İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 19. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri

Genel Kurul, 19. Birleşim · 5. yasama yılı · 26 Kasım 2014 · 456 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Demir Çelik (Halkların Demokratik Partisi), 26 Kasım 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri); konuşma 456 kelime.

Demir Çelik (Halkların Demokratik Partisi, Muş). “Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2014. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/demir-celik-24-2014-11-26-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararname-2 (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=35300

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

DEMİR ÇELİK (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Evet, devlet, 6 bin yıldır hiyerarşik ve tahakkümcü olma özelliğiyle toplumun geleceğini, özgürlüklerini gasbetmeye devam ediyor. Devlet, bu gasbına nasıl meşruiyet kazandırabilir? Ancak ve tek bir koşulu vardır; toplumun çoklu kültürüne, kimliğine saygılı olan, toplumun canlı bir organizma olmasından kaynaklı, engelleyen, onun gelişmesini, erteleyen değil; onu büyüten, çoğaltan, ihtiyaçlarını meşru zeminde tutan olmalıdır. Devlet bu özelliklerini muhafaza ettiğinde yani kimliklere, dinlere, kültürlere eşit ve adil yaklaştığında itibar sahibi olur, güç sahibi olur, bu devlet adil ve eşitlikçi olur. Adil ve eşitlikçi olamayan, hiyerarşiyi, tahakkümü, hegemonik gücünü topluma ve toplum dinamiklerine dayatan ise kaybedendir, otoriterizmden totaliterizme, oradan faşizme kadar evrilecek bir kısım tarihsel düzeyde siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik yıkımlara neden olur. Tarih bununla doludur, örneklerini çoğaltabiliriz ama güncelimiz değil.

Buna karşın toplum eğer insanlığın ortak değerleri olarak kültürüne, kimliğine, dinine, vicdanına seslenir, sahip çıkarsa, ötekisi Yaradan’ın yarattığı özellikleriyle kabul görür, saygılı olunursa kazanan toplum olur, toplumsal dinamikler olur. Ama kimliklerden birini reddeder, kimliklerden birine düşman hukukunu uygularsanız, devlet adaleti dağıtan, devlet adil davranmayı sağlayan organizmadan çıkmış olur; adaletsizliğin, hukuksuzluğun dize vurduğu, çöktüğü ve çözümlendiği bir noktaya gelmiş olur ki orada devlet de kaybeder, toplum da kaybeder.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle, devlet adil ve eşit olacaksa dinî kimliğe ve kültürel farklılıklara nötr olmalı, eşit davranmalı, eşit mesafede yaklaşmalıdır. Eşit mesafede yaklaştığı dinsel kimliğe, cinsel kimliğe ya da etnik kimliğe bağlı olarak barış içerisinde bir arada yaşamanın fırsatı her zamandan çok Türkiye halklarının ihtiyacı olmakla karşı karşıdır. Doksan yıldır başaramadığımız, beceremediğimiz, öteleyerek, erteleyerek, baskılayarak devletin zor aygıtını, ideolojik aygıtlarını, baskılayıcı aygıtlarını dayattığımız için de içimizden düşmanlar ürettik, üretiyoruz. Halklar, inançlar düşman değil; halklar, inançlar dosttur, kardeştir. Bu kardeşlik hukukunun diyalog ve müzakereye dayalı çözüm parametreleri her zaman insani, vicdani noktada kalmıştır. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Meclisinin yapması gereken, birikmiş olan tarihsel, siyasal, sosyal, ekolojik, ekonomik, demokratik sorunlarımızı diyaloğa açık, barış eksenli çözümü öngören bir noktadan yaklaşmamız gerekiyor. Savaş kaybettirendir, savaş ölümdür, yıkımdır, yoksulluktur, açlıktır, sefalettir. Barış özgürlüktür, adalettir, kardeşliktir. Barıştan yana olmak insani, vicdani sorumluluğumuzun gereğidir. Dinî kimliğimiz, etnik kimliğimiz ya da siyasal düşüncemiz ne olursa olsun insanlığın ortak değerlerinde buluşmak adına atmamız gereken adımların yerine, biri diğerini ötekileştirdiğinde, baskıladığında tırnak içerisinde kriminalize edip terörize ettiğinde kaybeden hepimiz oluruz. Burada söz konusu olan gasbedilmiş hakların, ertelenmiş, ötelenmiş ve baskılanmış özgürlüklerin bir an evvel topluma, toplum dinamiklerine devredilmesidir. Sivil toplum örgütlerini dinlemediğinizde, sivil toplum örgütlerinin meşru taleplerini göz önünde bulundurmadığınızda katılımcı davranmış olamazsınız.

Sivil toplumun bu demokratik katılımcı eksenli taleplerini dikkate alan ama birikmiş tarihsel sorunlarımızdan hareketle de kimliklerin, dinlerin ve kültürlerin mevcut var olan problemlerini çareye ve çözüme kavuşturan bir noktada Meclis duruma el koymalı, diyalog ve müzakereyi esas alan bir noktada toplumun önünü açan pozisyonda olmalıdır diyor, saygılar sunuyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

80 konuşma daha · 26 Kasım 2014

80 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook