Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 83. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Nisan 2006 · 824 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Deniz Baykal (CHP), 4 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİNDE SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA); konuşma 824 kelime.
Deniz Baykal (CHP, Antalya). “Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2006-04-04-dogu-ve-guneydogu-anadolu-bolgelerinde-son-gunlerde-yasanan-olaylar-ha (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, İçişleri Bakanının son günlerde yurdun güneydoğusunda yaşanan terör olaylarıyla ilgili verdiği bilgi dolayısıyla, bu konularda sizlere hitap etme imkânını bulmuş oluyoruz. Bu, usulümüzün, Tüzüğümüzün sağladığı bir imkân; fakat, gönül istiyor ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, karşı karşıya bulunduğumuz bu çok önemli terör sorununu, böyle, İçişleri Bakanının verdiği bilgi dolayısıyla doğan bir Tüzük hakkını kullanarak değil, terör sorununu, kapsamlı hazırlanmış raporlar etrafında, ayrıntılı bir şekilde konuşarak, değerlendirerek, Türkiye'nin bir ulusal terör politikasını, teröre karşı mücadele politikasını geliştirmesine fırsat verecek bir çalışma yapabilse. Maalesef, bu çalışmayı bugüne kadar yapamadık.
Hatırlayacaksınız, yedi ay kadar önce, Türkiye'de terörün tekrar hareketlenmeye başladığı, yeni bir anlayışla, yeni bir yaklaşımla bir terör yaygınlaşmasının gündeme gelmeye başladığı sıralarda, biz, bir genel görüşme önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiştik ve bu konuları konuşabilmeyi istiyorduk. Fakat, maalesef, o zaman, AKP yönetimi, Hükümet bu konuyu uygun görmedi; terörü, Türkiye Büyük Millet Meclisinde müzakereye değer bir konu olarak algılamadığını ifade etti; hatta, toplantının gerçekleşmemesi için her türlü çabayı sergiledi; fakat, bağımsız milletvekillerinin ve muhalefet milletvekillerinin -bazı, bir iki AKP milletvekiliyle birlikte- bu konuya sahip çıkması sonucunda, Meclisi bir genel görüşme ortamına çağırmayı başarabildik. Ama "genel görüşmeye gerek yoktur" kararıyla bu konu, o zaman kapatılmıştı. Yani, Türkiye'nin terör sorunuyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapsamlı, doyurucu bir çalışma yapma imkânı bulamadığına dikkati çekmek istiyorum.
Bu, çok temel bir olaydır; çünkü, terör, bu ülkenin en önemli konularından birisidir ve bu konuda bir ortak politikayı geliştirmenin en uygun platformu Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu işlevini yerine getirememiştir.
Hükümet, ortaya çıkan terör olayları karşısında, toplumsal tepki belli bir düzeye, ortaya çıkınca, göstermelik olarak, bazen, işte buraya gelip olayla ilgili açıklamalar yapmakta ve savsaklayıcı açıklamalarla konu örtbas edilmektedir. Halbuki, bu, kalıcı, sürekli ve önemli bir konudur, bu konuda ciddî tedbirlere ihtiyaç vardır; hükümetin yaklaşımı bu konuda kesinlikle güven verici değildir; hükümet bu konuyu kavramış gözükmüyor; bu konuya yönelik ciddî önlemler geliştirmiş gözükmüyor; durumu idare etmeye yönelik, geçiştirmeye yönelik bir politikayı, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatmış durumdadır ve Meclis de buna seyirci durumundadır. Bu konudaki şikâyetimi Meclisle paylaşmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, geride bıraktığımız hafta, Türkiye'nin çok acı ve kanlı bir haftasıydı. Kanlı diyorsam, trafik kazaları oldu da onun için kan aktı diye söylemiyorum ya da bir afet yaşandı, bir felakete maruz kaldık, bir bölgedeki insanlarımız maalesef hayatını kaybetti, ondan dolayı üzülüyoruz diye söylemiyorum. Çok kanlı bir haftayı geride bıraktık ve bu kanın arkasında, hiç kuşku yok ki, PKK'nın, güvenlik güçlerini ve masum insanları öldürmeye ve sindirmeye yönelik, onları hedef alan bir başkaldırı uygulaması yapmış olması yatıyor. Yani, yaşadığımız kanlı olayın arkasında PKK'nın bir başkaldırı girişimi vardır; bu başkaldırı girişiminin hedefi güvenlik güçleri ve masum halktır; bu girişim yürütülmüştür ve bunun sonucunda da çok acı bir tablo çıkmıştır. Diyarbakır ve İstanbul'da 15 vatandaşımız hayatını kaybetti. 300'ün üzerinde yaralı var. Bu yaralıların yarısından fazlası güvenlik güçleri; polisimiz ve jandarmamız. Bu başkaldırı sırasında, maalesef, işyerleri, kamu binaları, bankalar, PTT ve Telekom merkezleri tahrip edildi, arabalar, otobüsler kundaklandı, yakıldı; Diyarbakır, Batman, Siirt, Van, Hakkâri ve İstanbul'da Öcalan posterleri, federasyon bayrakları ve PKK sloganları eşliğinde kanunsuz yürüyüşler yapıldı. Bu olaylar süresince, ülkede, bu yörelerde can ve mal güvenliği kalmadı; hukuk askıya alındı, asayiş askıya alındı, devlet otoritesi askıya alındı, devlet ve hukuk çiğnendi. Vali Yardımcısı, Belediye Başkanının himayesinde Diyarbakır'da dolaşmalar yaptı; Belediye Başkanı, bu olayları yapanları cesaretleri dolayısıyla kutladığını söyledi. Başbakan, Sudan ve Darfur'da, Cidde'de dolaşıyordu. Sudanlılar yerel danslarıyla Başbakana gösteriler yapıyorlardı. İçişleri Bakanı sütre gerisinde kayıptı; Millî Eğitim Bakanı 12 günlük Avustralya gezisindeydi; Bakanlar Kurulu toplanamamıştı. Meydan, PKK uzantısı bir partinin yerel yöneticilerine ve belediye başkanlarına kalmıştı. Onlar, burası bizden sorulur havası içinde demeçler veriyor, açıklamalar yapıyordu. Bir anlamda, merkezî otorite kaybolmuş, orada fiilî bir güç ortaya çıkmıştı. Konuşan belediye başkanları "kimse dükkânlarını açmayacak, öğrenciler okula gitmeyecek, çarşıya kimse inmeyecek" diye talimatlar yağdırıyordu.
Diyarbakır'da yapılması gereken bir futbol maçı, seyircisiz bir futbol maçı, Malatya'ya aktarılıyordu; Van'da yapılması gereken bir üniversite sınavı, bilinmeyen bir tarihe erteleniyordu.
Güvenlik güçleri vilayeti ve emniyeti çembere almışlardı; yani, savunma tertibatı içine girmişlerdi.
Diyarbakır'ın Bağlar bölgesinde, eski Ziraat Bankası binası sağlık ocağına döndürülmüştü. Sağlık ocağının önündeki Türk Bayrağı indirildi, yerine PKK'nın konfederasyon bayrağı çekildi; Diyarbakır'da!..
Değerli arkadaşlarım, terörün kesin olarak yenildiği, terörün liderinin Türk güvenlik güçlerine teslim edildiği 1999 yılında, Türkiye, terör belasını etkisiz kılmayı başarmıştı; sıfır terör vardı. 1999 yılındaki sıfır terör, AKP İktidarının dördüncü yılında, Türkiye'nin manzarasının bu noktaya geldiği bir tabloya bizi getirdi.
Demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde, kamu otoritesine bu kadar açık bir tepkinin bu kadar rahat bir şekilde sergilendiğinin bir başka örneği yoktur. Devlet, hiçbir zaman, bu kadar âciz, bu kadar perişan bir duruma hiç düşürülmemiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu tablo ne zaman ortaya çıktı? Ne zaman ortaya çıktı? Birdenbire mi kendisini gösterdi? Bu tablonun arkasında ne var? Türkiye'yi buraya getiren süreçler nelerdi? O süreçler nasıl…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
DENİZ BAYKAL (Devamla)Ne oldu?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 4 Nisan 2006