bu sopaya niye ihtiyacımız var? Çünkü, biz hâlâ demokratik bir ortamı yaratamıyoruz, demokratik koşulları yaratamıyoruz, insanların özgürce kendilerini ifade edebildikleri, özgürce herhangi bir alanda siyasi bir örgütlenme içinde var olabildikleri ortamı yaratmıyoruz ve sürekli sıkıştırarak, sürekli kelepçeleyerek, sürekli cezaevine atarak insanların ceza yoluyla eğitilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Oysa, nasıl hep diyoruz ya OHAL demokrasiyle aşılır, insanların suç oranı da onlara verdiğiniz eğitim ve özgürlükle aşılır. Bunu ne yazık ki yapamıyoruz.
Yine Foucault’dan bir sözü paylaşmak istiyorum, diyor ki: “İktidar bir savaştır; başka araçlarla sürdürülen, ilan edilmemiş bir savaştır.” OHAL de nedir? OHAL, iktidarın kendi yasal olanaklarını bir kat daha artırmasıdır, bu savaş alanındaki savaş araçlarını biraz daha çoğaltmış olmasıdır.
Yine Foucault’dan son bir sözü söyleyeceğim size, diyor ki: “Erdem, kendimize karşı sorumluluklarımızdır, topluma karşı değil.” AKP’li arkadaşlarımın dikkatine sunuyorum: “Erdem, kendimize karşı sorumluluklarımızdır, topluma karşı değil.” Elbette topluma da karşı ama bireyin öncelikle kendi vicdanıyla baş başa kaldığı bir süreç söz konusudur, bu süreç çok önemlidir. Kendi yüzümüze aynada bakabildiğimiz ve yüzümüzün kızarmadığını, utanmadığını gördüğümüz süreç çok önemlidir.
Biraz önce, AKP’li milletvekili arkadaşım “Bize örnekler sunar mısınız? Cezaevindeki kötülüklere ilişkin somut söyleyin.” dedi. İşte, söylüyorum arkadaşlar: İnsan Hakları Derneğinin raporu. Tek tek isimler var, kimlere işkence yapılmış cezaevinde, kimlere kötü muamele yapılmış. Gaziantep L Tipi Cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin İnsan Hakları Derneğinin raporu: Avukat arkadaşlarımızla gitmişler, inceleme yapmışlar, Gaziantep’e OHAL sebebiyle nakledilen 93 hükümlünün nasıl çıplak arandığını, bir cezaevinden bir cezaevine taşınmalarına rağmen hastaların nasıl dayak yediğini, bunları birinci elden saptamışlar.
Yine başka bir rapor. Bu rapor da Şırnak T Tipi -özel güvenlikli- Kapalı Cezaevine ilişkin. Hastaları sayıyor; şizofreni hastası var. Hukukçu arkadaşlarım bilirler, şizofrenlerin herhangi bir biçimde cezai ehliyeti yoktur. Bu insanın cezaevinde bırakılmasından umut edilen kazanç nedir?
Değerli arkadaşlar, daha başkaları var. Çok yakında Veli arkadaşımız cezaevini ziyaret etti ve Ali Bulaç’la görüştü, basına da yansıdı, okumuşsunuzdur. Ali Bulaç diyor ki: “AKP’li arkadaşlar, çoğunuz benim yanımda yetiştiniz. Bu tutuklamanın haklı olup olmadığını siz bilebilirsiniz.” Size sesleniyor, AKP’li arkadaşlarımıza sesleniyor. Biz birbirimizi biliriz sizin beni bildiğiniz kadar ya da benim sizi bildiğim kadar; insanların terör örgütü üyesi olup olmadıklarını, terör örgütü üyesi olmanın ne anlama geldiğini hukuken de biliriz, bireysel olarak da biliriz.
Şimdi bunlar Veli arkadaşımızın basına yansıyan raporunda da var, biraz önce kendisiyle de konuştum, 127 yazarçizer gazeteci şu anda cezaevinde. Yanılmıyorum değil mi rakamda?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
81 konuşma daha · 23 Kasım 2016